18 Ocak 2017

Meydanlar boş kalmasın! #17 Çelınc (1. gün)

Heyyyyyy açılın yılın ilk meydan okuması başlıyor! As bayrakları as!!! :)

Duydum ki sonik hanımcım yeni bir challenge organizasyonu yapıvermiş hem de üşenmemiş biz sevgili katılımcılarına güzel güzel sorular seçmiş. E bir mutlu keçi'nin en sevdiği şey de tabi ki meydan okumaktır! Hemen ooo durun ben de varım dedim! (tipik bir oğlak + yükseleni koç burcu insanı.)
Bugün aslında 17 Ocak ve meydan okumanın ilk günüydü ben de uyumadan hemen ilk güne yetişeyim diyerek hızlıca bu yazıyı buraya bırakıyorum efenim.

Sorulara hemen şöyle bir göz atalım ve ilk soruyla başlayalım.


Soru 1: Beş sözcükle kendini anlat.

İnsanın kendini anlatması kadar güç bir şey yok ama durup biri aniden bana bunu sorsa aklıma ilk ne gelirdi o açıdan düşünüp yanıtlıyorum soruyu. :)

*Üşengeç
*Espirili
*Duygusal
*Sakar
*Muhalif

Bu kısa kısa yazdığım her kelimenin ardından yüzümde komik bir gülüş kaldı, aklıma anılar uçuştu. Çok uykum olmasa size de bahsederdim ama bir dahaki sefere artık. Bu arada katılmak isteyenler varsa alta yorum bırakabilir. Seve seve okurum yazılarınızı. Tanışalım kaynaşalım ama değil mi? Kimbilir neler neler öğreneceğiz daha hakkımızda. :)

Yarın akşam görüşmek üzere,
Mutlu Keçi

7 Ocak 2017

Hafta sonunu evde geçireceklere tavsiyeler!

Etraf sessiz, huzurlu, bağışlayıcı.. Kar geldi ve bir anda sanki dertler-tasalar rafa kalktı. En son kapımızın önünde leğenleriyle kayan çocuklar, babalar gördüm de yine bir mutlu oluverdim. Böyle görüntüleri hep haberlerde izlerdim eskiden İzmir'deyken. Evimin bulunduğu site adeta evin içinden bakınca bir kar küresini andırıyor. Ben de içindeki bir figür gibiyim. :) Aralık, yeni yıl derken kış geldi çattı bunu da şu güzelim kar ile daha bir iyi hissetmedik mi? Peki madem çok dışarı çıkamıyoruz vakit evde kalma vaktidir, evlerimizde de sıkılmadan bir şeyler yapabiliriz sanki ne dersiniz? Ben de aklıma gelen şeyleri sıraladım, istediğinizi seçmek de size kalmış efem. :)

1- Uzun süredir ertelediğiniz, bir türlü başlayamadığınız o diziye başlamak! Ya da çok sevdiğiniz bir diziyi sıcak çikolatanız eşliğinde tekrar tekrar izlemek. Mesela ben Friends'e tekrar başlamak konusunda kesin kararlıyım. :)

2- Şöyle güzel içinizi ısıtacak bir film izlemek. Bu konuda birkaç tavsiye de bonus olsun: Julia&Julia, Little Miss Sunshine, The Holiday, Juno.

3- Yemek yapmak. Evet benden beklenmeyecek bir tavsiye gibi gelebilir ama merak ettiğiniz bir yemeği ya da bir tatlıyı yapmayı denemenin tam da vakti değil mi şu an? :)

4- Tabi ki kitap okumak. Sokağınız kar altındayken, etraf bu denli sessiz ve huzurluyken tercihinizi güzel bir fantastik kitaptan yana kullanabilirsiniz. Haydi hayallere dalalım! :)

5- Bakım! Youtube'tan bulduğunuz maskeler, saç bakım kürleri ve daha niceleri. Kendinizi yenilemenin, soğuktan ötürü ilgiye muhtaç kalmış cildinizi ödüllendirmenin vakti geldi bence.

