1 Mart 2021

Firefly Lane övmek için geri dönmüş olabilir miyim?

Açtım beyaz bir sayfa başladım yazmaya. Seni çok özledim canım blog. Bu yazı nasıl başlar neye evrilir bilmiyorum. Tam şu anda geçen hafta başlayıp 1-2 gün içinde hızlıca bitirdiğim ve çokça bayıldığım bir diziden en çok sevdiğim şarkıyı dinliyorum. Arka arkaya kaç kez dinledim inanın bilmiyorum. Şuraya adını bırakayım siz de bakın. Star (Firefly Lane Soundtrack).  

Bazı anlar vardır sanırım bu yaşama coşkusu denilen duyguyu size hissettirir. Hatta geçtiğimiz günlerde bununla ilgili bir podcast dinledim ve çok aydınlatıcı geldi. Oradaki psikolog ya da psikiyatrist tam hatırlamıyorum ama bu duygunun adına canlılık diyordu. Bazı anlar; bir anlık bir manzara, bir şarkı, bir kitapta geçen satırlar, birinin gülümseyişi, güzel bir parfüm, güneşli bir hava, bir yolculuk... saymakla bitmeyen daha niceleri size bu hissi yaşatabilir ve bence bu hayatta hissedilen en güzel his olabilir. Canlılık. Yaşama coşkusu. Var olduğun için ve şu anda bu duyguyu hissedebildiğin için şükretme hali. Çok güzel bir his. Ve evet ben bu şarkıyı dinlerken de bu diziyi izlerken de böyle hislerle doldum genellikle. Son zamanlarda izlediğim en iyi şeylerden biriydi. İyi ki keşfetmişim. Hem diziyi hem de şarkıyı. 

Düşünün ki kalkıp bir anda bloğumu açtım ve bu yazıyı yazmaya başladım. :) Durum güncellemesi yapmak gerekirse hayat şu anda nasıl gidiyor? Geçtiğimiz ay 33 yaşına girdim. Literally! Ben bu 30'lu yaşlara ne zaman geldim yahu ve nasıl da hızlı geçiyor zaman. Hayır çok yaşlı hissettiğim için demiyorum bunu ancak fiziksel olarak değişmek beni rakamsal değerlerden daha çok korkutuyor. Gerçekten bunu kabullenip insanın geçen zamanla barışık olma hali nasıl vuku buluyor acaba? Yine diziye dönecek olursak buradaki karakterleri tahminen 50'li yaşlarda olmalarına rağmen hayat dolu oldukları ve hayatı diledikleri gibi yaşamaya çalıştıkları için ayrı bir sevdim. Çünkü ne yazık ki Türkiye'de genel olarak belirli bir yaşın üzerine çıkınca artık bizden geçti yaklaşımı başlıyor ve ben bu durumdan inanılmaz nefret ediyorum. Belki de yaşlanmaktan korkmamın sebebi de budur. Böyle olmaktan korkmak. Neyse efenim allahtan genlerimiz sağ olsun hiç yaşımı göstermiyorum buna da şükür haha. 

Yaş girdabından çıkacak olursak Eylül ayından beri çalıştığım şirketten ayrıldım sayılır bazı yeni gelişmeler var ancak ne istediğimi bulmak konusunda kanımca daha kat edeceğim yollar var. Bunun dışında bir süre önce İngilizce konusunda aksiyon almaya başladım. Her hafta native speakerlarla konuşma pratiği yapıyorum. Reklam gelmiyor korkmayın ahah. Bu konuda daha çok yolum var biliyorum ama inat ettim ilk kez bu kadar kafaya koydum galiba bu konuyu. Yakında İngilizce bir blog açacağım ya da instagram sayfası. Hazır vaktim de varken bu süreci iyi değerlendirmek istiyorum. Neler yapıyorum bu konuda anlatırım başka bir yazıda. Spora başladım ve çok iyi geldi. Baktım ki bu salgının biteceği yok daha fazla ertelemiyim dedim ancak çalıştığım ofisteki gelişmelerden dolayı 2 haftadır gidemiyorum maalesef. Aylardır yoga yapmadım bu arada ve özledim diyebilir miyiz diyebiliriz galiba. Bir ara bir diyetisyene başladım ve çok kısa sürdü birlikteliğimiz. :) Pandemide ben de herkes gibi kilo aldım arkadaşlar ve şu anki halimi aşırı sevdiğim söylenemez. Yaklaşık 7 kilocuk kadar almış olabilirim bu hareketsiz yaşam içerisinde. O yüzden önümüzdeki hafta dengeli beslenme hareketine geçiyorum. Hadi bu blog yazısı güzel şeylerin başlangıcı olsun ya. Hayatımın iplerini tekrar elime alma ve hayatımı-kendimi toparlama hareketinin ilk adımı! Why not?! Ben bu yazının neye evrileceğini bilmiyorum diye başında söylemiştim. :)  He bu arada geçen ay saçlarımı boyattım ve hayatımda ilk kez ombre denen şeyi yaptırdım. Genel olarak olumlu geri dönüşler aldım. Arada bir online eğitimler-atölyelere katıldım, bol bol dizi izledim. 4,5 aydır çalışıyordum ve çalıştığım ofis sayesinde çok güzel arkadaşlıklar edindim ve çook eğlendim. Sanırım 2 haftalık çalışmama süreci bana çok iyi gelmedi. Hayatımı bu aralar sıkıcı buluyorum ama güzel gelişmelerin gelmekte olduğunu da hissediyorum.

Bilmiyorum hiç duymuş muydunuz The pattern diye bir uygulama var orada Şubat ayı itibariyle hayatımda yeni bir dönemin başlayacağını söylüyordu. Ve bu ay içinde yaşadığım zorunlu değişimler başta kötü gibi gözükse de güzel fırsatlara zemin hazırlayacağına inanıyorum. Bu bakış açısı beni daha umutlu yapıyor. Kendimi kandırmıyorum yooo. :) Neyse blog dostları bu günlük yazımız bu kadar olsun. Hayatımı yoluna koyma ve daha iyi bir ben olma adımlarımda neler yaşadığımı size de aktarmaya devam edeceğim. Hala burada olduğunuzu biliyorum. Bir selam verirsiniz değil mi?

Bir sonraki yazıya kadar sağlıklı kalın! Firefly Lane'i de izleyin pls. O kadar övdük burada. 

Mutlu keçiiii ^^

5 Nisan 2020

Karantinada Bir Keçi


Günlerden ne, ayın kaçı bilmiyorum ve bazen hiç kontrol etmeden bile geçip bitmiş oluyor günler, haftalar. Bugün kişisel karantinamızda 19. günümüz filan sanırım. En son yazım yeni yıl dilekleriydi ve baya da umutluydum bu seneden. Şaka değil hayatımda her zaman çift sayılı yılların daha iyi geçtiğine ve uğurlu geldiğine dair bir inanç var. Genel olarak çift sayıları daha çok sevdiğimden olsa gerek. Ancak şimdi geriye dönüp baktığımda hayatımın son 5 senesindeki en köklü değişimler 2015, 2017 ve 2019 senelerinde oldu. Mesela, 2015'te İzmir'den İstanbul'a taşındım, 2017 senesinde evlendim, 2019 senesinde mutsuz olduğum işimden çıktım.

3 Şubat 2020

Hey 2020!


Günlerdir yeni yıl yazısı yazmaya niyet edip vazgeçiyorum. Ne yazacağım konusunda hala birtakım soru işaretlerim vardı galiba çünkü eskisi gibi maddelerce yeni yıl hedefleri belirlemek yorucu geliyor artık. Uzun vadeli planlardansa kısa vadeli ve sonuçlarını hızlıca göreceğim kararlar almanın beni daha fazla motive ettiğini fark ettim. Yeni yıl kararları yerine aylık kararlar almak, hedefler belirlemek çok daha verimli geliyor açıkçası. He bir de isteklerim, heveslerim her daim değişebiliyor ve 1 yıl önce belirlediğim hedefler yıl içinde anlamını yitirebilir benim için.
Geçtiğimiz sene yoğun ve hızlı geçti.  Duygusal anlamda çalkantılı bir seneydi. Çok fazla sağlık problemi, iş yerinde sıkıntılar vs derken yıl sonuna doğru bir anda hayatıma güzel ve yeni şeyler dahil olmaya başladı. Biraz çoğaldım, biraz eksildim, biraz ağladım, biraz güldüm, bazen korktum, bazen adımlar attım derken 1 sene geçti.
Şimdi önümüzde yepyeni bir sene var ve her ne kadar kötü başlamış olsa da güzel şeyler olacağına dair inancım tam. Umudumu kaybetmek istemiyorum. Yeni şeyler deneyimlemek ve güzel insanlarla tanışmak bu yılın temennileri arasında benim için.
Yeni adımlar atmaktan, içinden geçenleri söylemekten, evet demekten, hayır demekten, kaybetmekten, kazanmaktan, risk almaktan, tercih yapmaktan, mutlu hissetmekten, kendine güvenmekten, değişimden, iddialı olmaktan, sarılmaktan, seviyorum demekten, hata yapmaktan, sorumluluk almaktan ve daha bir sürü şeyden korkma!(kendime not)
2020 benim için 4.5 senelik kurumsal hayatıma veda etmemle başladı. Bir anda işsiz keçi oluverdim. Mülakatlara gitmeye başladım. İş başvurularımın ardı arkası kesilmiyordu. Sonrasında fark ettim ki kendime çok yükleniyorum ve boş durdukça kendimi suçluyorum. Dinlenmeyi ve hiçbir şey yapmadan durmayı bile unutturmuş iş hayatı. Şimdi bir sakinlik dönemine girdim. Ne yapmak istediğime karar vermek ve belki yeni şeyler denemek için kendime vakit ayırmaya karar verdim. Bu süreçte neler olacak ben de bilmiyorum ama her şeyi de bilmek zorunda değilim. :)
Bu sene; belirsizlikleri sevmeyi, onlara rağmen mutlu olabilmeyi ve zihnimi anda tutabilmeyi öğretsin bana ve bizlere.
Hala buraları takip edenlere pek çok teşekkürler.
Sevgiler^^

