İstanbul günlüğü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İstanbul günlüğü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Eylül 2017

Eylül '17 / Günler



Hani bazen hiçbir şeye yetişemediğinizi hissedersiniz ya heh işte tam da öyleyim son aylarda. Son 1-2 ayım inanılmaz hızlı geçti. İş hayatında farklı gelişmeler söz konusu özel hayatımda ise epey güzel ve heyecanlı gelişmeler var. Şimdi çok detay vermek istemiyorum ama instagram üzerinden takip ediyorsanız görmüşsünüzdür. :)
Aslında buraya uğrama sebebim gerçekten özlemiş olmak. Bundan sonra sadece burayı özleyince yazmaya karar verdim. Her yeni yazıda yeni bir karar! :))
Son zamanlarda başka ne yapıyorsun derseniz bilinçli farkındalık, mindfulness konularına biraz kafayı taktım onlarla ilgileniyorum, evim için alışverişler yapıyorum, yeni dekorasyonlar filan derken güzel bişeyler olacak gibi. İkea evimizin her şeyiymiş gerçekten. :)





Onun dışında tatil planları yapıyorum. Kasım'da Amsterdam, Brüksel, Brugge seyahatleri vaar! Tavsiyeler varsa şimdiden duymak isteriz efenim. ^^



Sizler nasılsınız?

Bu yazıyı yeni yemek masamız üzerinde cacık kediciği şımarıklık yaparken yazmaya çalışıyorum. Masada yazı yazmayı özlemişim cidden. Elimde bilgisayarla yatağa, koltuğa yayılmak da güzel ama masada yazmanın ayrı bir havası var ve kesinlikle daha iyi konsantre oluyorum ve daha çok yazasım geliyor.
Az önce Matilda'yı 2. kez izledim. Nasıl tatlı bir film nasıl! Çocuk filmlerini çok seviyorum -daha önce de söylemiştim- özellikle bu türdeki filmler çok eğlenceli geliyor bana. Aynı şekilde animasyon izlemek de pek keyifli. Ne zaman canım sıkılsa veya gergin olsam bir animasyon açıyorum sıkıntı filan kalmıyor.

Bu yazıda dizi konusuna değinmezsem tabi ki de eksik kalırdı. :) Son günlerde beni en heyecanlandıran şeylerden biri de çok sevdiğim 2 dizinin yeni sezonlarının başlayacak olması.

İlki How To Get Away With Murder. Çok severek izliyorum ilk günden beri. Hiçbir sezonunda da sıkıldığımı söyleyemem. Daha önce detaylı bahsetmiştim bu diziden dizi kategorisinde vardır kesin. Polisiye gerilim türünde bir şeyler izlemeyi seviyorsanız bu diziyi de seversiniz gibi geliyor. Gelsin yeni bölümler oley!
İkincisi ise Stranger Things! Bu dizi ah bu dizi yok mu bayılıyorum, çok seviyorum. 2. sezonunu deli gibi merak ediyorum. Korku gerilim türünün en tatlı örneklerinden biri çünkü başroldeki veletler pek şeker. Biraz 90'lar korku sinemasını anımsatıyor. Hikaye sürükleyici, oyunculuklar iyi. 2. sezonu merakla bekliyorum.
İzlemeyi düşündüğüm ve çok merak ettiğim dizilerden biri de The Handmaid's Tale. Kardeşim de dahil olmak üzere diziyi çok seven ve öven insan var. Ben ilk bölümü izledim sadece haftalar önce ama devam etmedim nedense. Belki tekrar başlarım.
Bunun dışında şu an yeni başladığım, beğendiğim ama çok da bayılamadığım bir dizi var Ozark isminde. Belki duymuşsunuzdur. Konusu fena değil biraz Breaking Bad vari diyebiliriz ama o tadı aramak isterseniz. Ihh! Bakalım ilerleyen bölümlerde fikrim değişir belki. :)

Ben de durumlar böyle...  Şimdilik sevgilerimi ileterek size cacık hanımla veda ediyorum. :)



Bu arada son bir soru ara ara seyahat edince videolar çekiyoruz bunu arşivimde biriktiriyorum ama youtube'ta da yayınlama fikri var son zamanlarda aklımda lakin ne gerek var ile yapayım ya eğlenceli olur ikilemleri içerisindeyim. Sizin fikirlerinizi de merak ediyorum, youtube üzerinden ne tür şeyler izliyorsunuz ya da hoşunuza gidiyor mu böyle videolar? Yorumlarınızı bekliyorum bu sefer çok soru sordum haha.

Haydi sağlıcakla,
Mutlu Keçi

20 Ağustos 2017

Lindy Hop yaptım!

Bu yazıyı size sitemizin neredeyse 1 yıldır hiç kullanamadığımız bahçesinden yazıyorum. :) Evlerde durmak mümkün değil zira. Dışarısı bir nebze de olsa daha serin daha nefes alınası.
Annem bir süredir İstanbul'da yanımda. İşten eve geldiğimde birlikte bazen yürüyüşe parka geliyoruz. Hatta spor aletlerini bile kullanıyoruz. Onun sayesinde ben de site bahçemizi sevmeye başladım. Ortada büyükçe bir havuz etrafında çardaklar var. Buralarda priz vs. olduğu için bilgisayarını alıp çıkmak ve bir şeyler yazmak kolay oluyor.