6- Evinizi-odanızı dekore etmek! Evin içinde yapacağınız birkaç değişiklik, uzun süredir temizlemek ve fazlalıklardan kurtulmak istediğiniz o gardrobunuzu adam etmek için vakit ayırmanın tam sırası. Bence bu konuda kendinize yeni bir felsefe bile edinebilirsiniz. Düzenlemeyin, azaltın! :)

7- Meditasyon yapın. Açın şöyle güzel sakin müzikler, kapatın gözlerinizi, sadece kendinize konsantre olun; başkalarını, kötü şeyleri, gelecek endişesini bir kere de olsa atın aklınızdan. 

8- Evde olmasa da yakın çevrenizde yapabileceğiniz bir aktivite olarak bu soğuk havalarda bize en çok ihtiyaç duyan sokaklardaki canları besleyin bir kap sıcak su (donmasın diye içine bir miktar zeytin yağı damlatıp) biraz mama, imkanınız varsa soğuktan koruyacak minik bir yuva yapın onlara.

*Keyif yapın! Ben bu tabiri çok severim. Tüm hafta iş stresi ülke gündemi derken gerilen sinirlerimizi, bedenimizi, ruhumuzu dinlendirmek için neyi seviyorsanız onu yapın. Ben mi ne yapacağım? Şimdi akşam yemeği için noodle ve yanında tavuk biraz salata, yemeğime eşlik etmesi için güzel bir dizi-film seçeceğim. Sonra çamaşırları asıp, biraz çikolata eriteceğim, azıcık da kedilerle oynadım mı tamamdır.
Küçük mutluluklar.*



4 Ocak 2017

Bir günün anatomisi

Bugün uzun zaman sonra ilk kez bir günün bana yetmediğini hissettim. İşler hiç bu kadar birikmemişti. Dün hasta olduğum için gidemediğim ofiste bir ton iş beni bekliyordu. Kafamı kaldırdığımda saat 16.30 olmuştu bile. Yetişmeyen işler, akan bir burun, baş ağrısı ve bir miktar boğaz ağrısıyla günü tamamladım. içerim diye masama koyduğum bitki çayı paketinde kaldı öylece. 2017 yılı başladığından beri ofiste yeni bir ajanda tutuyorum. Artık daha sistematik çalışıyorum ama yoruldum. Bir süre işe gitmesem evde kalıp dinlensem ne güzel olurdu diye hayal ediyorum ama sonra da şu olumsuz ülke gündeminde aklımı meşgul eden bir şey olmasa daha kötü olurdum diye düşünüyorum. Yani iyi ki iş güç var. Bir açıdan... Şu an kucağımda koca göbekli cacık hanım ile bu yazıyı yazmaya çalışıyorum ve arada dikkatim dağıldığı için alakasız konulara atlama ihtimalim var benden söylemesi.

Aslında amacım sadece uğramaktı. Arada böyle iç ses yazıları ya da günce gibi şeyler olacak artık blogda. :) Eve gelir gelmez yaptıklarıma bakalım; önce yerleri süpürdüm hem de her yeri (koltuk altlarını filan değil elbette, o kadar da değil.) sonra kedi kumunu temizledim, evdeki tüm çöp kutularını boşalttım, banyoyu temizledim, yatak örtülerini değiştirdim, (yaşasın yeni nevresimler!) ve saat 9 oldu. Hala akşam yemeği yemedim. Bugünkü öğünüm ton balıklı sandviç. :) Ton balıklı sandviç benim kurtarıcı menüm. Bazen düşünüyorum da 2 yıldır İstanbul'da nasıl yemek yapmayı öğrenmeden hayatıma devam ediyorum haha. İş yerindeki öğle arası yemekleri de olmasa ev yemeğine hasret kalacaktım. Yemekhane şeylerini de ev yemeğinden saydım ama pek de sayasım gelmedi. Çok sevmiyorum çünkü. Şu an cacık kedisi arka patisini ağzıma doğru uzatmak suretiyle kendini temizlemeye başladı. Cidden şu anı görmenizi isterdim. Bir blogger kolay yetişmiyor, ne şartlarda yazıyoruz ah, ah! :)