31 Ekim 2019

Modern Love, Kasım Güzellemesi

Günlerdir hatta belki bir iki haftadır şiddetli boyun-sırt-baş ağrılarından muzdaribim. Nasıl sinir bozucu ve tüyleri diken diken edici hatta insanı kızgın tava gibi gezdiren bir ağrı anlatamam. Dokunan bin pişman! Merkür retrosu bir yandan bu ağrılar bir yandan derken gergin bir insan olup çıkıverdim. Bunun en büyük zararı da yakın çevreme oluyor haliyle. Ağrılara gelince masa başı bir işte çalışıyor olmanın getirdiği dezavantajla birlikte her gün katlanarak devam ediyor. İlaçlarıma ara vermiştim ama devam edeceğim tekrardan. Bunun dışında bir de stres faktörü var tabi ki ağrıları arttıran, beni ve kaslarımı gün içinde bolca yoran. Hayatımda belirsizliklerle dolu bir süreçten geçiyorum sanki, istediğim değişimin yaklaşmakta olduğunu görüyorum öyle de düşünmek istiyorum. Eğer her şey istediğim gibi olursa başka bir sürecin içinde bulacağım kendimi. Sonu belirsiz ama heyecan verici.
Hayatımda uzun zamandır istediğim değişimin ilk adımı atılmış olacak. Zaman ne getirir bilinmez elbette sadece doğru fırsatın doğru zamanda beni bulacağını biliyorum. :)


19 Ekim 2019

Yeniden Blog, Biraz İç Dökme

kaynak
Bloga girmeyeli ve yazı yazmaya yeltenmeyeli nasıl da aylar olmuş. Olsundu. İçimden geldi ve yazacaktım. Az önce geçmişe gittim şöyle bir yazdıklarıma baktım. Eskiden zevklerim, ilgi alanlarım ve farkında olmadan aslında daha farkındalıkla yaptığım şeyler varmış. Şimdi de var öyle şeyler ama bazıları beni tatmin etmiyor dostlar. Ah şu kararsızlıklar ve etraftan gelen seslerle birleşen kendini yargılamalar.
Şu sıralar kendimi nötralize etmeye çalıştığım zamanlardan geçiyorum. Yüklerimden kurtulmaya, bakış açımı değiştirmeye, yargılarımdan arınmaya ve her şeyi olduğu gibi kabul etmeye çalıştığım günler. Eylül ayı hayatımızda en çalkantılı geçen dönemlerden biriydi. Hastalıklar, ölümler...
Ekim ayı ise sakin ve ılımlı geçiyor. Sonbaharı hep sevmişimdir zaten. Kışlıklarımı da çıkartınca tam olacak. Yalnız ufak bir itiraf; eskiden yazı sevmeyen ben ilk kez bu yaz gayet keyifli vakit geçirdim. Güzel kamplar, tatiller yaptık. Böyle bir şey eksikmiş demek ki yazları. O yüzden artık kendimi etiketlememeye, ben kış ya da yaz insanıyımdır dememeye karar verdim. :)
Şu sıralar kendimi daha pozitif ve esnek bir alana çekebilmek için neler yapıyorum peki?
Her hafta gittiğim ve çok memnun olduğum bir terapistim var öncelikle. 30 yaşından sonra kendime yaptığım en büyük iyiliklerden biri oldu. Bunun dışında her hafta online olarak görüştüğümüz bir mindfulness koçum var. Onun iyi bir mentor olmasının yanı sıra iyi bir insan ve belki ileride iyi bir arkadaş olabileceğini düşünüyorum. Bu da kendime yaptığım 2. iyilik oldu. Haftada 1-2 saati sadece kendime ayırmak ve rahatlıkla içimi dökmek, sorunlarımı beni yargılamadan dinleyen birileri eşliğinde konuşmak baya ferahlatıcı. Seans sonraları kuş gibi olmak da mükafatı.
Yeni başladığım bir diğer şey ise yüzmek. O da vücudum için yaptığım bir iyilik oldu. Sırt ve boyun ağrılarıma uzun vadede iyi geleceğine inanmak istiyorum.
Hayatımın son dönemleri çok hızlı ve ne olduğunu anlayamadan geçti sanki hatta ve hatta 2019 için de aynı şeyi diyebiliriz herhalde. O nedenle yazmak ve belki de günlük tutmak bana bu sene daha iyi gelecek diye düşünüyorum. Yeni yıla girmeden şimdiden başlamak istedim o nedenle yazma çizme işlerine. Neler izlemişim, neler okumuşum ya da aklımdan neler geçmiş unutmak istemiyorum ve bir yerlerde olsun istiyorum. Eskiden burada ya da evdeki defterlerimin birinde hep listelerim olurdu. Listeler güzel şeyler bence.  Belki yine başlarım benzer şeylere. 
Blog ya da instagram gibi yerlerde bir şeyleri birine göstermek ya da daha fazla beğeni almaktan ziyade kendim için paylaşmaya karar verdim. Çünkü itiraf edelim her paylaşımda az ya da çok herkeste bu his var. Buraya da dönüş yazısı için illa ki o en mükemmel an gelmeyecekti. Kusursuz bir döndüm yazısı yazmaya gerek yoktu. Okuyan okurdu, beğenen beğenirdi. İçimden geldiği an yazılacaktı ve yazıldı.

Ciao! (Kasım'da Roma'ya gidiyoruz alıştırması) (:
Mutlu Keçi

6 Ocak 2019

Ocak'19 izlenecekler listesi


2019'un Ocak ayı itibariyle her ay sevgili eşim Uğur ile kendimize izlenecek filmler listesi yapmaya karar verdik. Çünkü artık sürekli Netflix kolaylığına kaçıp dizi izliyoruz he güzel diziler izliyoruz o ayrı ama bu süreçte sinemayı çok boşladık ve nereden başlayacağımızı da bilmiyoruz. O nedenle her ay kendimize oluşturduğumuz bu film listesinden mümkünse hepsini ya da birçoğunu ay içerisinde izlemeyi düşünüyoruz. Ben de bu listeyi kendime saklamaktansa burada da paylaşmaya karar verdim. Ay sonunda izlediklerimiz olacak mı hangileri olur bilmiyorum ama bizim için motive edici bir yeni yıl başlangıcı olacağına inanıyorum. ^.^

İşte Ocak ayı film listemiz: (Herhangi bir sıralama yok. Ancak fikir vermesi açısından imdb linklerini ve puanlarını da ekliyor olacağım.)




