14 Ekim 2018

Blog yazmaya çalışırken.

Moda'da Cafe Nero'dayız U. ile. Bir kadın karşısındaki orta yaşlı beyefendiye bağıra çağıra ve uzun siyah saçlarını savurarak hararetli bir şekilde iç döküyor. Arada bir "Benim görüştüğüm sayılı insan var, sen de onlardan birisin." diyerek şuh kahkahalar atıyor. Ben mi ben normalde blog yazmak için bilgisayarımı açmış ne yazsam diye düşünürken ve hiçbir şekilde dikkatimi toplayamazken neden zorluyorum ki sadece şu andan bahsetsem diyorum. U. karşımda bana gözlerini devirerek ne yapsak uyarsak mı der gibi bakıyor. Bende ise tık yok. Eylemsizlik ve aman boşver hali içerisindeyim.
Aslında oturduğumuz koltuklar çok rahat ve keyfim yerinde ancak yemek ve tatlının etkisiyle biraz pantolonum sıkıyor ve sanki nefes alamıyorum gibi. Nefes alamıyor gibi olunca biraz anksiyetem depreşir benim. Ara ara derin nefesler alıyorum ve temiz hava almak istiyorum. Dar kıyafetler, havasızlık, gürültü ve kokular sabrımı ve sakinliğimi çok zorluyor. Yine de kendimi yazıya vermeye çalışıyorum. 
Aslında bu duygulardan kaçmaya çalışmak daha yorucu. Bu aralar bilinçli farkındalık ile ilgili bir kitap okuyorum. Yeni başlayanlar için farkındalık ve meditasyon konularına değiniyor. Bu arada mekan iyice kalabalıklaştı. İnsanlar doluşunca bizim yüksek sesli teyzemiz biraz sustu gibi oh. 
Bu da benim için bir deneyim işte. Normalde blog yazılarını hep evde yazarım rahat bir şekilde. Ancak bir kafede hele ki hafta sonu ve gürültülü bir yerde yazılır mı sorumu cevaplamış oluyorum. Cevabı tahmin edersiniz. Aslında aklımda bir gün Salt Galata'ya gitmek var. Orada yazmak eminim çok keyifli olacaktır.  


Az önce yazıya ara verip U. ya fotoğrafımı çektirdim evet yine bir şeyleri kayıt altına alma aşkı. Hatta bugün yemek yediğimiz yerde de güzel fotoğraflar çektik onları da az önce paylaştım instagramda. Dikkatim sık sık dağılıyor yazı da bölünüyor haliyle. 
Şu bir şeyleri kayıt altına alma aşkı hakkında ne düşünüyorsunuz bu arada? Rahatsız olanlardan mısınız yoksa olağan karşılayanlardan mı? Mesela U. yani eşim beyefendi asla özel hayatını sosyal medyada paylaşmaz. Hatta benim de bazı paylaşımlarıma ne gerek var ki diye yaklaştığı oluyor. Ben birçok insandan daha az bağımlıyım ancak seviyorum paylaşım yapmayı da bunu inkar etmem komik olur. Peki neden seviyorum işte asıl mesele bu. Mutlu olduğumuzu ya da çok eğlendiğimizi ya da çok huzurlu olduğumuzu mu birilerine kanıtlamak istiyoruz yoksa başka bir şey mi? Bazı paylaşımların bana ilham verdiği doğru ama bir çoğu da kendimi gergin hissetmeme ve kıyaslamama sebep oluyor.
Bu arada bugün akşam yemeğimizi Moda'daki "Yer" isimli kafede yedik. Yemekler fena değildi ancak bir tık pahalı olduğunu söyleyebilirim. İçeride de benim çok severek takip ettiğim Akasya Aslıtürkmen ve bebişi vardı. Yoksa yoksa dedim bir vloga mı dahil olacaktık yanlışlıkla. :) 
Dört bir yanımız akıllı telefonlar ve kameralarıyla çevriliyken, çevremizde sağlıklı beslenmeyle kafayı bozmuş yogacı teyzeler cirit atıyorken ben sadece kendi içime döndüğüm sade ve dingin bir hayat yaşamak ve kendi küçük insan topluluğumla mutlu olmak istiyorum. Buna engel bir şey var mı yok! 
Artık bir topluluğa dahil olmaya çalışmak için kendinden ödün veren ve klonlanmış gibi hareket eden insanlardan yıldım. Reelde ve sosyal medyada dahil. Yakın zamanda yine bir insan detoksu yapacağım galiba hayırlısı. 
Kafam çok dağınık olduğu için ve tabi ki kalabalıkta blog yazmak adeta bir meydan okuma olduğu için konudan konuya atladığım ve saçmaladığım bir yazı olmuş olabilir. Affola! :) 
Yeni yazılarda ve farklı duygularda buluşalım.
Haydi iyi akşamlaaar. 


1 yorum:

  1. İnsan detoksunu ben ne zamandır uyguluyorum, öyle iyi
    geliyor ki insana anlatamam. sosyal medya da yapınca dönüşler oluyor niye beni çıkardın
    falan diye. ee tabi böyle renkli kişiliği bulmuşsun , devamlı
    röntgenle ama paylaşıma, iletişime gelince insan ayır sonrada bir anda o kişinin
    sayfasından atıl , boşlukta oluyor haliyle insan.
    gerçek hayatta zaten canımı sıkan kimseyle görüşmüyorum bile.

    YanıtlaSil