Bu gün kendi kendime düşünüp işyerindeki hiçbir şeyi ve kimseyi takmama kararı aldım. Her güne 1 karar! Artık böyle. Ciddi manada takmamaya başladım galiba. Mesela benden çok haz etmeyen insanlar olması beni rahatsız etmiyor. Eski mutlu keçi olsa herkes beni sevmeli mottosundan yola çıkarak gününü zehir ederdi. Bir de ben çocukluğumdan beri daha içe dönük bir insan oldum. Ta ki lise hayatıma kadar. Lise dönemi sırasında bir açıldım pir açıldım. Benim sosyal bir kelebek olmaya doğru evrildiğim o yıllarda derslerim de kendi yağında kavrulmaya çalışıyordu adeta. Mesela hiç unutmam -yani ben unutsam da arkadaşlarım toplu buluşmalarda bunu mutlaka anlatır- bir tarih sınavımızda sınav günü öncesi tüm gece Çatı serisinden bir kitabı okuduğum için ders çalışamamıştım. İnanılmaz heyecanlıydı, yani sabah 5-6 gibi ben kitabı bitirmiştim ama zombi gibi okula gidip sınavda hiçbir şey yapamayıp bir de üstüne üstlük bana kopya vermeyen arkadaşlarıma küsmüştüm. :)) İşin kötü yanı beni çok seven Tarih hocamız da sınavdan 20 gibi bir puan alınca yanına çağırıp bir sorun mu var niye böyle oldu diye sormak durumunda kalmıştı. Ben de haliyle çok sürükleyici bir kitap okuyordum o yüzden sınava çalışamadım diyememiştim. :) Neyse böyle bir anı işte. (Bu etraf neden bulanıklaştı yahu?! )

Ben şimdi aşırı aç olduğumdan yemeğimi hazırlamaya gidiyorum he bir de bu aralar akşam yemeklerime eşlik eden şu diziyi de bırakayım buraya. Çok mükemmel olmasa da distopik şeyleri seviyorsanız hoşunuza gidebilir. 
Bana da Friends tadında kafa yormayan eğlenceli dizi tavsiyeniz olursa çok müteşekkir olurum canlarım. :)


- %3 -

Sevgiler 
Mutlu Keçi

1 Ocak 2017

Bir 2016 güzellemesi, bir de yeni yıl kararları🎄☃

2016 bitiyor!! Bitiyor.. "Sonunda!" diyenlerden misiniz siz de? Ben bu yılı hiç sevmedim be blog! Ne bileyim öyle kapkara, sıkıntılı, sancılı bir yıldı sanki. Dünyada olup bitenler, ülkemizde olup bitenler derken benim için en güzel yanı hala nefes alıyor oluşumuz sanırım.
Ne de iç sıkıcı başladı yazı değil mi? :) Ama kendimizi kandırmanın ya da hiçbir şey olmamış gibi davranmanın da bir anlamı yok. Bu yıl benim için kişisel anlamda da çok arada derede geçen bir yıl oldu. Hayatımda köklü değişiklikler olmadı diyebilirim.


Özetle 2016;