2 Ocak 2019

Yeni yıl kararları / 2019


2019'un ilk gününde buraya biraz da iç dökmek için geldim sevgili blog. Bu yıl benim için sakin bir seneydi. Sevgili eşimle tam 1 senedir hayatı paylaşıyor olmak,  hepimizin sağlıklı olması, sevdiklerimin mutlu olması bunlar çok önemli ve güzel şeyler elbette ancak bu yıl kendimi çok üretken ve verimli hissetmediğim bir sene gibiydi. Bu durumun nedenlerinin en başında da anksiyete geliyor. 2018'in başları benim için çok sıkıntılı geçti diyebilirim. Ancak şu an gayet iyiyim kendi çabamla büyük bir aşama kaydettim. Tabi hala etkileri kaybolmuş değil. Örneğin çok kalabalık, gürültülü yerlerde bazen kendimi huzursuz hissediyor ve bir anda uzaklaşmak istiyorum oradan. Ya da uçağa bindiğimde hala rahat değilim ve gergin hissediyorum filan.
2019 hedeflerimden ilki korkularımın üzerine gitmek o yüzden. Anksiyetenin günlük yaşantımı, hayallerimi etkilemesine izin vermemek.
Bunun dışında dediğim gibi bu yıl kendime çok bir şey katabildiğimi sanmıyorum ama kendimi de suçlamıyorum. Her yıl aynı verimlilikte geçmek zorunda değil. Bu yılda çok çalıştım mesela, evimle çok ilgilendim ve bir de tüm kedilerle. Evde 2 kedimiz vardı. Bir de bahçemizde düzenli yaşayan 5 kedi oldu e sokaktakiler de var. Manevi kızımız hamur, sırnaşık kardeşler, minik tekirimiz, siyah ikiz kedicikler ve mahallenin diğer kedileri. Bazılarını yıl içinde hastalıklardan kaybettik bazılarını iyileştirdik çok mutlu olduk. 2018'i bol kedili bir yıl olarak anımsayacağım kesin.
Bunun dışında bir de hastaneleri hatırlayacağım galiba. Meraklandırmadan söyleyeyim öyle ciddi bir şey yok ancak birçok panik atak yaşamış kişi gibi bende de yaşadığı rahatsızlıkları aşırı ciddiye alıp sürekli internetten araştırmak ve doktora gitmek gibi bir takıntı baş gösterdi ve sonuç gereksiz kuruntular, stres ve huzursuz günler.
2019'un 2. hedefi internetten hastalık araştırmamak, kötü düşünmemek ve kesinlikle daha az stres olacak. Stres konusunu biraz açacak olursak özellikle bazen gereksiz şeyleri ve kişileri kafaya takabiliyorum. Ya da birinin söylediği bir söz tüm gün keyfimi kaçırabiliyor. Çoğu zaman içten içe bir şeyleri kafamda kurarken buluyorum kendimi ya da mesela biri benimle ilgili bir sürü güzel şey söylerken söylediği tek kötü cümleyi kafama takıp benimle ilgili neden öyle düşündüğünü sorguluyorum. 
Bu nedenle 2019'un 3. hedefi benim için kesinlikle kendime daha çok odaklanmak olacak. Düşüncelerime, yaşadığım her ana, hayallerime, iç dünyama, doğaya, kedilere, sanata, güzel olan her şeye. Bu kısımda başkalarının ne düşündüğü, ne yaptığı, ya da bana nasıl davrandığı olmayacak. Kimseyi değiştiremem ya da kontrol edemem. Sadece kendimi değiştirebilirim ve bu nedenle bu konuda değişmeyi seçiyorum. Günlük hayatta bazen farkında olmadan kendimizden çok çevremize odaklanıyoruz. Başkalarının sizi nasıl gördüğü, neler yaptığı ya da haketmediğiniz şeyler, şikayetler, dedikodular... İnanılmaz bir beyin ve kalp kirliliği bunlar aslında ve toplaştığında geride yorgun bir ruh hali bırakıyor. 
2019 itibariyle artık bu yorgun ruh halini üzerimden atmak istiyorum. Bunun yollarından biri de dedikodu yapmamak ve şikayet etmemek. Dedikodu yapılan ortamlarda az da olsa bulunduysanız başta masum gibi görünen ama sonra kötü bir alışkanlığa dönen ve insanı kendinden soğutan bu durumlara da aşinasınızdır. En kötüsü de bazı insanların tek iletişim şeklinin dedikodu olduğunu görmek. He birde sürekli şikayetçi olma hali vardır. Şikayet etmek, sürekli söylenmek aslında biraz işin kolayına kaçmak gibi oluyor. Çözüm üretmek ya da kabullenmek çok daha zor. Biliyoruz ki kimsenin hayatı mükemmel değil. Gerçek hayatta en mutlu, en başarılı, en sosyal gibi bir sıralama yok. Ve her zaman kendime hatırlattığım şey gelip geçicilik. Her şeyin gelip geçici olduğunu unutma ve bu akışa izin ver.

17 Kasım 2018

Mini yazı!

Cumartesi günüm evde bol ilhamlı ve düşünceler içinde geçiyor. İnstagram için yeni bir proje fikrim var. Hatta bu posttan sonra dönüp ona göz atacağım. Bakalım eğlenceli olacak gibi.
Bugün tüm gün evde takıldım ve sosyal medyadaki tüm mecraların cılkını çıkardım. Youtube, instagram filan. :) Uğur fotoğraf çekiminde ve evde yalnız kalan bir keçi olarak evin de temiz ve derli toplu olmasını fırsat bilip bol bol aylaklık yaptım. Yalnız şu an aşırı aç hissediyorum ve yemek için sevgili eşimi beklediğimden aparatif bir şeyler düşünüyorum. 
Bu arada hava inanılmaz soğuk değil mi yahu? Bu kış için acil kalın bir kabana ihtiyacım var. Markaların internet sitelerinde biraz tur atıp güzel bir şeyler arayacağım malum 23 Kasım Black Friday indirimleri var belki oraya denk getirip iyi bir şey bulup alırım. :) 
Yeni yıl yaklaşıyor ve biz geçtiğimiz günlerde yılbaşı ağacı süslerimizi aldık bile. Bu hafta sonu da ağacımızı kurarız diye düşünüyorum. En sevdiğim! :) 
Pekii yeni yıl ajandası alanlar kimler? Ben bu sene yeni bir marka deneyeceğim biraz risk aldım ama bakalım memnun kalacak mıyım. Geçen yıl Moleskine kullanmıştım Peanut serisinden çook sevmiştim. Ancak Moleskine ülkemizden çekildiği için ajandalarını hiçbir yerde bulmanız mümkün değil. 
Epey kırtasiye dolaştım ancak çok fazla çeşit bulamadım ajanda-planner konusunda. Niye öyle oldu dersiniz bu sene? 
Cumartesi günüme kitap okuyarak veya dizi izleyerek devam edeceğim sanırım. 
Bilinçli farkındalıkla ilgili bir şeyler okuyorum ve çok iyi geliyor bu aralar. Anksiyetem düşüşte ve bu da beni çok mutlu ediyor.
Ha bir de yeni merakım karavan videoları izlemek. Trail of us ve Gezigezive kanallarını duymadıysanız youtube üzerinden göz atmanızı tavsiye ederim. ^^

Kedili ev halleri;









14 Ekim 2018

Blog yazmaya çalışırken.

Moda'da Cafe Nero'dayız U. ile. Bir kadın karşısındaki orta yaşlı beyefendiye bağıra çağıra ve uzun siyah saçlarını savurarak hararetli bir şekilde iç döküyor. Arada bir "Benim görüştüğüm sayılı insan var, sen de onlardan birisin." diyerek şuh kahkahalar atıyor. Ben mi ben normalde blog yazmak için bilgisayarımı açmış ne yazsam diye düşünürken ve hiçbir şekilde dikkatimi toplayamazken neden zorluyorum ki sadece şu andan bahsetsem diyorum. U. karşımda bana gözlerini devirerek ne yapsak uyarsak mı der gibi bakıyor. Bende ise tık yok. Eylemsizlik ve aman boşver hali içerisindeyim.
Aslında oturduğumuz koltuklar çok rahat ve keyfim yerinde ancak yemek ve tatlının etkisiyle biraz pantolonum sıkıyor ve sanki nefes alamıyorum gibi. Nefes alamıyor gibi olunca biraz anksiyetem depreşir benim. Ara ara derin nefesler alıyorum ve temiz hava almak istiyorum. Dar kıyafetler, havasızlık, gürültü ve kokular sabrımı ve sakinliğimi çok zorluyor. Yine de kendimi yazıya vermeye çalışıyorum. 
Aslında bu duygulardan kaçmaya çalışmak daha yorucu. Bu aralar bilinçli farkındalık ile ilgili bir kitap okuyorum. Yeni başlayanlar için farkındalık ve meditasyon konularına değiniyor. Bu arada mekan iyice kalabalıklaştı. İnsanlar doluşunca bizim yüksek sesli teyzemiz biraz sustu gibi oh. 
Bu da benim için bir deneyim işte. Normalde blog yazılarını hep evde yazarım rahat bir şekilde. Ancak bir kafede hele ki hafta sonu ve gürültülü bir yerde yazılır mı sorumu cevaplamış oluyorum. Cevabı tahmin edersiniz. Aslında aklımda bir gün Salt Galata'ya gitmek var. Orada yazmak eminim çok keyifli olacaktır.  