Dans kursum bittiii! Üzgün surat buralara. Aslında bitmedi de ben şimdilik özel sebeplerle ara vermek durumunda kaldım. Bahsetmiş miydim size hatırlamıyorum yaklaşık 1,5 ay kadar Lindy Hop dans kursuna gittim Kadıköy'de. Çook güzeldi. Ben şu an ilk kuru bitirmiş durumdayım. Kursumuz Kadıköy Savoy'da oluyordu. İnternette aratırsanız kolayca bulabilirsiniz. Hatta alın size linki! Lindy hop çok eğlenceli bir dans türü. Jazz ile haşır neşir epey. Esasında ben tap dance yani adım dansına gitmek istiyordum ancak o konum olarak çok uzak olduğundan (Taksim'deydi) lindy hop'u tercih ettim. İyi ki de etmişim. Her hafta dans günü geldiğinde keyfim nasıl olursa olsun bir şekilde toparlanarak ve yüzüm gülerek ayrılıyordum salondan.

Nedir bu Lindy Hop diyenlere -> https://tr.wikipedia.org/wiki/Lindy_Hop



Eğer ilgi duyuyorsanız siz de hem internet siteleri hem de facebook sayfaları üzerinden etkinlikler dans türleri ve kursların başlangıç tarihleri ile ilgili bilgi sahibi olabilirsiniz. :)

Bu yazıyı geçtiğimiz günlerde yazıp taslaklarda öylece bırakmışım. Daha ekleyeceğim şeyler vardı sanırım hatırlamıyorum. :) Neyse böylece yayınlayalım bari faydalanmak isteyenler faydalansın dedim.

P.S. Hava çok sıcak dostlar bitsin bu salak mevsim!


30 Mayıs 2017

Fotoğraflarla Mayıs

Nisan-Mayıs favorileri yazısını okuyup sevenler için yine bir ay değerlendirmesi yazısıyla sizlerleyim. Geriye dönüp bakmak ve bunları arşivlemek hoşuma gidiyor. Canım sıkılınca açıp bu yazıları okuyarak mutlu oluyorum evet. :)

Bu ay neler yapmışım hadi bir bakalım;


Nisan Sonları, Mayıs başları... Bir hafta sonu kendimize güzel bir plan yaptık. Maçka parkına gidecektik. Bolca kedi sevecek, çimlere kendimizi bırakacak, kitap sayfalarında kaybolacak biraz da şehir gürültüsünden uzaklaşacaktık. Peki n'oldu? Biz parka adımımızı atar atmaz yağmur damlaları şıp şıp şıplamaya başladı. Murphy hey! Yine de toprak kokusu bayıldığım bir şey olduğu için pek moralimi bozmadım. Ayrıca kaçışan ya da olayı umursamayan insanları izlemesi de keyifliydi. Biz de geçip gidiverdik parktan öylece. Bu da o anlardan bir kare. Sevgili yağmurluğu iyi ki var! :)


Yağmura yakalandık dediysek kedi sevmedik demedik ya! Bir sürü kedi sevdik. Kedilerini bu parka bırakıp sevmeye gelen bir aileye sinirlendik biraz söylendik filan. Bu fotoğraftaki sırnaşık da bir türlü kucağımdan inmedi sağ olsun çamurlu ayaklarıyla üstümü başımı mahvetti. O kadar güzel kediler var ki. Hala gidip parayla cins kedi alanları anlamıyorum anlamakta istemiyorum. Hayvan sevgisi eşit değildir gösteriş. Teşekkürleeer(!)


Bu fotoğraf ise Beşiktaş'taki OT'tan. Dekorasyonunu çok beğendim. Işıklandırma bir mekanda benim için en önemli şeylerden. Şık ve güzel tasarımlar kendimi daha özel hissetmemi sağlıyor. Yemekler için benzer beğeniyi sunamayacağım maalesef. Servis, ilgi alaka ne kadar hoş olsa da daha lezzetli şeyler yemek isteyebilirdim. Bu fotoğrafın çekildiği anlarda ise çok heyecanlıydım. Benim için özel bir gündü. Aklıma o günü getirdiği için de bu fotoğraf burada kendine yer buluverdi.




Yer Moda. Mekanımız Çaydanlık. Şimdi tadilatta kendileri el mi değiştiriyor ne oluyor bilmiyorum. Buraya birkaç kez gittim şimdiye kadar. Moda çay bahçesine çıkarken sağda Çikolata dükkanının sokağında kalıyor. Biz ne zaman Çikolata dükkanından tatlı yemek istesek genelde yer bulamadığımız için soluğu burada alıyoruz. Hem tatlımızı yiyor hem de buranın birbirinden güzel çaylarını deniyoruz. O kadar çok çay çeşidi var ki... Size minicik kavanozlar içinde getirip koklatıyorlar filan istediğinizi seçiyorsunuz. Çok sakin tatlı bir yer. Bas bas müziklerle sizi baymıyor, sevdiklerinizle rahat rahat muhabbetin dibine vurabiliyorsunuz. :)