*Bu yıl İstanbul'da yaşamaktan soğuduğum yeni yerlerin özlemini duyduğum bir yıl oldu en çok da.
*Blogda çok yazmasam da en çok meydan okumaya katıldığım yıl oldu. #100happydays de yalan oldu. Çünkü ne zaman tekrar başlasam hep kötü bir şey oldu ve ben de vazgeçtim. Vazgeçmek güzeldir bazen.
*Çok fazla kitap okumasam da hayatıma etki eden bazı kitaplar okudum ki bu da benim için farklı bir sürecin kapısını araladı. Bu konuya az sonra değineceğim.
*2016'da en çok ne yaptın diye sorsanız dizi izledim derim! Dizi izlemeyi zaten çok seviyordum ve 2016 da dizi anlamında oldukça bereketli bir yıl oldu. İlk aklıma gelenler ve gözüm kapalı herkese tavsiye edebileceklerim:
-The Night Of
-Westworld
-Stranger Things
*2016 çok güzel yerler gördüğüm, yeni insanlar, yeni kültürler tanıdığım ve bu açıdan çok mutlu olduğum bir sene oldu. Tam 4 ülke, 5 şehir gezdik.
-Ukranya / Lviv
-İtalya / Floransa, Siena
-Macaristan / Budapeşte
-Çek Cumhuriyeti / Prag
*Hayatımızda zaten bir kedicik vardı. Ama bir tane daha katıldı. Dünyanın en şımarık kedisi cacık hanım.
*Asıl önemli gelişmelerden birine de değinmeden olmaz zira blogda bu konudan hiç bahsetmedim. 2016'nın son çeyreği evlenmeye karar verdiğimiz bir süreç oldu bizim için. Budapeşte'de tatlış bir teklif aldığımı söylemem lazım haha. :)
*Aldığım kararları hiçbir zaman uygulayamadığım ama yeni hedefler koymaktan yılmadığım bir ben vardı benden içeri. O sebeptendir ki bu sene kendime fazla yüklenmemeye karar verdim.
*2016 senesinde  yaklaşık 6 kilo aldım. Neyse ki eskiden çok zayıf olduğum için şu an aşırı takılmıyorum kiloma. (55 kiloyum ivit.)
*Ne kadar çok insanla tanışırsam tanışayım hayatıma dahil ettiğim insan sayısı bir o kadar az oldu.
*Taşındım. Yeni ev, yeni düzen heyecanları sardı bir süre dört bir yanımı.
*İzmir'i ve sevdiklerimi çok özledim çok ihmal ettim.

10 Aralık 2016

Taşındım, gezdim, gördüm, geldim!

Oooo kimler gelmiş kimler dediğinizi duyar gibiyim. Siz demiyorsanız da ben kendi kendime diyorum şu an. :) Bloğu öyle böyle boşlamadım, biliyorum. Ama hayat bu bazen uzaklaşmak da gerekiyor galiba kafa toparlayabilmek için. Gerçi beni instagram gibi sosyal mecralardan takip edenler varsa görmüştür baya şey yaptım son zamanlarda. Orada ne kadar aktifsem burada bir o kadar pasif kaldım bu süreçte. Ama bu konuda da kendimi suçlayamayacağım, canım istedikçe yazıyorum işte. Bu arada bloğumun temasını değiştirdim biraz, sayfamın üst kısmında yeni şeyler göreceksiniz. Güzel oldu bence. :)

Görüşmeyeli nasılsınız bakalım? Eminim herkesin hayatında ufak tefek de olsa değişimler olmuştur.

Benim oldu mesela. Taşındım! 2 yılda 4. ev şaka değil vallahi öyle. İlki İstanbul'a ilk taşındığımda yerleştiğim ilk ev arkadaşlı evim. İlk ve son oldu. Ev arkadaşlığı bana göre değilmiş bunu deneyimleyerek anlamış bulundum. 2. si kısa süreliğine kaldığım, bir arkadaşımın tatlış eviydi. 3 ay boyunca -yaz döneminde- çatı katı tatlı mı tatlı minnak bir evde yaşadım. Çatı katı dairem olmadı da demem. ^^ 3.sü ise çok sevdiğim Çiçekçi'de tuttuğum ve yaklaşık olarak da 1 yıl süresince kaldığım evdi. Bu evde neler yaşamadım ki! Çok mutlu anlarım da oldu çok karamsar zamanlarım da. He bir de bu eve taşındıktan sonra hayatıma 2 yeni tontiş katıldı. Kediciklerim cacık ve kekik hanımlar! :)