Az önce yazıya ara verip U. ya fotoğrafımı çektirdim evet yine bir şeyleri kayıt altına alma aşkı. Hatta bugün yemek yediğimiz yerde de güzel fotoğraflar çektik onları da az önce paylaştım instagramda. Dikkatim sık sık dağılıyor yazı da bölünüyor haliyle. 
Şu bir şeyleri kayıt altına alma aşkı hakkında ne düşünüyorsunuz bu arada? Rahatsız olanlardan mısınız yoksa olağan karşılayanlardan mı? Mesela U. yani eşim beyefendi asla özel hayatını sosyal medyada paylaşmaz. Hatta benim de bazı paylaşımlarıma ne gerek var ki diye yaklaştığı oluyor. Ben birçok insandan daha az bağımlıyım ancak seviyorum paylaşım yapmayı da bunu inkar etmem komik olur. Peki neden seviyorum işte asıl mesele bu. Mutlu olduğumuzu ya da çok eğlendiğimizi ya da çok huzurlu olduğumuzu mu birilerine kanıtlamak istiyoruz yoksa başka bir şey mi? Bazı paylaşımların bana ilham verdiği doğru ama bir çoğu da kendimi gergin hissetmeme ve kıyaslamama sebep oluyor.
Bu arada bugün akşam yemeğimizi Moda'daki "Yer" isimli kafede yedik. Yemekler fena değildi ancak bir tık pahalı olduğunu söyleyebilirim. İçeride de benim çok severek takip ettiğim Akasya Aslıtürkmen ve bebişi vardı. Yoksa yoksa dedim bir vloga mı dahil olacaktık yanlışlıkla. :) 
Dört bir yanımız akıllı telefonlar ve kameralarıyla çevriliyken, çevremizde sağlıklı beslenmeyle kafayı bozmuş yogacı teyzeler cirit atıyorken ben sadece kendi içime döndüğüm sade ve dingin bir hayat yaşamak ve kendi küçük insan topluluğumla mutlu olmak istiyorum. Buna engel bir şey var mı yok! 
Artık bir topluluğa dahil olmaya çalışmak için kendinden ödün veren ve klonlanmış gibi hareket eden insanlardan yıldım. Reelde ve sosyal medyada dahil. Yakın zamanda yine bir insan detoksu yapacağım galiba hayırlısı. 
Kafam çok dağınık olduğu için ve tabi ki kalabalıkta blog yazmak adeta bir meydan okuma olduğu için konudan konuya atladığım ve saçmaladığım bir yazı olmuş olabilir. Affola! :) 
Yeni yazılarda ve farklı duygularda buluşalım.
Haydi iyi akşamlaaar. 


27 Eylül 2018

Kürkçü Dükkanına Dönüş


Ben yine buralara döndüm galiba. He beni ne motive etti derseniz Güneş'in yeni çoklu yazarlı bloğu diyebilirim. :) Şuradan bakabilirsiniz. http://depolari-bosaltiyoruz.blogspot.com/
Bir ara artık wordpress'te yazacağım demiştim ama ara yüzünü sevemiyorum bir türlü oranın. Bana nedense ciddi bir şey yapıyormuş yazdığım şeyler öyle üstün körü şeyler olamazmış kasılması yaşatıyor. Bir de içimden gelerek bir şey ummadan yazmayı çok özlediğimi fark ettim. Ne zamandır neden yazmıyorum inanın bilmiyorum. Oysa ki yazmak benim en sevdiğim şeylerden biriydi eskiden. Çok akıcı ya da çok edebi yazdığımı falan da iddia etmiyorum ama yazarak kendimi ifade etmeyi, blogda sizlere bir şeyler önermeyi ya da sadece gündelik işlerimden bahsetmeyi çok severdim. Hala da seviyorumdur belki bilmiyorum aylar oldu çünkü. :) 
Depoları boşaltıyoruz düşüncesi benim için güzel bir başlangıç olabilir diye düşündüm ben de. Özüme dönmeyi hissettiğim ve bir miktar kaybolduğum şu günlerde benim kürkçü dükkanım can bloğum imdadıma yetişti galiba. Ben yazmayı neden bıraktım?! Bunu düşününce şu an ilk aklıma gelen şu oldu: her şeyden bir beklenti içine girmek-kusursuzu aramak! Sosyal medya yine suçlu olacak ama öyle. İnstagramdan,  bloglardan ya da youtube üzerinden para kazanma hadisesi kafamı çok karıştırdı. Sadece o da değil bu hobisini işe dökmek, sevdiği şeyden para kazanmak hikayesi.(Hepimizin hayali belki de.) Bu nedenle bende böyle yazı konusunda acaba öyle bir ihtimal doğabilir mi kaygısı oluştu evet kaygı diyorum çünkü bu beni hedef belirleme ve o konsepte uygun yazı yazma konularında inanılmaz engelledi. Günlük şeylerimi kim ne yapabilir ki daha profesyonel bir şeyler bulmalıyım dedim ve benim canım hobim bir anda zorunluluk haline dönüşüverdi benim için. Oysa niye öyle bir beklentiye girdim ki sadece sevdiğim için bir şeyler paylaştığım ve bana özel bir yer olarak kalmaya devam etse olmaz mıydı? Neyse o kafadan kurtuldum en azından he ileride hayatımda başka şeyler olur hakikaten sevdiğim bir şey işim haline dönüşür o ayrı. Ama bunun hayatın doğal akışı içinde olmasını isterim ki kendimi bu anlamda germeme gerek olmamalı.
Son 1 saattir bloggerda kaçırdığım yazıları okuyorum. Burayı da bir elden geçirmek gerekiyor kimler var kimler gitmiş benim gibi hiç bilmiyorum.

Bende ne var ne yok derseniz iş konuları hala aynı, evlilik mükemmel, kedilerle başım dertte evde 2, bahçemizde 3 kedi var baktığımız bunun dışında bir de sahiplendirmeye çalıştığımız bir yavru kediş var, tekrar eğitim hayatına dönmeye karar verdim bu arada ve açıköğretim'den fotoğrafçılık bölümüne kaydoldum daha yepyeni, bunların dışında instagram'dan takip edenler bilir 21 gün şekersiz beslendim arada ufak tefek kaçamaklar oldu ama başardım ve 1 kilo verdim ve ilk kez iradeli bir şekilde bir hedefi yarıda bırakmadan bitirebildim galiba. :) Özetle bende durumlar bu. 
Burayı çok özledim, umarım tekrar kaybolmam ehehe belki burada yazılarımı hala takip edenler olduğunu görürsem motive olabilirmişim gibi geldi. :))






14 Nisan 2018

Yeni Blog Duyurusu

Miribaa,

Bir süredir kafa yorduğum wordpress olayını sonunda hayata geçirdim. Artık yeni yazılarımı mutlukeci.net adresinden ve yeni bloğumdan takip edebilirsiniz. Yıllardır blogspot'u kullanmış biri olarak yeni şeyler denemek en doğal hakkım değil de nedir? :) Yeni sayfamı nasıl bulduğunuzu ve fikirlerinizi de yazarsanız çok sevinirim. Bir süre yazıları buradan da duyurmaya devam edeceğim merak etmeyin haha eden varsa belirteyim dedim. Ama siz yine de okuma listenize mutlukeci.net adresini eklemeyi unutmayın!

Yeni yazı için link ve spoiler'lı görsel. :)

Yeni blog! >>> Tık!


16 Şubat 2018

Ne İzlesek? / Diziler

Son aylarda severek takip ettiğim ve izleseniz seversiniz diyeceğim dizileri şöyle aşağıya tatlış bir liste halinde bırakıyorum. Sonra detaylı olarak her biri hakkında söz vermiyim ama beelkiii yazarım. Özellikle merak ettikleriniz olursa yorum olarak bırakırsınız. :)

*Dark (10/10)

Neden mi 10? Çünkü neden olmasın?! Şaka şaka bu dizi acayip bi'şey. Çok popüler oldu baya patladı o yüzden kesin duymuşsunuzdur diye düşünüyorum. Duymadıysanız da açın azıcık fragman izleyin yorumlara bakın efem. Bu dizi benim sevdiğim her türlü unsuru barındırdığı için ve karakterlere de bayıldığım için bu puanı aldı. Stranger Things'i andırıyor demeyenleri dövüyorlarmış galibaağ. Şaka bir yana konu olarak pek alakaları yok hatta tek benzer yönleri karanlık ve bol çocuklu bir dizi olması.



*The end of the f**ing world (10/8)

Oooo İngiliz dizisi. İnanılmaz tatlı bir oyuncu kadrosu var. Özellikle başroldeki karakterleri tam mıncırmalık. Hem gülmeli hem azıcık duygusallı böyle kısa kısa minicik bir dizi arıyorsanız çok seversiniz. Sadece bir sezonu var ve her bölüm 25-30 dk civarında. Yani tam yemek yerken çıt çıt izlemelik. Müzikler ise bir içim su! 