1 Mayıs.
Arkadaşlarımızla kendimize güzel bir gün hediye ettik. Araba kiralayarak İstanbul'dan yola çıktık ve sırasıyla Şile-Ağva-Kerpe-Kefken(Pembe Kayalar)'i gezdik. Şile'de pek yapacak bir şey bulamadık. Her yerde kazı çalışmaları vardı. Kahvaltımızı Ağva'da dere kenarında yaptık. Kahvaltı için aynı şeyi söyleyemesem de ortam gayet keyifliydi. Daha güzel bir havada tekrar gidip bisiklet kiralayarak da gezmek istiyorum. Yukarıda gördüğünüz fotoğraflar ise Pembe Kayalar'dan.
Pembe Kayalar cidden pembeymiş evet. Yani bir kısmı. :) Dalgalarla zaman içinde aşınarak bu hale gelmişler. Çook güzeldi. Günün yıldızı bizim için burası oldu. Çok kimse de yoktu zaten. Tadına vara vara denizi, dalgaları, gökyüzünü izledik. Doğayla kucaklaştığımız-yakınlaştığımız her an öyle huzurlu ki. Yolunuz bu taraflara düşerse mutlaka gidip görmenizi tavsiye ederim.




İlkbahar'ın sayılı güzel havalarından... Sahilde oturmayı İzmir'de doğup büyümüş biri olarak pek tabi ki çok seviyorum. Hatta buraya ilk taşındığımda uzunca bir süre sahil yerine "kordona çıkmak, kordonda oturmak" diyip durdum. Bostancı'ya sürekli Bostanlı demem gibi. Hala karıştırıyorum hatta. Neyse işte Caddebostan sahilinde hınca hınç kalabalıktan kendimize iki popoluk yer bulup oturduğumuz anlardan birini görüyorsunuz yukarıda. Sonra bol bol yürüyüş. Fenerbahçe dolaylarından kendimizi bir yerlere atıp Kadıköy'e dönüş. Güzel havalarda evde durmayı çok sevmesem de bu kadar kalabalık yerlerde bulunmayı da sevmiyorum. İstanbul'da bu mümkün mü derseniz ha-ha-ha!




Bu ay evimize yeni tilivizyon mi alındı ne?! Öhöm haha. Çeyizimi şimdiden yapıyorum arkadaşlar ne var! :) Sadece tv değil tabi altındaki şeyi de İkea'dan cüzzi bir miktara aldık. Eski kitaplığım baya hırpalanmıştı taşınmalar sırasında. Bu daha işlevsel oldu. Kitaplarımı ayıklamama rağmen yine de azaltamadım gibi. Ekranda gördüğünüz şey ise Fed Up isminde bir belgesel. Çok güzeldi ama etkisi kısa sürdü bende. Bu belgeselden başka bir yazıda detaylı olarak bahsedeceğim için şimdi es geçiyorum. O yazıya kadar ben de size soruyorum: "Are you fed up?"










Evde geçen günler...
Bakmayın böyle gezmeli görmeli fotoğraflar paylaştığıma esasen oldukça evcimen bir tarafım da vardır. Evde vakit geçirmeyi bazen çok daha fazla seviyorum. Çıkıp kalabalıkta stres olup 2 saatimi trafikte geçireceğime sevdiğim diziyi izleyip blog yazmayı, yeni bir şeyler okumayı, kedilerimle oynamayı çoğu kez tercih ediyorum. 
Kediciklerimi az çok tanımışsınızdır artık. Tekir olan Kekik Hanım. 2,5 yaşında inanılmaz aksi ve zor bir kedi. Kucağıma gelip oturmuşluğu sayılıdır. Beyaz olan ise Cacık Hanım. Tek gözü kapalı halde şirketin bahçesinde bulmuştum. Bırakmaya kıyamadım. Arada bir şımarıklığı nedeniyle beni çileden çıkarsa da en çok onu mıncıklamayı seviyoruz. 2 kızım ve sevdiceğimle minik bir dünya kurduk kendimize. :) 
Yeni bir kitaba başladım bir de bu ay. Kişisel gelişim türü gibi dursa da okuması zevkli bir kitap. Bir de bazı şeylerin altını çizmeden duramadım bkz. son fotoğraf. Siz ne düşünüyorsunuz o alıntıyla ilgili merak ettim. 


Merhaba İlkbahar! Ah, neredesin bahar?
Bir Kadıköy günü daha. Seviyorum merkez n'apayım?! :)



19 Mayıs. 
Sabah erkenden uyandık. Kadıköy Kalamış parkında Kadıköy belediyesinin düzenlediği 19 Mayıs etkinliğine katıldık. Her yaştan bisiklet kullanıcılarıyla toplaşıp yola çıktık. Yaklaşık 2 saat boyunca balonlarımız ve bayraklarımızla Kadıköy, Göztepe, Bostancı caddelerini arşınladık. Kornalarımızla ve gülücüklerle bayramımızı kutladık. (herşeye rağmen!) Yollardaki insanların alkışları, teyzelerin göz yaşları eşliğinde turu tamamladık. :)) Çok keyif aldım. 
Bisiklet sürmeyi zaten çok seviyorum. Güzergah konusu biraz sıkıntılıydı sadece. Gereksiz ara sokaklara, tırmanışlı yollara girince benim bacaklar için gece gece nöbetçi eczane aramak zorunda kaldık. He bir de o yorgunlukla akşam Üsküdar Harem'deki MFÖ konserine katıldık. Nerede ücretsiz etkinlik var bizden kaçmaz hahaha. Şaka bir yana Üsküdar'da görmek istediğimiz hareketlerdi bunlar, sevindik mi sevindik.