Çeşitli sebeplerle bu evimden de çıkmak durumunda kaldım ve bu sefer Çamlıca dolaylarında hem iş yerime yakın hem de güvenli bir ev buldum. Çok tatlı bir balkonum ve kocaman bir evim var. (Kira konusuna hiç değinmek istemiyorum. Zira şu an moralimi bozmaya hiç niyetim yok.) Bu evin şimdiye kadarki evlerimden en önemli farkı da iş yerime inanılmaz yakın olması. Genellikle 15 dk gibi bir sürede ofiste oluyorum. Enerjimi emen İstanbul trafiğinden kurtulmuş olmak her gün neredeyse 3 saat daha kazandırmış oldu bana.
Hazır bu kadar bahsetmişken anıları yad edelim mi dersiniz? İşte İstanbul'da kendime yuva yaptığım yerler. :)




Veee şimdi yaşadığım ev.. Ancak yerleşebiliyorum çünkü taşınalı sadece 3 hafta oldu. (Buraya ikea'lara övgüler filan gelecek.)


Evde vakit geçirmeyi, keyif yapmayı seven biri olarak konfor benim için çok önemli. Evimin rahat ve kullanışlı olmasını seviyorum. Sadece beni yansıtan şeyler olsun istiyorum. Hani şu toplumun dayattığı bazı saçma sapan kurallar vardır ya hiçbiri de umrumda değil. İnsanların mobilyalara devasa paralar vermesini sanki kendi evinde misafirmiş gibi hareket etmesini hiç anlamıyorum. Neyse işte yine içime sinen güzel şeyler yaptım. Beğenenler el kaldırsın bakalım?! :)

Ev olayını bir kenara bırakırsak son zamanlarda beni en mutlu eden şey de Budapeşte-Prag seyahatiydi. Tadı damağımızda kaldı resmen. Çok güzel vakit geçirdik. Sonbaharda gidilebilecek en güzel yerlerdenmiş meğer Budapeşte ve Prag. Ve o kadar güzel karaler çıktı ki ortaya bu yazıyı yazmak için inanılmaz sabırsızlanıyorum. Gezi yazıları yazmak biraz meşakatli bir iş olmasa hemen şimdi yazardım. Gerçi ben gezi yazarı değilim deneyimlerimi paylaşıyorum, anılarımı kaydediyorum sadece. Yine de faydalı bir şeyler çıkıyor ortaya. :) (Mütevazı olamam efem heh heh.)

Bu vesileyle blogda sizi bekleyen yazılara da değinmiş olayım bari.

1. Budapeşte-Prag seyahatimiz
2. İtalya yolculuğumuzun geri kalan günleri
3. Geçtiğimiz yılbaşını kutladığımız Ukrayna-Lviv yazısı
4. Yeni yıl kararları
5. Son zamanlarda izlediğim dizi-filmler
6. İnstagram'da çok aktif olmamdan mütevellit İnstagram günlükleri tadında bir şey
7. Yeni yazı dizileri (tasarı aşamasında) :))

İşte böyle türlü şey var aklımda. Siz ilk hangisini yazmamı istersiniz?

Yorumlarınızı dört gözle bekleyen Mutlu keçi.. :)

24 Ekim 2016

Neler yapıyorum?

