26 Mart 2015

İlk Çekilişim!!!

Merhabaaa,

Sonunda beklenen an geldiiii. :) Bloğu ilk açtığım vakitlerde sevdiğim bazı bloglardaki çekilişleri görünce hemen katılır, keşke ben de böyle bir şey yapsam derdim. Ama çok fazla takipçim olmadığını düşünüp, kim katılacak ki şimdi diyerek vazgeçerdim. Sonra kendi kendime bir karar aldım ve 100 takipçim olduğunda sürpriz bir çekiliş düzenlemeye karar verdim. Günler geçti, geçti, geçti vee bir baktım ki çoktan aşmışım o sınırı. Takipçi sayısı çok mu önemli diyeceksiniz, değil tabi ki ama böyle şeylerde ne kadar çok kişi katılırsa o kadar zevkli oluyor bence.

Gelelim çekilişin içeriğine, en zevkli tarafı da alışveriş kısmıydı. Hepsini çok severek aldım tabi ki. Hatta çekilişe koyarken azıcık aklım kalmadı değil kendilerinde. :)


14 Mart 2015

Film Günlüğü #1

(Two Days One Night, Ernest et Celestine, Jagten, The Bothersome Man, The Imposter, I Origins)


Eveeet, bir süredir filmlerle ilgili yazılarıma ara vermiştim ama yepyeni filmlerle geri döndüm efenim. Bundan böyle film günlüğü adı altında her hafta böyle bir yazı dizisi hazırlayacağım. İçeriğinde tabi ki izlediklerimden beğendiklerim-beğenmediklerim dahil olmak üzere çeşitli filmler olacak. Haydi başlayalım bakalım. :)

9 Mart 2015

Uzuun bir aradan sonra kocaman bir "Merhaba!"

Yazmayalı ne çok zaman oldu. O kadar çok özledim ki burayı anlatamam. Bu süreçte şuna karar verdim: Benim en sevdiğim hobilerimden biri yazmakmış. Yazamadığım her gün içim içimi kemirdi. Neredeyse 3 hafta olmuş yahu?! Nasıl geçmiş zaman farkında bile değilim. Yazı yazmamış olabilirim ama takip ettiğim bloggerların yazılarını okumayı ihmal etmedim tabi. Bir de insan yazmadıkça uzaklaşıyor bu eylemden. Anlatacak çok şeyin oluyor ama lafa nasıl gireceğini, nereden başlayacağını bilemiyorsun. Anlamışsınızdır sanıyorum ne demek istediğimi.
Bu geri dönüş yazısıyla birlikte eski ritmime kavuşurum diye düşünüyorum ben. Yazacak konular birikti de birikti. Artık bir posta ne kadarı sığarsa o kadarını kısaca anlatacağım sonra kaldığım yerden devam edeceğim yazılarıma. :)
Nerede kalmıştık diye düşünürsek en son İstanbul'un karlı bir gününde en'leri seçip şu yazıyı paylaşmıştım. O yazıyı bir seri haline getirmeyi düşünüyorum bu arada. Hoş bir enstantane oldu. İzmir'li biri olarak 3-4 gün süren kar yağışı beni çook mutlu etti. Herkes söylenirken ben tam bir mutlu keçi gibi karlar içinde bata çıka zıplayıp durdum, he arada düşmekten korkmadım değil. :)


18 Şubat 2015

Bugün'den


Günün kitabı: Karin Tidbeck - Zeplin

Günün yemeği: Ton balıklı sandviç

Günün güzellikleri: Bembeyaz karlara bırakılan ilk ayak izinin sana ait olması, 
Çok sevildiğini hissetmek ^^

Günün eksileri: Sulugözlülük, panik, heyecan, gerilim

Günün keşfi: Cold Porcelain

Günün Fotoğrafı: 
Odamdan kar manzaları

17 Şubat 2015

Yapmak isteyip de yapamadığım birtakım şeyler

Bu aralar kafamdaki çoğu şeyi gerçekleştiremiyorum. Bu aralar dediğim İstanbul'a geldiğimden beri. Neden diye soracak olursanız çünkü zamanım ve enerjim yok!!! Bu kadar yoğun bir eğitime tabi tutulacağımızı bilmiyordum ben. Mesela Pazar günüm boş sadece. Diğer günler de eve geldiğimde çok fazla şey yapmaya enerjim olmuyor. Her sabah 6'da uyanıyorum. Hatta bu hafta boyunca 5'te uyanacağım malesef. İzmir'de gece 5'lerde uykuya dalan mutlu keçi şimdi ne hallerde görünüz efenim. Sizin bile gözleriniz doldu değil mi? :) Ah, ah..
Neyse bu günden itibaren yeni bir karar alıyorum. (Ara ara bu kararlar hep alınıyor.) Artık sürekli bir şeylerden şikayet etmeyeceğim. Hatta bu konuyla alakalı bir aralar her gün için o gün beni mutlu eden 5 tane şey yazıyordum. İyi ki kahküllerim var ya da bugün tanımadığım birine yardım ettim vs. gibi. Örnekler birbirinden alakasız oldu ama bu tarz şeylerdi napıyım. :) Böyle yazdıkça aslında birçok güzellik var çevremde sadece görmek lazım diye düşünmeye başlamıştım. Karamsarlıktan kurtuluyordum böylece. Oğlak burçları karamsarlıkları ve inatçılıklarıyla bilinirmiş zaten. Ben burcumun nedense sadece kötü taraflarını almışım. :)
Demek istediğim şu ki artık yakınmaktan, oflamaktan, puflamaktan vazgeçiyorum. Çevremdeki insanların negatifliklerine de katlanmak zorunda değilim ya da yanımda biri sürekli olumsuz şeylerden bahsettikçe onaylamak zorunda değilim. O negatif enerji beni etkisi altına almadan hemen konuyu değiştireceğim mesela. Şimdi başlıkla yazdıklarının ne ilgisi var diyecekseniz, ben de hemmen aman efeniim bu daha girizgahtı bir durun hele diyeceğim. :)
İşte ben de hayatım bu şekilde, bu yoğunlukta devam ederken elimden geldiğince az olan boş vakitleri değerlendirmeye karar verdim. Bu aralar yapamadığım için üzüldüğüm ve hayatıma kanalize etmeye çalıştığım şeyler var. Önümüzdeki süreçte yapmayı planladığım şeyler şöyle özetlenebilir kısaca:





4 Şubat 2015

Yeni oda dekorasyonu!


İşte birkaç yazıdır bahsettiğim sevgili odam! 
Genel olarak kırmızı ve yeşil ağırlıklı oldu. Kırmızı sehpam, yeşil perdelerim, kırmızı puanlı yatak örtüm, kırmızı dizüstü battaniyem/polarım vs. :) Fotoğraflarda yok ama bir de siyahlı bir bez dolabım var. 3-4 günde bu kadar oldu. Tabi ki eksiklikleri var ama şuanki hali ile bile seviyorum her şeyi. Mesela fotoğrafta gördüğünüz beyaz kasalardan yapılmış ufak sandık erkek arkadaşımın marifetli ellerinden çıktı. Menteşeli bir şey içine şimdilik defterlerimi ve İzmir'den getirdiğim birkaç kitabı koydum ama yakında yine erkek arkadaşımın yapacağı kitaplık şenlendirecek odayı. Duvarlara da güzel çerçeveler ve fotoğraflar gelecek. En sevdiğim şeylerden biri de bonibon kıvamındaki led ışıklarım. :) Genel olarak böyle bir şey çıktı işte ortaya. İzmir'deki odamı da çok seviyordum ama burası da fena olmadı. Siz ne dersiniz? 

2 Şubat 2015

Mutlu Keçi İstanbul'dan bildiriyor!

İstanbul'da günler oldukça hızlı geçiyor. Buraya geleli 2 haftadan biraz fazla oldu. Evime yerleştikten sonra daha önceki yazımda da bahsettiğim gibi eğitimlerim başladı. Haftada 6 gün eğitimdeyim akşam üzeri eve dönüyorum ve hem fiziken hem de mental olarak epey yorulmuş oluyorum. Eskiden kardeşime öğütler verir eve gidince güzel yemekler yapsana, şunu yap, bunu yap derdim. Ama şimdi anlıyorum ki hiç de kolay bir şey değilmiş tüm gün çalışıp eve gelir gelmez enerjik bir şekilde yemek yapmak, film izlemek, blog yazmak ya da diğer hobilerine vakit ayırmak... Zaten akşam üzeri 10 civarı uykum gelmeye başlıyor sonra 11'e kadar bir şekilde oyalanıp o saatlerde de uyuyorum. Hayatımın en yoğun dönemi sanırım şu an. Bir de yakında hayatıma yeni bir şey dahil olacak, heyecanlandırıyor beni. Umarım yolunda gider her şey.
Ocak ayı benim için değişimin başladığı, kendimi keşfettiğim ve hayatı farklı bir şekilde görmeye başladığım bir ay oldu. Sineme ve edebiyat açısından ise oldukça sönük bir aydı. Ancak hak verirsiniz ki bu kadar koşuşturma arasında vakit bulmak pek de kolay değildi. Bunun yanı sıra 2015 hedefim olan her ay bir tiyatro oyunu bir de sergi görme hedefimi de gerçekleştiremedim. Bugün 2 Şubat olduğunu görünce fark ettim bunu işin kötüsü. O sebeptendir ki hemen internetten devlet tiyatrosu oyunlarına göz atmaya başladık erkek arkadaşımla. İzmir gibi değil burası, bolca oyun var. Devlet tiyatroları, şehir tiyatroları, özel tiyatrolar filan derken epey seçenek çıkıyor karşınıza. Biz de Üsküdar Tekel Sahnesi'nde oynanmakta olan Hamlet Makinesi oyununu tercih ettik. Programda ancak 13 Şubat'a yer bulabildik ama olsun. Bilet almak bile mutlu etti beni. İzledikten sonra yorumlarımı yazarım buraya hemmen. :)
Bir de her hafta, tek boş günüm olan Pazar günü için beni çok yormayacak ama biraz da olsa rahatlamamı sağlayacak planlar yapmaya karar verdim.

Firefly Lane övmek için geri dönmüş olabilir miyim?

Açtım beyaz bir sayfa başladım yazmaya. Seni çok özledim canım blog. Bu yazı nasıl başlar neye evrilir bilmiyorum. Tam şu anda geçen hafta b...