*The handmaid's tale (10/10)

Yani bu dizi de aşşırı popüler oldu ama şişirilmiş bir popülerlik değil kesinlikle. İnsanı ürküten ve gerçekten tiksindiren bir konusu var. Distopik şeyleri her zaman çok sevmişimdir. Neden sevdiğimi bilmiyorum. İç sıkıntısı yaratıyor çünkü baya ama bir yandan da sorgulatıyor sanırım bu olayı seviyorum. Dizide yaşanan şeyler de nedense hiç uzak değil hatta olası. Bazı yerlerde benzerlerinin yaşandığı vakalar. Hayatımızdaki her şeyin nasıl kolayca değişebileceği ve alt üst olabileceğine dair sarsıcı bir yapım. Ödüllük oyunculuklara zaten diyecek lafım yok. 2. sezonu sabırsızlıkla bekliyorum.


*Alias Grace (10/8)

Yukarıda bahsetmedim ama The Handmaid's Tale Türkçe ismiyle damızlık kızın öyküsü Margaret Atwood romanından uyarlama bir dizi. Alias Grace dizisi de aynı yazara ait başka bir mini dizi. Konu çok sürükleyici ve anladığım kadarıyla bu yazarın çoğu kitabı bu şekilde. Dizi boyunca hem cinayeti çözmeye ve anlamaya çalışıyor hem de bir kadının 1800'lü yıllarda yaşadığı zorlukları ve din baskısını farklı bir gözle görme şansı buluyorsunuz. Genel havasıyla The Handmaid's Tale'ı andırıyor.



*Black mirror 4. sezon (10/8)

Bu puanı sade ve sadece ilk ve son bölüm için veriyorum. :) Diğer bölümleri çok sevemedim maalesef. Ancak bir iki bölümü özellikle black museum, hang the dj, uss callister gibi bölümleri gayet güzeldi. Neyse yine de kötü bişey diyemiyorum çok severiz kendilerini.



*La casa de papel (10/7)

Bu diziyi aşırı sevmeyişime rağmen niye izliyorum bilmiyorum haha. Bir ispanyol dizisi evet sürükleyici ama gereksiz bir cinsellik durumu var. Normalde böyle şeylere takılmam ama biraz komik gelmeye başlıyor bir zamandan sonra. Onun dışında konusu oldukça orjinal. Yanlış hatırlamıyorsam gerçek ya da benzer bir olaya dayanıyor hikayesi. Yine de kapitalizme dokunduran eleştirel tavrı nedeniyle izlemeye devam ediyorum ve hoşuma gidiyor.



*Easy (10/8)

Her bölüm farklı çiftlerin ilişkilerine odaklanan eğlenceli bir dizi. Kadın erkek ilişkilerini irdeleyen güzel tespitleri var. Kısa kısa bölümlerden oluştuğu için de baymadan kendini izlettirmeyi başarıyor.



*Altered Carbon (10/8)

Yeni başladığım halen bitirmediğim ve sindire sindire izlediğim bir dizi. Yine bilim kurgu yine distopya. Evet kalp ben. :) Bu diziyi her şeyi geçtim sırf Joel Kinnaman için bile izleyebilirim. Adamın tipinin yıllar içinde deli gibi değişmesi aşşırı vücut kasması adeta bir herkül olmasından mütevellit ilk bölümün ilk dakikalarında asla tanıyamadım. Ta ki konuşana kadar! :) Bir insanın ses tonu bu kadar mı özgün olur yahu. En bi sevdiğim dizilerden The Killing'teki sıska polis olmuş sana bir kiralık katil haha. Ama ne olursa olsun yine gelirim yine izlerim. Dizi fazla karanlık, hikaye biraz karmaşık gelebilir sorun değil. Bana da öyle geliyor ama izliyorum yani. :)


Sevgileer
Mutlu Keçi

29 Ocak 2018

100 Mutlu Keçi Günü / 1. Gün

Bilenler bilir bir ara 100 happy days ya da diğer adıyla 100 happy goat days diye dönüştürdüğüm bir mutluluk günlüğüne başlamıştım. O günlerin iyi hissettiren şeylerini bir araya toplayarak burada yayınlıyordum. O kadar mutlu keçiyiz dedik adımızın hakkını verelim yani değil mi? :)
Şaka bir yana aslında bu bir nevi fotoğraflı günlüktü benim için. Eski yazılarımı halen okuyorum mesela bu meydan okumadaki ve yarım bırakmış olmaktan dolayı da pek hoşnut olduğum söylenemez. O nedenle düşündüm taşındım ve tekrar başlamaya karar verdim.
Bu yazı serisini eskiden epey seven vardı hala kimler okuyorsa onlara da ilham verir belki. :)


Bu 100 günlük süreçte yazıları sağdaki "fotoğraflı günlük" kategorisinden siz de takip edebilir hatta belki severseniz sizler de katılabilirsiniz. Oldukça uzun bir süre bakalım ne kadar devam edebileceğim göreceğiz. Daha önceki seriyi 30. günde bırakmıştım. Bu sefer daha fazla ilerleyebilmek dileğiyle.  :)

1. Gün; Beşiktaş, martılar, deniz, kokoreç, yeni hayaller.

Bugünün karesi Beşiktaş'tan. Bugün kendi adıma verimli sayılabilecek bir gündü. Sabah uyandım ve kahvaltı yapana kadar kendime bir 2018 hayal listesi yaptım. Yıl içerisinde bu listedeki bazı maddeler silinecek ve belki yerine bazı yeni şeyler eklenecek. Ama bu haliyle bile baya tatlı bir liste oldu. Bu listeden bazı maddeleri yapmak çok kolay o nedenle en yakın zamanda çalışmalara başlıyorum. Güne güzel bir kahvaltı ile başladıktan sonra bir de hızımı alamadım yeni bir yazı yazdım. Daha doğrusu yeni bir yöntem buldum ve farkındalık düzeyimi arttırmak adına her haftanın son günü geçtiğimiz haftayı irdeleyen 15 soruya cevap yazıyor olacağım. Bu soruları instagram üzerinden Dünya benim evim sayfasında Öznur'un paylaşımında görmüştüm. Hoşuma gidince ilk kez bu hafta uygulamaya başladım ve keyif aldım belki aksatmadan her hafta devam ederim artık. Merak edenler olursa burada da paylaşabilirim ileride.
Yazma çizme işlerini hallettikten sonra biraz da video editleme programlarını karıştırdım. Bilgisayarımda imovie var ve baya karışık geliyor bana. Aylar aylar önce çektiğim bir Burgazada videosu vardı onu editleyip koyacağım galiba hafta içinde. He neden derseniz canım istiyor öyle açıp açıp kimse izlemese bile ben izliyorum sonra bu videoları hahah :) Mesela daha önceden youtube bu kadar patlamamışken ufak tefek gayet amatör şeyler eklemişim oraya şu an bakınca çok tatlı geliyor izlemesi.
Neyse güne bir bölüm dizi izleyerek devam ettik Uğur ile. Peaky Blinders diye bir gangster dizisine başladık. 1920'lerde İngiltere'de geçen bir hikayesi var. Bakalım devam edecek miyiz bilmiyorum. Müzikleri çok iyiydi ama ilk bölümden büyük bir coşku uyandırmadı devam edebilmek adına.
Artık yukarıda paylaştığım fotoğrafın çekildiği anlara gelsem iyi olacak galiba. :) Bugün tam da evde geçip gidecekken bir anda acaba yürüyüşe mi çıksak ne yapsak demeye başladık ve kendimizi Beşiktaş'ta bulduk. Çünkü neden? Çünkü canımız kokoreç çekmişti. Kokoreçin İstanbul'da farklı İzmir'de farklı yapıldığını buraya taşındıktan epey süre sonra öğrendim ve tabi ki İzmir kokoreç yemeye başladım. Forever İzmirlilik! haha. Beşiktaş'ta kokoreci genellikle Kartal kokoreç diye bir yerde yiyoruz. Gayet güzel lezzetli yapıyorlar. Akşam yemeği için geldiğimiz Beşiktaş'tan hem karnımız tok hem de boğaziçi köprüsünün o ışıl ışıl görüntüsünün altında salına salına giderek mutlu mesut ayrıldık. Günün küçük mutluluğu da dönüş yolculuğunda kalorifer peteği yanına denk gelip ayacıklarımızı bolca ısıtmak oldu.

Şimdilik böyle canlarım. :)

Yarın gelecek yeni yazıda buluşmak dileğiyle! (her gün bu kadar uzun yazı beklemeyin he benden bu ilk yazı diye böyle oldu.)

İyi geceler efenim.

21 Ocak 2018

Evlilik, yeni ev, yeni iş merhaba 2018!