Canım blog, sevgili blog. İçimi dökmeyi en sevdiğim yer. Tuşların tıkır tıkır seslerini duymayı bile özlemişim. 2 aya yakın olmuş yazmayalı. Bu süreçte bolca düşündüm. Ara ara aklıma geldi yazmak yalan söylemeyim ama içimden gelmedi sanırım. Hani bazı zamanlar olur neyi niçin yaptığınızı unutmuşsunuzdur o başlangıçtaki hevesin sebebi neydi anımsayamazsınız ya da ne bileyim devam etmek için elinizde yeterli bir neden kalmamıştır. Ya da sadece canınız istemez. Benim şu süreçte hissettiklerim tam da böyle şeylerdi. Yazmayı çok sevdiğimi düşünürdüm genelde yazılarıma gelen yorumlarda hep içten yazdığım üzerineydi yani özetle seviliyordu. Sonra yavaş yavaş yazmaktan uzaklaştığımı fark ettim, keyif alıp almadığım üzerine çok düşündüm. O yüzden buraya gelirken gerçekten içimdeki ses hadi yaz artık dediği için geldim. Açıkçası ileriye dönük bir söz veremiyorum çünkü ne zaman düzenli yazacağım diye vaatlerde bulunsam gerisi gelmiyor. Canım istedikçe yazacağım. Buraya yazmak yaşadığım anıları ya da tüm düşüncelerimi bir araya toplamak gibi. Sanki her şey yazdıkça tekrar düzenleniyor kafamda. Kendime ayırdığım nadide vakitlerden biri yazmak. Oldukça kişisel ve güzel bir his. Bunu da kaybetmek istemediğimi fark ettim şu günlerde.

Bloğuma not düşemediğim bu süre zarfında hayat akıp gitmeye devam etti tabi. Hem de ne hızla.

Bu süreçte neler oldu pekii?


Drama kursuna başladım ama sonrasında saatlerimin tam uyumlu olamaması nedeniyle devam ettiremedim. Hocamla konuşup 2. dönem katılabileceğimi söyledim.


Bir ara hafta sonu sabahları bolca yürüyüş yaptık. Açmayı görmezden gelin lütfen bir seferlik bir şeydi sadece. :)) Şimdi o yürüyüşlere ara verildi ama tez vakitte tekrar başlanacak.

7 Eylül 2016

Mutlu Keçi Sinema Kuşağı #1


"Ne izlesem kiiii?" derdine son!

Hani böyle yemek yerken, gece uyumadan evvel ya da arkadaşlarınızla-sevgilinizle ne bileyim belki sadece tek başınızayken birkaç abur cubur eşliğinde keyifle size eşlik edebilecek bir şeyler izleme arayışına girersiniz ya (cümle bitemiyordu..) bir de aklınızda herhangi bir şey yoksa ne izleyeceğinize karar verene dek o istek bir kuş misali uçar gider. İşte ben de siz değerli dostlarımı bu gereksiz vakit kaybından kurtarmak adına kısa ama faideli bir liste hazırladım. Özet geç ey mutlu keçi diyenlere de sevgilerimi sunarım buradan daha ne kadar özet geçebilirim ki?! 

Aşağıda göreceğiniz listenin ilerleyen dönemde pek tabi ki devamı gelecek ancak şimdilik bunlarla idare edebilirsiniz gibi. Bilmiyorum size de oluyor mu bazen canım güzel bir film izlemek istiyor ama bakıyorum imdb watchlist hiç benlik halde değil gibi online siteler desek onlarca film arasında kaybolup gitmek an meselesi işte o anlarda zevklerine güvendiğim birkaç blogtan hızlıca bakıp kenara birkaç film not alıyorum ve ufak bir iş yükünden kurtulmuş oluyorum. Bu konuda Serablog ve Kediler ve Kitaplar yararlandığım bloglardan birkaçı. :)

Neyse uzun lafın kısası bende böyle şirin ve küçümen bir liste yapmak istedim. Olumlu ya da olumsuz fikirlerinizi de belirtebilirsiniz filmlerle ilgili. Şimdii bu yazı serisinin ilk kısmı karşınızda efenim film kategorisindeki diğer yazılarımı okumak isteyenler kategoriler bölümündeki sinema etiketine bakabilirler. 