Kadıköy dolaylarında kahvaltı yapacak güzel bir yer arayanlara Yeldeğirmeni'ndeki Garda Cafe'yi şiddetle tavsiye ediyorum. Garda'ya gidip ortaya bir serpme kahvaltı söylüyorsunuz masanızda yer kalmayana kadar donatıveriyorlar ortayı bir anda tıka basa doyduktan sonra ver elini Moda. Cherrybean'de hemen kendinize lattenizi alıyor uzun zamandır ertelediğiniz o blog yazısını yazıveriyorsunuz. Oradan çıktıktan sonra kendinizi Moda sokaklarına bırakıp bu huzurlu manzaralara eşlik eden boş bir bank buluyorsunuz. Sonraaa... Sonrası da size kalsın benden bu kadar! :)

Yeni bir ayda yine böyle kısa kısa notlarla görüşmek dileğiyle efenim.
Umarım çok sıkmamışımdır sizi. :)

Hepinizi öpen Keçi! ^.^


25 Mart 2017

Attention please...

Yine uzun süreli sesim çıkmadı belki merak etmişsinizdir diye ufak bir güncelleme yapmak istedim. Günlerden Cumartesi. Saat 08.00. 
Evden çıkmam için toplamda 1,5 saatim var ve bu süreç içinde cornflakes'li hızlı bir kahvaltı, duş, çanta hazırlama işleriyle boğuşacağım. Yetişirim herhalde değil mi? Umarım. :) Uçağı kaçırmak istemem zira bugün sevdicekle İzmir'e evime doğru yola çıkıyoruz. 
4 gün boyunca yokum İstanbul'da. Her şeyi çook özledim. Canım İzmir gözümde tütüyor. Bol bol fotoğraf paylaşımları yaparım zaten siz de görürsünüz. 
İnstagramı son zamanlarda epey aktif kullanmaya başladım.
Hala takip etmeyenler varsa işte linki. <mutlukeci>
Hatta son zamanlarda paylaştığım fotoğraflara durup durup tekrar bakıyorum narsist miyim neyim haha. Çok güzel bir yere gittik Burgazada'ya. 
Son zamanlarda beni en en motive eden şeylerden biri oldu bu gezi. Detaylı olarak size yazacağım hatta göstereceğim galiba. Sürpriz! :)
Hayatım bu aralar güzel bir düzleme girdi. Kafamdaki planları uygulamaya başladıkça iyi hissediyorum ve daha iyi şeyler olacak gibi geliyor.
Birkaç şey daha var bahsetmek istediğim ama önümüzdeki yazıya kalsın. 
Bu arada instagram stories(anlık paylaşım) bölümünde her gün sevdiğim ve bana ilham veren cümleleri paylaşıyorum. İngilizce ama takip etmek isterseniz bakmayı unutmayın. Ben çok sevdim bu seriyi. Kaynak pinterest oluyor zaten. Direkt o siteden de bakabilirsiniz. 
Mısır gevreğimi hazırlamaya giderken youtube'da bir Elvin Levinler (güzel motivasyon sağlayan videoları var!) videosu açarak bu hızlı ve kaçamak güncelleme yazısına son veriyorum. Bekle bizi İzmiir! :)

Burgazada ve mimozalarım.




Sevgiler 
Mutlu Keçi

7 Ocak 2017

Hafta sonunu evde geçireceklere tavsiyeler!

Etraf sessiz, huzurlu, bağışlayıcı.. Kar geldi ve bir anda sanki dertler-tasalar rafa kalktı. En son kapımızın önünde leğenleriyle kayan çocuklar, babalar gördüm de yine bir mutlu oluverdim. Böyle görüntüleri hep haberlerde izlerdim eskiden İzmir'deyken. Evimin bulunduğu site adeta evin içinden bakınca bir kar küresini andırıyor. Ben de içindeki bir figür gibiyim. :) Aralık, yeni yıl derken kış geldi çattı bunu da şu güzelim kar ile daha bir iyi hissetmedik mi? Peki madem çok dışarı çıkamıyoruz vakit evde kalma vaktidir, evlerimizde de sıkılmadan bir şeyler yapabiliriz sanki ne dersiniz? Ben de aklıma gelen şeyleri sıraladım, istediğinizi seçmek de size kalmış efem. :)

1- Uzun süredir ertelediğiniz, bir türlü başlayamadığınız o diziye başlamak! Ya da çok sevdiğiniz bir diziyi sıcak çikolatanız eşliğinde tekrar tekrar izlemek. Mesela ben Friends'e tekrar başlamak konusunda kesin kararlıyım. :)

2- Şöyle güzel içinizi ısıtacak bir film izlemek. Bu konuda birkaç tavsiye de bonus olsun: Julia&Julia, Little Miss Sunshine, The Holiday, Juno.

3- Yemek yapmak. Evet benden beklenmeyecek bir tavsiye gibi gelebilir ama merak ettiğiniz bir yemeği ya da bir tatlıyı yapmayı denemenin tam da vakti değil mi şu an? :)

4- Tabi ki kitap okumak. Sokağınız kar altındayken, etraf bu denli sessiz ve huzurluyken tercihinizi güzel bir fantastik kitaptan yana kullanabilirsiniz. Haydi hayallere dalalım! :)

5- Bakım! Youtube'tan bulduğunuz maskeler, saç bakım kürleri ve daha niceleri. Kendinizi yenilemenin, soğuktan ötürü ilgiye muhtaç kalmış cildinizi ödüllendirmenin vakti geldi bence.