Hayatımın en hızlı ve en yoğun geçen dönemi sonrası yavaş yavaş kafa dinlemeye ve kendimle baş başa kalmaya başladığım son günlerde burayı ne kadar çok özlediğimi bir kez daha hatırlamış bulunmaktayım. Bazen insan anlam bulduğu şeylerin değerini geç ve güç anlayabiliyor.
Bense her anlamda değiştiğimi hissettiğim şu sıralar keyif aldığım şeyler üzerine daha sık düşünüyorken buldum kendimi.
Aradan çokça zaman geçmedi belki ama bana bir asır olmuş gibi  geliyor. Bu süreçte sıkı takipçisi olduğum blogları bile tek tük okuyabildim. Kimler burada kimler benim gibi kayıplara karıştı habersizim biraz. Kendi adıma yazmak istesem de kafamı toparlayıp yazamayacağım bir sürecin içindeydim.
Şimdiye kadar yaşadığım en stresli, en heyecanlı ve en güzel süreçti. Ne diyebilirim ki?
Evet, evet evlendim. Evlendik yani. Evli mutlu bir keçi oldum arkidişler. :) Şu an değişen rollerimize alışmaya çalışsak da hayatımızda ilişkimiz anlamında çok büyük bir değişim olduğunu söyleyemeyeceğim zira 6 yıllık birlikteliğin sonucunda vardığımız bir noktaydı bu. :) Hayatımın en güzel günlerinden biriydi düğün günü. Düğün dediysem aslında sade bir nikah ardından yakın çevremizle tatlı bir kutlama yaptık Kuzguncuk Yanık Mektep'te. Her şey hayal ettiğim gibiydi. O günden hatırlayabildiğim noktaları birleştirince genel olarak herkesin de mutlu ayrıldığını söyleyebilirim. :) Yanık Mektep zaten ilk gördüğümden beri ileride evlenirsem böyle bir yerde olmalı dediğim bir yerdi. Bir de İstanbul'a taşındığımdan beri -ki blogda da bahsetmişimdir- en sevdiğim yerlerin başında gelir Kuzguncuk. Biz de az çok konsepte karar verdiğimizde ve alternatifleri araştırdığımızda en iyi seçimin burası olduğuna karar verdik. Müzik konusunda sürpriz yaşama imkanımız yoktu tarzımızı az çok anlayan birinin ellerinden çıkan müzikler eşliğinde ve harika bir atmosferde Kasım'ın ortasında hiç üşümeden tatlıcık bir düğün yaptık. Tüm sevdiklerimiz, ailelerimiz, en yakın dostlarımız da oradaydı. Turuncu vosvos gelin arabamız, tarzına bayıldığımız yirmidört pasta elinden çıkan ve herkesin öve öve bitiremediği pastamız ve Yanık Mektep'in mütevazi bahçesinde yankılanan kahkahalarımız eşliğinde bir sonbahar akşamında iyi ki hep birlikteyiz dedik. :) İyi ki böyle insanlar var hayatımızda sevdiklerimizin değerini bilelim dostlar. Düğünün hemen ertesi balayı için Amsterdam'a doğru yol aldık. Amsterdam, Brugge ve Brüksel'de geçen bir haftanın detaylarına belki başka bir yazıda daha da fazla yer veririm. :)

Evlilik ve balayı dışında Kasım ayında başıma gelen diğer şeylere geçebilirim galiba haha. Gündem kalabalık, gündem coştu. Bunun dışında neler mi oldu?
Çalıştığım firmada artık farklı bir lokasyonda ve farklı bir görevdeyim. Bu benim için güzel ve tazeleyici bir değişiklik oldu zira artık aşırı verimsiz ve sıkıntılı bir sürecin içine girmiştim. Halen aradığım şey bu diyeceğim bir iş değil yalan söyleyemem ama eskiye oranla bir nebze daha rahatım.
Çünkü İstanbul trafiğine maruz kalmadığım ve öğle aralarında yemek için eve gelebildiğim çok iyi bir konumda çalışmaya başladım. Ev demişken oradan konuyu hemmen yeni taşındığımız eve bağlayacağım. 2017 yılımızı geçirdiğimiz ve insan profilini ortamını hiç beğenmediğimiz son evimizden ani bir kararla balayının hemen ertesinde taşındık işin aslı evi düğün öncesinde görüp çok sevince balayına çıkmadan önce tutmaya karar verip sonra tatile gitmiştik. Bir haftaya neler sığdırdık ah bir bilseniz. :) Tatilden dönünce bir hafta içinde toplanıp yeni ve çook tatlış evimize doğru koşar adım uzaklaştık.
Lokasyon olarak inanılmaz merkezi bir yerdeyiz artık. Eskisi gibi bir yere gitmek isteyince saatlerimizi İstanbul trafiğinde heba etmek zorunda kalmıyoruz. Bunun yanı sıra evimiz bahçe katı ve kendimize ait yemyeşil bir bahçemiz var. Havalar güzelleşince bahçenin tadını bolca çıkaracağız gibi. Bu eve taşındığımızdan beri çok daha sosyal olduk ayrıca evimizde bol bol misafir ağırlıyoruz ben de epey mutlu oluyorum. :)
İşin en güzel tarafı ise -bu tamamen tesadüf oldu- yeni evimiz şu an çalıştığım yere inanılmaz yakın. Sabahları 10 dakikada yürüyerek gidiyorum ofise iş çıkışları da aynı şekilde. Öğle aralarında da dışarıda saçma sapan şeyler yemek yerine eve gelip hem kedilerimi seviyor hem de Uğur ile hızlıca bir şeyler yiyoruz. Resmen lise yıllarıma geri döndüm haha. İşe değil de okula gidiyormuşum hissi hakim son 1 buçuk aydır.

8 Kasım 2017

Kasım / Yeni başlangıçlar 👰🏻🎈


Hayatımın bu aralar kısa bir özeti olarak>>

Biiiir evleniyorum. 

İkiii Amsterdam'a gidiyorum sonra Brugge, Gent, Brüksel.

Üççç taşınıyorum. Hem de çok tatlı bahçeli bir eve.

Yani çok mutluyum. Şu anda ve şu halimde olduğum için kendimle gurur duyuyorum. Her türlü tecrübeyi kucaklamaya ve onlardan bir şeyler öğrenmeye de hazırım. 🌸


Sevgiyle kalın
Mutlu keçi 


19 Eylül 2017

Eylül '17 / Günler



Hani bazen hiçbir şeye yetişemediğinizi hissedersiniz ya heh işte tam da öyleyim son aylarda. Son 1-2 ayım inanılmaz hızlı geçti. İş hayatında farklı gelişmeler söz konusu özel hayatımda ise epey güzel ve heyecanlı gelişmeler var. Şimdi çok detay vermek istemiyorum ama instagram üzerinden takip ediyorsanız görmüşsünüzdür. :)
Aslında buraya uğrama sebebim gerçekten özlemiş olmak. Bundan sonra sadece burayı özleyince yazmaya karar verdim. Her yeni yazıda yeni bir karar! :))
Son zamanlarda başka ne yapıyorsun derseniz bilinçli farkındalık, mindfulness konularına biraz kafayı taktım onlarla ilgileniyorum, evim için alışverişler yapıyorum, yeni dekorasyonlar filan derken güzel bişeyler olacak gibi. İkea evimizin her şeyiymiş gerçekten. :)





Onun dışında tatil planları yapıyorum. Kasım'da Amsterdam, Brüksel, Brugge seyahatleri vaar! Tavsiyeler varsa şimdiden duymak isteriz efenim. ^^



Sizler nasılsınız?

Bu yazıyı yeni yemek masamız üzerinde cacık kediciği şımarıklık yaparken yazmaya çalışıyorum. Masada yazı yazmayı özlemişim cidden. Elimde bilgisayarla yatağa, koltuğa yayılmak da güzel ama masada yazmanın ayrı bir havası var ve kesinlikle daha iyi konsantre oluyorum ve daha çok yazasım geliyor.
Az önce Matilda'yı 2. kez izledim. Nasıl tatlı bir film nasıl! Çocuk filmlerini çok seviyorum -daha önce de söylemiştim- özellikle bu türdeki filmler çok eğlenceli geliyor bana. Aynı şekilde animasyon izlemek de pek keyifli. Ne zaman canım sıkılsa veya gergin olsam bir animasyon açıyorum sıkıntı filan kalmıyor.

Bu yazıda dizi konusuna değinmezsem tabi ki de eksik kalırdı. :) Son günlerde beni en heyecanlandıran şeylerden biri de çok sevdiğim 2 dizinin yeni sezonlarının başlayacak olması.

İlki How To Get Away With Murder. Çok severek izliyorum ilk günden beri. Hiçbir sezonunda da sıkıldığımı söyleyemem. Daha önce detaylı bahsetmiştim bu diziden dizi kategorisinde vardır kesin. Polisiye gerilim türünde bir şeyler izlemeyi seviyorsanız bu diziyi de seversiniz gibi geliyor. Gelsin yeni bölümler oley!
İkincisi ise Stranger Things! Bu dizi ah bu dizi yok mu bayılıyorum, çok seviyorum. 2. sezonunu deli gibi merak ediyorum. Korku gerilim türünün en tatlı örneklerinden biri çünkü başroldeki veletler pek şeker. Biraz 90'lar korku sinemasını anımsatıyor. Hikaye sürükleyici, oyunculuklar iyi. 2. sezonu merakla bekliyorum.
İzlemeyi düşündüğüm ve çok merak ettiğim dizilerden biri de The Handmaid's Tale. Kardeşim de dahil olmak üzere diziyi çok seven ve öven insan var. Ben ilk bölümü izledim sadece haftalar önce ama devam etmedim nedense. Belki tekrar başlarım.
Bunun dışında şu an yeni başladığım, beğendiğim ama çok da bayılamadığım bir dizi var Ozark isminde. Belki duymuşsunuzdur. Konusu fena değil biraz Breaking Bad vari diyebiliriz ama o tadı aramak isterseniz. Ihh! Bakalım ilerleyen bölümlerde fikrim değişir belki. :)

Ben de durumlar böyle...  Şimdilik sevgilerimi ileterek size cacık hanımla veda ediyorum. :)



Bu arada son bir soru ara ara seyahat edince videolar çekiyoruz bunu arşivimde biriktiriyorum ama youtube'ta da yayınlama fikri var son zamanlarda aklımda lakin ne gerek var ile yapayım ya eğlenceli olur ikilemleri içerisindeyim. Sizin fikirlerinizi de merak ediyorum, youtube üzerinden ne tür şeyler izliyorsunuz ya da hoşunuza gidiyor mu böyle videolar? Yorumlarınızı bekliyorum bu sefer çok soru sordum haha.

Haydi sağlıcakla,
Mutlu Keçi

20 Ağustos 2017

Lindy Hop yaptım!

Bu yazıyı size sitemizin neredeyse 1 yıldır hiç kullanamadığımız bahçesinden yazıyorum. :) Evlerde durmak mümkün değil zira. Dışarısı bir nebze de olsa daha serin daha nefes alınası.
Annem bir süredir İstanbul'da yanımda. İşten eve geldiğimde birlikte bazen yürüyüşe parka geliyoruz. Hatta spor aletlerini bile kullanıyoruz. Onun sayesinde ben de site bahçemizi sevmeye başladım. Ortada büyükçe bir havuz etrafında çardaklar var. Buralarda priz vs. olduğu için bilgisayarını alıp çıkmak ve bir şeyler yazmak kolay oluyor.


Dans kursum bittiii! Üzgün surat buralara. Aslında bitmedi de ben şimdilik özel sebeplerle ara vermek durumunda kaldım. Bahsetmiş miydim size hatırlamıyorum yaklaşık 1,5 ay kadar Lindy Hop dans kursuna gittim Kadıköy'de. Çook güzeldi. Ben şu an ilk kuru bitirmiş durumdayım. Kursumuz Kadıköy Savoy'da oluyordu. İnternette aratırsanız kolayca bulabilirsiniz. Hatta alın size linki! Lindy hop çok eğlenceli bir dans türü. Jazz ile haşır neşir epey. Esasında ben tap dance yani adım dansına gitmek istiyordum ancak o konum olarak çok uzak olduğundan (Taksim'deydi) lindy hop'u tercih ettim. İyi ki de etmişim. Her hafta dans günü geldiğinde keyfim nasıl olursa olsun bir şekilde toparlanarak ve yüzüm gülerek ayrılıyordum salondan.

Nedir bu Lindy Hop diyenlere -> https://tr.wikipedia.org/wiki/Lindy_Hop



Eğer ilgi duyuyorsanız siz de hem internet siteleri hem de facebook sayfaları üzerinden etkinlikler dans türleri ve kursların başlangıç tarihleri ile ilgili bilgi sahibi olabilirsiniz. :)

Bu yazıyı geçtiğimiz günlerde yazıp taslaklarda öylece bırakmışım. Daha ekleyeceğim şeyler vardı sanırım hatırlamıyorum. :) Neyse böylece yayınlayalım bari faydalanmak isteyenler faydalansın dedim.

P.S. Hava çok sıcak dostlar bitsin bu salak mevsim!


10 Temmuz 2017

Neden yazıyorum?



Hey, selam! 

Fotoğraflarla son bir ayı özetlediğim bir yazı yazacaktım ki uzun soluklu olacak olan o yazıya başlamadan evvel kısa bir yazı ile buraya da not düşeyim dedim bir şeyleri.
Bu ay neler olmadı kiii? Epey şey oldu yahu. Spoiler vermeyeyim diyorum ama hayatımı baya derinden etkileyebilecek değişimlerin ilk adımı atıldı öhöm öhöm bilenler çaktırmasın haha.

Yaz dönemi rehaveti mi desek teknolojinin yeni trendleri mi desek sebebi nedir bilinmez bir şekilde bende blog okuyamama sorunu başladı. Yani yazmayı geçtim okurken bile sıkılıyorum çoğu zaman. Artık minimalizm temalı bloglar dışında da günbegün pek takip ettiğim yazar yok gibi. 
Sade Yaşamak sayfasını çok seviyorum mesela. Hatta şuraya da linkini bırakayım. Beni rahatlatan ve bir şeyler katan bir sayfa. Hep yazsınlar çok yazsınlar! :) 
Bilmiyorum ama youtube yüzünden blogların pabucu dama atıldı gibi gelmeye başladı. Bloğu niye açtığımı ya da yazarken neler hissettiğimi, hala neden yazmaya ya da okumaya devam ettiğimi düşünüyorum arada sırada. Eskiden yazdıkça çok rahatlıyor, bir şeyleri burada aktaracağım için heyecanlanıp kenara köşeye notlar alıyordum. Şimdi ne mi yapıyorum evet televizyon izlemiyorum ama bu seferde insanların youtube kanallarında ne yemiş, ne içmiş, nereleri gezmiş ona bakıyorum. He bazıları cidden ilham verici. Mesela Ilgın Özgan videolarını seviyorum. Yabancılarda da Lavendaire en sevdiklerimden. 

Bunu iş olarak yapan insanları gördükçe farklı bir çağa doğru gittiğimizi daha da iyi anlıyorum. Geçtiğimiz günlerde yutuptan ayda 30 bin TL kazanmak diye bir haber okumuştum. Hatta İşkur bazı illerde youtube ile ilgili kurslar düzenleyeceğini duyurmuştu. 
Bu janjanlı bol 0'lı camiada bizim kendi aramızda yazdığımız bu yazılar bazen ne yapıyorum ben neden yapıyordum bunu diye hissetmeme sebep oluyor. Amaç sadece içimi dökmek olsaydı gidip kimsenin okuyamayacağı yerlerde de yazabilirdim. Aslında içten içe hepimiz etkileşim içinde olmak, birilerinin hayatına dokunduğumuzu hissetmek istemiyor muyuz?

Ufak bir örnek vermem gerekirse geçtiğimiz günlerde blogger'dan tanıdığım entel kitap ile İstanbul Haydarpaşa tren garındaki kitap fuarında karşılaştık. Tanıştık desem daha doğru olur. Tamamen tesadüfi oldu. Beni fotoğraflardan tanıyıp yanıma gelmese geçip gidecektik yanı başımızdan. O anı ölümsüzleştiremesek de mutlu keçi diye yanıma gelişini hafızama kazıdım ve birçok arkadaşıma anlattım bile. Tüm günüm mis gibi geçti. Bu bile beni mutlu etmeye yetti galiba. 
Konuyu çok dağıttım nasıl toparlasam bilmiyorum yahu ortaya karışık bir şey olmuş olsun bu da öyle. 

Yorumlarla konu üzerine birazcık daha kafa patlatırız belki ne dersiniz???


30 Mayıs 2017

Fotoğraflarla Mayıs

Nisan-Mayıs favorileri yazısını okuyup sevenler için yine bir ay değerlendirmesi yazısıyla sizlerleyim. Geriye dönüp bakmak ve bunları arşivlemek hoşuma gidiyor. Canım sıkılınca açıp bu yazıları okuyarak mutlu oluyorum evet. :)

Bu ay neler yapmışım hadi bir bakalım;


Nisan Sonları, Mayıs başları... Bir hafta sonu kendimize güzel bir plan yaptık. Maçka parkına gidecektik. Bolca kedi sevecek, çimlere kendimizi bırakacak, kitap sayfalarında kaybolacak biraz da şehir gürültüsünden uzaklaşacaktık. Peki n'oldu? Biz parka adımımızı atar atmaz yağmur damlaları şıp şıp şıplamaya başladı. Murphy hey! Yine de toprak kokusu bayıldığım bir şey olduğu için pek moralimi bozmadım. Ayrıca kaçışan ya da olayı umursamayan insanları izlemesi de keyifliydi. Biz de geçip gidiverdik parktan öylece. Bu da o anlardan bir kare. Sevgili yağmurluğu iyi ki var! :)


Yağmura yakalandık dediysek kedi sevmedik demedik ya! Bir sürü kedi sevdik. Kedilerini bu parka bırakıp sevmeye gelen bir aileye sinirlendik biraz söylendik filan. Bu fotoğraftaki sırnaşık da bir türlü kucağımdan inmedi sağ olsun çamurlu ayaklarıyla üstümü başımı mahvetti. O kadar güzel kediler var ki. Hala gidip parayla cins kedi alanları anlamıyorum anlamakta istemiyorum. Hayvan sevgisi eşit değildir gösteriş. Teşekkürleeer(!)