6- Evinizi-odanızı dekore etmek! Evin içinde yapacağınız birkaç değişiklik, uzun süredir temizlemek ve fazlalıklardan kurtulmak istediğiniz o gardrobunuzu adam etmek için vakit ayırmanın tam sırası. Bence bu konuda kendinize yeni bir felsefe bile edinebilirsiniz. Düzenlemeyin, azaltın! :)

7- Meditasyon yapın. Açın şöyle güzel sakin müzikler, kapatın gözlerinizi, sadece kendinize konsantre olun; başkalarını, kötü şeyleri, gelecek endişesini bir kere de olsa atın aklınızdan. 

8- Evde olmasa da yakın çevrenizde yapabileceğiniz bir aktivite olarak bu soğuk havalarda bize en çok ihtiyaç duyan sokaklardaki canları besleyin bir kap sıcak su (donmasın diye içine bir miktar zeytin yağı damlatıp) biraz mama, imkanınız varsa soğuktan koruyacak minik bir yuva yapın onlara.

*Keyif yapın! Ben bu tabiri çok severim. Tüm hafta iş stresi ülke gündemi derken gerilen sinirlerimizi, bedenimizi, ruhumuzu dinlendirmek için neyi seviyorsanız onu yapın. Ben mi ne yapacağım? Şimdi akşam yemeği için noodle ve yanında tavuk biraz salata, yemeğime eşlik etmesi için güzel bir dizi-film seçeceğim. Sonra çamaşırları asıp, biraz çikolata eriteceğim, azıcık da kedilerle oynadım mı tamamdır.
Küçük mutluluklar.*



4 Ocak 2017

Bir günün anatomisi

Bugün uzun zaman sonra ilk kez bir günün bana yetmediğini hissettim. İşler hiç bu kadar birikmemişti. Dün hasta olduğum için gidemediğim ofiste bir ton iş beni bekliyordu. Kafamı kaldırdığımda saat 16.30 olmuştu bile. Yetişmeyen işler, akan bir burun, baş ağrısı ve bir miktar boğaz ağrısıyla günü tamamladım. içerim diye masama koyduğum bitki çayı paketinde kaldı öylece. 2017 yılı başladığından beri ofiste yeni bir ajanda tutuyorum. Artık daha sistematik çalışıyorum ama yoruldum. Bir süre işe gitmesem evde kalıp dinlensem ne güzel olurdu diye hayal ediyorum ama sonra da şu olumsuz ülke gündeminde aklımı meşgul eden bir şey olmasa daha kötü olurdum diye düşünüyorum. Yani iyi ki iş güç var. Bir açıdan... Şu an kucağımda koca göbekli cacık hanım ile bu yazıyı yazmaya çalışıyorum ve arada dikkatim dağıldığı için alakasız konulara atlama ihtimalim var benden söylemesi.

Aslında amacım sadece uğramaktı. Arada böyle iç ses yazıları ya da günce gibi şeyler olacak artık blogda. :) Eve gelir gelmez yaptıklarıma bakalım; önce yerleri süpürdüm hem de her yeri (koltuk altlarını filan değil elbette, o kadar da değil.) sonra kedi kumunu temizledim, evdeki tüm çöp kutularını boşalttım, banyoyu temizledim, yatak örtülerini değiştirdim, (yaşasın yeni nevresimler!) ve saat 9 oldu. Hala akşam yemeği yemedim. Bugünkü öğünüm ton balıklı sandviç. :) Ton balıklı sandviç benim kurtarıcı menüm. Bazen düşünüyorum da 2 yıldır İstanbul'da nasıl yemek yapmayı öğrenmeden hayatıma devam ediyorum haha. İş yerindeki öğle arası yemekleri de olmasa ev yemeğine hasret kalacaktım. Yemekhane şeylerini de ev yemeğinden saydım ama pek de sayasım gelmedi. Çok sevmiyorum çünkü. Şu an cacık kedisi arka patisini ağzıma doğru uzatmak suretiyle kendini temizlemeye başladı. Cidden şu anı görmenizi isterdim. Bir blogger kolay yetişmiyor, ne şartlarda yazıyoruz ah, ah! :)

Bu gün kendi kendime düşünüp işyerindeki hiçbir şeyi ve kimseyi takmama kararı aldım. Her güne 1 karar! Artık böyle. Ciddi manada takmamaya başladım galiba. Mesela benden çok haz etmeyen insanlar olması beni rahatsız etmiyor. Eski mutlu keçi olsa herkes beni sevmeli mottosundan yola çıkarak gününü zehir ederdi. Bir de ben çocukluğumdan beri daha içe dönük bir insan oldum. Ta ki lise hayatıma kadar. Lise dönemi sırasında bir açıldım pir açıldım. Benim sosyal bir kelebek olmaya doğru evrildiğim o yıllarda derslerim de kendi yağında kavrulmaya çalışıyordu adeta. Mesela hiç unutmam -yani ben unutsam da arkadaşlarım toplu buluşmalarda bunu mutlaka anlatır- bir tarih sınavımızda sınav günü öncesi tüm gece Çatı serisinden bir kitabı okuduğum için ders çalışamamıştım. İnanılmaz heyecanlıydı, yani sabah 5-6 gibi ben kitabı bitirmiştim ama zombi gibi okula gidip sınavda hiçbir şey yapamayıp bir de üstüne üstlük bana kopya vermeyen arkadaşlarıma küsmüştüm. :)) İşin kötü yanı beni çok seven Tarih hocamız da sınavdan 20 gibi bir puan alınca yanına çağırıp bir sorun mu var niye böyle oldu diye sormak durumunda kalmıştı. Ben de haliyle çok sürükleyici bir kitap okuyordum o yüzden sınava çalışamadım diyememiştim. :) Neyse böyle bir anı işte. (Bu etraf neden bulanıklaştı yahu?! )