Bu fotoğraf ise Beşiktaş'taki OT'tan. Dekorasyonunu çok beğendim. Işıklandırma bir mekanda benim için en önemli şeylerden. Şık ve güzel tasarımlar kendimi daha özel hissetmemi sağlıyor. Yemekler için benzer beğeniyi sunamayacağım maalesef. Servis, ilgi alaka ne kadar hoş olsa da daha lezzetli şeyler yemek isteyebilirdim. Bu fotoğrafın çekildiği anlarda ise çok heyecanlıydım. Benim için özel bir gündü. Aklıma o günü getirdiği için de bu fotoğraf burada kendine yer buluverdi.




Yer Moda. Mekanımız Çaydanlık. Şimdi tadilatta kendileri el mi değiştiriyor ne oluyor bilmiyorum. Buraya birkaç kez gittim şimdiye kadar. Moda çay bahçesine çıkarken sağda Çikolata dükkanının sokağında kalıyor. Biz ne zaman Çikolata dükkanından tatlı yemek istesek genelde yer bulamadığımız için soluğu burada alıyoruz. Hem tatlımızı yiyor hem de buranın birbirinden güzel çaylarını deniyoruz. O kadar çok çay çeşidi var ki... Size minicik kavanozlar içinde getirip koklatıyorlar filan istediğinizi seçiyorsunuz. Çok sakin tatlı bir yer. Bas bas müziklerle sizi baymıyor, sevdiklerinizle rahat rahat muhabbetin dibine vurabiliyorsunuz. :)






1 Mayıs.
Arkadaşlarımızla kendimize güzel bir gün hediye ettik. Araba kiralayarak İstanbul'dan yola çıktık ve sırasıyla Şile-Ağva-Kerpe-Kefken(Pembe Kayalar)'i gezdik. Şile'de pek yapacak bir şey bulamadık. Her yerde kazı çalışmaları vardı. Kahvaltımızı Ağva'da dere kenarında yaptık. Kahvaltı için aynı şeyi söyleyemesem de ortam gayet keyifliydi. Daha güzel bir havada tekrar gidip bisiklet kiralayarak da gezmek istiyorum. Yukarıda gördüğünüz fotoğraflar ise Pembe Kayalar'dan.
Pembe Kayalar cidden pembeymiş evet. Yani bir kısmı. :) Dalgalarla zaman içinde aşınarak bu hale gelmişler. Çook güzeldi. Günün yıldızı bizim için burası oldu. Çok kimse de yoktu zaten. Tadına vara vara denizi, dalgaları, gökyüzünü izledik. Doğayla kucaklaştığımız-yakınlaştığımız her an öyle huzurlu ki. Yolunuz bu taraflara düşerse mutlaka gidip görmenizi tavsiye ederim.




İlkbahar'ın sayılı güzel havalarından... Sahilde oturmayı İzmir'de doğup büyümüş biri olarak pek tabi ki çok seviyorum. Hatta buraya ilk taşındığımda uzunca bir süre sahil yerine "kordona çıkmak, kordonda oturmak" diyip durdum. Bostancı'ya sürekli Bostanlı demem gibi. Hala karıştırıyorum hatta. Neyse işte Caddebostan sahilinde hınca hınç kalabalıktan kendimize iki popoluk yer bulup oturduğumuz anlardan birini görüyorsunuz yukarıda. Sonra bol bol yürüyüş. Fenerbahçe dolaylarından kendimizi bir yerlere atıp Kadıköy'e dönüş. Güzel havalarda evde durmayı çok sevmesem de bu kadar kalabalık yerlerde bulunmayı da sevmiyorum. İstanbul'da bu mümkün mü derseniz ha-ha-ha!




Bu ay evimize yeni tilivizyon mi alındı ne?! Öhöm haha. Çeyizimi şimdiden yapıyorum arkadaşlar ne var! :) Sadece tv değil tabi altındaki şeyi de İkea'dan cüzzi bir miktara aldık. Eski kitaplığım baya hırpalanmıştı taşınmalar sırasında. Bu daha işlevsel oldu. Kitaplarımı ayıklamama rağmen yine de azaltamadım gibi. Ekranda gördüğünüz şey ise Fed Up isminde bir belgesel. Çok güzeldi ama etkisi kısa sürdü bende. Bu belgeselden başka bir yazıda detaylı olarak bahsedeceğim için şimdi es geçiyorum. O yazıya kadar ben de size soruyorum: "Are you fed up?"










Evde geçen günler...
Bakmayın böyle gezmeli görmeli fotoğraflar paylaştığıma esasen oldukça evcimen bir tarafım da vardır. Evde vakit geçirmeyi bazen çok daha fazla seviyorum. Çıkıp kalabalıkta stres olup 2 saatimi trafikte geçireceğime sevdiğim diziyi izleyip blog yazmayı, yeni bir şeyler okumayı, kedilerimle oynamayı çoğu kez tercih ediyorum. 
Kediciklerimi az çok tanımışsınızdır artık. Tekir olan Kekik Hanım. 2,5 yaşında inanılmaz aksi ve zor bir kedi. Kucağıma gelip oturmuşluğu sayılıdır. Beyaz olan ise Cacık Hanım. Tek gözü kapalı halde şirketin bahçesinde bulmuştum. Bırakmaya kıyamadım. Arada bir şımarıklığı nedeniyle beni çileden çıkarsa da en çok onu mıncıklamayı seviyoruz. 2 kızım ve sevdiceğimle minik bir dünya kurduk kendimize. :) 
Yeni bir kitaba başladım bir de bu ay. Kişisel gelişim türü gibi dursa da okuması zevkli bir kitap. Bir de bazı şeylerin altını çizmeden duramadım bkz. son fotoğraf. Siz ne düşünüyorsunuz o alıntıyla ilgili merak ettim. 


Merhaba İlkbahar! Ah, neredesin bahar?
Bir Kadıköy günü daha. Seviyorum merkez n'apayım?! :)



19 Mayıs. 
Sabah erkenden uyandık. Kadıköy Kalamış parkında Kadıköy belediyesinin düzenlediği 19 Mayıs etkinliğine katıldık. Her yaştan bisiklet kullanıcılarıyla toplaşıp yola çıktık. Yaklaşık 2 saat boyunca balonlarımız ve bayraklarımızla Kadıköy, Göztepe, Bostancı caddelerini arşınladık. Kornalarımızla ve gülücüklerle bayramımızı kutladık. (herşeye rağmen!) Yollardaki insanların alkışları, teyzelerin göz yaşları eşliğinde turu tamamladık. :)) Çok keyif aldım. 
Bisiklet sürmeyi zaten çok seviyorum. Güzergah konusu biraz sıkıntılıydı sadece. Gereksiz ara sokaklara, tırmanışlı yollara girince benim bacaklar için gece gece nöbetçi eczane aramak zorunda kaldık. He bir de o yorgunlukla akşam Üsküdar Harem'deki MFÖ konserine katıldık. Nerede ücretsiz etkinlik var bizden kaçmaz hahaha. Şaka bir yana Üsküdar'da görmek istediğimiz hareketlerdi bunlar, sevindik mi sevindik.


Kadıköy dolaylarında kahvaltı yapacak güzel bir yer arayanlara Yeldeğirmeni'ndeki Garda Cafe'yi şiddetle tavsiye ediyorum. Garda'ya gidip ortaya bir serpme kahvaltı söylüyorsunuz masanızda yer kalmayana kadar donatıveriyorlar ortayı bir anda tıka basa doyduktan sonra ver elini Moda. Cherrybean'de hemen kendinize lattenizi alıyor uzun zamandır ertelediğiniz o blog yazısını yazıveriyorsunuz. Oradan çıktıktan sonra kendinizi Moda sokaklarına bırakıp bu huzurlu manzaralara eşlik eden boş bir bank buluyorsunuz. Sonraaa... Sonrası da size kalsın benden bu kadar! :)

Yeni bir ayda yine böyle kısa kısa notlarla görüşmek dileğiyle efenim.
Umarım çok sıkmamışımdır sizi. :)

Hepinizi öpen Keçi! ^.^


Firefly Lane övmek için geri dönmüş olabilir miyim?

Açtım beyaz bir sayfa başladım yazmaya. Seni çok özledim canım blog. Bu yazı nasıl başlar neye evrilir bilmiyorum. Tam şu anda geçen hafta b...