Ben şimdi aşırı aç olduğumdan yemeğimi hazırlamaya gidiyorum he bir de bu aralar akşam yemeklerime eşlik eden şu diziyi de bırakayım buraya. Çok mükemmel olmasa da distopik şeyleri seviyorsanız hoşunuza gidebilir. 
Bana da Friends tadında kafa yormayan eğlenceli dizi tavsiyeniz olursa çok müteşekkir olurum canlarım. :)


- %3 -

Sevgiler 
Mutlu Keçi

10 Aralık 2016

Taşındım, gezdim, gördüm, geldim!

Oooo kimler gelmiş kimler dediğinizi duyar gibiyim. Siz demiyorsanız da ben kendi kendime diyorum şu an. :) Bloğu öyle böyle boşlamadım, biliyorum. Ama hayat bu bazen uzaklaşmak da gerekiyor galiba kafa toparlayabilmek için. Gerçi beni instagram gibi sosyal mecralardan takip edenler varsa görmüştür baya şey yaptım son zamanlarda. Orada ne kadar aktifsem burada bir o kadar pasif kaldım bu süreçte. Ama bu konuda da kendimi suçlayamayacağım, canım istedikçe yazıyorum işte. Bu arada bloğumun temasını değiştirdim biraz, sayfamın üst kısmında yeni şeyler göreceksiniz. Güzel oldu bence. :)

Görüşmeyeli nasılsınız bakalım? Eminim herkesin hayatında ufak tefek de olsa değişimler olmuştur.

Benim oldu mesela. Taşındım! 2 yılda 4. ev şaka değil vallahi öyle. İlki İstanbul'a ilk taşındığımda yerleştiğim ilk ev arkadaşlı evim. İlk ve son oldu. Ev arkadaşlığı bana göre değilmiş bunu deneyimleyerek anlamış bulundum. 2. si kısa süreliğine kaldığım, bir arkadaşımın tatlış eviydi. 3 ay boyunca -yaz döneminde- çatı katı tatlı mı tatlı minnak bir evde yaşadım. Çatı katı dairem olmadı da demem. ^^ 3.sü ise çok sevdiğim Çiçekçi'de tuttuğum ve yaklaşık olarak da 1 yıl süresince kaldığım evdi. Bu evde neler yaşamadım ki! Çok mutlu anlarım da oldu çok karamsar zamanlarım da. He bir de bu eve taşındıktan sonra hayatıma 2 yeni tontiş katıldı. Kediciklerim cacık ve kekik hanımlar! :)

Çeşitli sebeplerle bu evimden de çıkmak durumunda kaldım ve bu sefer Çamlıca dolaylarında hem iş yerime yakın hem de güvenli bir ev buldum. Çok tatlı bir balkonum ve kocaman bir evim var. (Kira konusuna hiç değinmek istemiyorum. Zira şu an moralimi bozmaya hiç niyetim yok.) Bu evin şimdiye kadarki evlerimden en önemli farkı da iş yerime inanılmaz yakın olması. Genellikle 15 dk gibi bir sürede ofiste oluyorum. Enerjimi emen İstanbul trafiğinden kurtulmuş olmak her gün neredeyse 3 saat daha kazandırmış oldu bana.
Hazır bu kadar bahsetmişken anıları yad edelim mi dersiniz? İşte İstanbul'da kendime yuva yaptığım yerler. :)




Veee şimdi yaşadığım ev.. Ancak yerleşebiliyorum çünkü taşınalı sadece 3 hafta oldu. (Buraya ikea'lara övgüler filan gelecek.)


Evde vakit geçirmeyi, keyif yapmayı seven biri olarak konfor benim için çok önemli. Evimin rahat ve kullanışlı olmasını seviyorum. Sadece beni yansıtan şeyler olsun istiyorum. Hani şu toplumun dayattığı bazı saçma sapan kurallar vardır ya hiçbiri de umrumda değil. İnsanların mobilyalara devasa paralar vermesini sanki kendi evinde misafirmiş gibi hareket etmesini hiç anlamıyorum. Neyse işte yine içime sinen güzel şeyler yaptım. Beğenenler el kaldırsın bakalım?! :)

Ev olayını bir kenara bırakırsak son zamanlarda beni en mutlu eden şey de Budapeşte-Prag seyahatiydi. Tadı damağımızda kaldı resmen. Çok güzel vakit geçirdik. Sonbaharda gidilebilecek en güzel yerlerdenmiş meğer Budapeşte ve Prag. Ve o kadar güzel karaler çıktı ki ortaya bu yazıyı yazmak için inanılmaz sabırsızlanıyorum. Gezi yazıları yazmak biraz meşakatli bir iş olmasa hemen şimdi yazardım. Gerçi ben gezi yazarı değilim deneyimlerimi paylaşıyorum, anılarımı kaydediyorum sadece. Yine de faydalı bir şeyler çıkıyor ortaya. :) (Mütevazı olamam efem heh heh.)

Bu vesileyle blogda sizi bekleyen yazılara da değinmiş olayım bari.

1. Budapeşte-Prag seyahatimiz
2. İtalya yolculuğumuzun geri kalan günleri
3. Geçtiğimiz yılbaşını kutladığımız Ukrayna-Lviv yazısı
4. Yeni yıl kararları
5. Son zamanlarda izlediğim dizi-filmler
6. İnstagram'da çok aktif olmamdan mütevellit İnstagram günlükleri tadında bir şey
7. Yeni yazı dizileri (tasarı aşamasında) :))

İşte böyle türlü şey var aklımda. Siz ilk hangisini yazmamı istersiniz?

Yorumlarınızı dört gözle bekleyen Mutlu keçi.. :)

24 Ekim 2016

Neler yapıyorum? #2

Canım blog, sevgili blog. İçimi dökmeyi en sevdiğim yer. Tuşların tıkır tıkır seslerini duymayı bile özlemişim. 2 aya yakın olmuş yazmayalı. Bu süreçte bolca düşündüm. Ara ara aklıma geldi yazmak yalan söylemeyim ama içimden gelmedi sanırım. Hani bazı zamanlar olur neyi niçin yaptığınızı unutmuşsunuzdur o başlangıçtaki hevesin sebebi neydi anımsayamazsınız ya da ne bileyim devam etmek için elinizde yeterli bir neden kalmamıştır. Ya da sadece canınız istemez. Benim şu süreçte hissettiklerim tam da böyle şeylerdi. Yazmayı çok sevdiğimi düşünürdüm genelde yazılarıma gelen yorumlarda hep içten yazdığım üzerineydi yani özetle seviliyordu. Sonra yavaş yavaş yazmaktan uzaklaştığımı fark ettim, keyif alıp almadığım üzerine çok düşündüm. O yüzden buraya gelirken gerçekten içimdeki ses hadi yaz artık dediği için geldim. Açıkçası ileriye dönük bir söz veremiyorum çünkü ne zaman düzenli yazacağım diye vaatlerde bulunsam gerisi gelmiyor. Canım istedikçe yazacağım. Buraya yazmak yaşadığım anıları ya da tüm düşüncelerimi bir araya toplamak gibi. Sanki her şey yazdıkça tekrar düzenleniyor kafamda. Kendime ayırdığım nadide vakitlerden biri yazmak. Oldukça kişisel ve güzel bir his. Bunu da kaybetmek istemediğimi fark ettim şu günlerde.

Bloğuma not düşemediğim bu süre zarfında hayat akıp gitmeye devam etti tabi. Hem de ne hızla.

Bu süreçte neler oldu pekii?


Drama kursuna başladım ama sonrasında saatlerimin tam uyumlu olamaması nedeniyle devam ettiremedim. Hocamla konuşup 2. dönem katılabileceğimi söyledim.


Bir ara hafta sonu sabahları bolca yürüyüş yaptık. Açmayı görmezden gelin lütfen bir seferlik bir şeydi sadece. :)) Şimdi o yürüyüşlere ara verildi ama tez vakitte tekrar başlanacak.

14 Ağustos 2016

Kuzguncuk'ta bir Pazar - Masum Mutfak

Merhabaaa,

Bu yazıyı çok tatlı bir yerden yazıyorum. Kuzguncuk'tan. Hafta sonumuzu boş geçirmemek adına birkaç plan yapmıştım. Yer, gün saatler bire bir tutmasa da planın bir şekilde bir ucundan yakaladım mı yakaladım. Sabah erkenden (09.30) uyandım, öncelikle günlerdir çamaşırlıkta asılı boynu bükük kalan giysilerimi katladım, güzelce dolabıma yerleştirdim. Sonra güzel bir duş aldım, temiz temiz giyindim, makyaj çok yapmadım, maskara sürmedim mesela. Eve gelince gözlerimi temizlemek büyük işkence çünkü. Neyse kahvaltımızı erkek arkadaşımla Kuzguncuk'ta yapmaya karar verdik. Birkaç kez bahsetmiştim size İstanbul'da en sevdiğim yerlerden biridir Kuzguncuk, hem evime de yakın canım istedikçe geliyorum. Amacımız baya erken gelmekti, sakin sakin burayı yaşamak için ama öğleyi buldu yine.

Kuzguncuk'a genelde Üsküdar'dan yürüyerek geliyoruz  bugünde öyle yaptık tabi o sırada yol üstündeki Gratis'i görünce uğramadan edemedim. Birçok üründe indirim vardı ve bu akşama kadar da geçerli yanlış bilmiyorsam. Özellikle The Balm'ın ürünleri %40 indirimli olunca baya iyi fiyata denk geliyor, ben de bir kaç şey aldım.

The Balm'dan Mary lou minizer aydınlatıcı bir tane eyeshadow stick güzel bir bronz renk ve Put a lid on it primerını aldım neredeyse yarı fiyatına. Gratis kartlılara özel bir de indirim vardı oradan da Maybelline  push up drama maskarasını aldım 12,5 liraya filan. Çok güzel bir alışveriş oldu benim adıma. Neyse yeterince makyaj konuştuk galiba ben yine özüme döneyim. Arada ben de kızsal konulardan bahsedebilirim yani ne var?! :)

Alışveriş sonrası istikamet Kuzguncuk! Buraya çok kez geldik, sokakları gezdik ama gözümüzden kaçan bir yer varmış. Zomato uygulaması sayesinde öğrendik ve eminim buraya gelen çoğu kişi de şimdi bahsedeceğim yeri kaç kez önünden geçmesine rağmen görmemiştir. Kuzguncuk daha çok butik kafeleriyle meşhur yani öyle büyük büyük mekanlar yerine 3-5 masalı tatlı kafeleri var.
Biz de acaba nerede kahvaltı yapsak diye düşünürken burayı dediğim uygulama sayesinde keşfettik.
Alt katı Betty Blue isimli bir mekan orası da çok tatlı ama bugünün konusu o değil.

6 Aralık 2015

Bir mutluluk sebebi olarak: Aralık!

Aralık...
En sevdiğim aylardan bir tanesi. En sevdiğim 2. ay da olabilir. Eylül'den sonra. He bir de Nisan'ı çok severim. Her mevsimden bir tat. :) Yaz'ı hiç sevmem mesela.
Hazır Aralık da gelmiş iken ben yavaş yavaş yeni yıl kararlarımı, hayallerimi düşünmeye başladım bile.
Yazmayı özlemiş olsam gerek boş bir sayfa açıp neden bahsetsem acaba diye düşünüp biraz oyalandıktan sonra kafamdan geçenleri içimden geldiği gibi buraya aktarmaya karar verdim. Tam da güzel bir bölüm dizinin ardından keyfim de yerindeyken neden blog yazmayayım ki dedim!
Kendi kendime kızdığım çok şey var, istemesem de oluyor çoğu kez. Yani aklımdaki çoğu şeyi yapmıyorum, yetiştiremediğimi düşünüyorum ama bu sadece bahane gibi geliyor bazen. Her zaman değil tabi. Çünkü gerçekten çok yorgun olduğum zamanlar oluyor. Kendime de çok yüklenmeyeyim şimdi. :)
Sorun galiba iş dışında kendime çok vakit ayıramamam ile ilgili. İzmir'de gerçekten çok daha renkli bir sosyal yaşantım vardı. Onu geçtim sürekli yeni şeyler yapıyordum. Origami kursu, tiyatro, fotoğraf ve daha başka şeyler... Şimdi bunların hiçbiri yok. Kurs, atölye vs. koskoca İstanbul'da yok mu derseniz tabi ki var. Ama çok pahalı. Ben de öyle bir yükün altına girmek istemiyorum. Kadıköy'de çok güzel ücretsiz kurslar var aslında. Keşke orada ikamet etme şartı aramasalarmış mesela. (üzgün surat)
Ben de en azından hafta sonları keyifli vakit geçirmeye çalışıyorum kendi çapımda. Yeni zevklerim de oluştu bu arada. Mesela makyaj! :)) Yeni yeni şeyler keşfediyorum, deniyorum. Aslında keyifli bir şeymiş diye düşünmeye başladım. Hala eyeliner olayını beceremiyorum ama olsun.
İnsanın her manada kendine bakması, kendini sevmesi, saygı duyması önemli şey bence. Bunu her anlamda yapmak lazım. Beslenmene dikkat etmekle, sporla, hijyenle, kendine bakmakla, dış görünüşüne özen göstermekle, ruhuna iyi gelen şeyleri keşfetmekle, çok okumakla-izlemekle... olabilecek şeyler bunlar. Bunları yapmadıkça ve kendi kendine homurdandıkça insan hem yerinde sayıyor, hem de geçip giden zamana hayıflanıyor.

Bu arada sizde farkındasınızdır uzun zamandır film-dizi-kitap yazısı paylaşmıyorum. Neden diye soracak olursanız nadiren izliyorum ya da okuyorum. Eski performansıma dönüşüm yakındır ama bu durumdan oldukça sıkıldım.

Ne çok konuştum yahu! Yazım biraz karamsar gibi gelebilir ama değil. Aksine yazdığım için rahatladım. Şimdi kaldığımız yerden devam edebiliriz. 2 haftadır yazmıyorum sanırım. Kısa kısa başlıklarla şu geçen zamanda yaptıklarımdan bahsedeyim biraz sizlere.

1- Benazio Coffee

Kadıköy, Yeldeğirmeni'nde çok tatlı bir cafeye gidilir. Arkadaşlarla buluşulur, bol bol sohbet edilir, kahkahalar atılır, iyiki birlikte eğlenebildiğin insanlar var diye düşünürsün. Bu arada ufak bir not benim için arkadaşlıkta en önemli kriterlerden biri de birlikte benzer şeylere gülebilmek galiba. Genelde öyle olduğu zaman daha çok seviyorum onları. :)




Firefly Lane övmek için geri dönmüş olabilir miyim?

Açtım beyaz bir sayfa başladım yazmaya. Seni çok özledim canım blog. Bu yazı nasıl başlar neye evrilir bilmiyorum. Tam şu anda geçen hafta b...