Kahveler hazır mı? Başlıyoruz! :)




Oyununu filan hiç bilmiyorum ama benim sevdiğim türde filmlerden kendisi. Olağandışı her şeyi seviyorum filmlerde dizilerde. Bu farklı ırklarla savaş olur, distopya olur, orta dünya olur.. Blim kurgu-fantastik türüne düşkün biriyseniz bu bol ekşınlı filmi de seversiniz bence. 
(10/7)

14 Ağustos 2016

Kuzguncuk'ta bir Pazar - Masum Mutfak

Merhabaaa,

Bu yazıyı çok tatlı bir yerden yazıyorum. Kuzguncuk'tan. Hafta sonumuzu boş geçirmemek adına birkaç plan yapmıştım. Yer, gün saatler bire bir tutmasa da planın bir şekilde bir ucundan yakaladım mı yakaladım. Sabah erkenden (09.30) uyandım, öncelikle günlerdir çamaşırlıkta asılı boynu bükük kalan giysilerimi katladım, güzelce dolabıma yerleştirdim. Sonra güzel bir duş aldım, temiz temiz giyindim, makyaj çok yapmadım, maskara sürmedim mesela. Eve gelince gözlerimi temizlemek büyük işkence çünkü. Neyse kahvaltımızı erkek arkadaşımla Kuzguncuk'ta yapmaya karar verdik. Birkaç kez bahsetmiştim size İstanbul'da en sevdiğim yerlerden biridir Kuzguncuk, hem evime de yakın canım istedikçe geliyorum. Amacımız baya erken gelmekti, sakin sakin burayı yaşamak için ama öğleyi buldu yine.

Kuzguncuk'a genelde Üsküdar'dan yürüyerek geliyoruz  bugünde öyle yaptık tabi o sırada yol üstündeki Gratis'i görünce uğramadan edemedim. Birçok üründe indirim vardı ve bu akşama kadar da geçerli yanlış bilmiyorsam. Özellikle The Balm'ın ürünleri %40 indirimli olunca baya iyi fiyata denk geliyor, ben de bir kaç şey aldım.

The Balm'dan Mary lou minizer aydınlatıcı bir tane eyeshadow stick güzel bir bronz renk ve Put a lid on it primerını aldım neredeyse yarı fiyatına. Gratis kartlılara özel bir de indirim vardı oradan da Maybelline  push up drama maskarasını aldım 12,5 liraya filan. Çok güzel bir alışveriş oldu benim adıma. Neyse yeterince makyaj konuştuk galiba ben yine özüme döneyim. Arada ben de kızsal konulardan bahsedebilirim yani ne var?! :)

Alışveriş sonrası istikamet Kuzguncuk! Buraya çok kez geldik, sokakları gezdik ama gözümüzden kaçan bir yer varmış. Zomato uygulaması sayesinde öğrendik ve eminim buraya gelen çoğu kişi de şimdi bahsedeceğim yeri kaç kez önünden geçmesine rağmen görmemiştir. Kuzguncuk daha çok butik kafeleriyle meşhur yani öyle büyük büyük mekanlar yerine 3-5 masalı tatlı kafeleri var.
Biz de acaba nerede kahvaltı yapsak diye düşünürken burayı dediğim uygulama sayesinde keşfettik.
Alt katı Betty Blue isimli bir mekan orası da çok tatlı ama bugünün konusu o değil.

24 Temmuz 2016

İlk Kore dizisi deneyimim: Oh My Ghost

Merhaba blog, canım blog!

Can sıkıntısından ve daha çok evde takılmalı geçen günlerimden bahsedecek olursak bu günlerin bana en iyi gelen şeyi Kore dizileri oldu. Acayip keyif almaya başladım. İtiraf ediyorum eskiden önyargılıydım ve biraz da küçümsüyordum nedense ergence geliyordu. Gel zaman git zaman sevdiğim bloggerlardan biri (kediler ve kitaplar) bir Kore dizisinden bahsetti. Normalde zevklerine güvendiğim ve ortak film-dizi beğenilerim olan bir blog olunca vardır bir hikmeti diyerek bende bahsettiği diziyi izlemeye başladım.


İsmi Oh, My Ghost! İlk bölümü açar açmaz Korece konuşmalar, o abartılı jest ve mimikler, yüksek oktavlı sesler baya tuhaf geldi ama zamanla hem kulağım hem de gözlerim alıştı çekik gözlü porselen ciltli abilere ablalara. :)

Öncelikle dizinin konusuna geçmeden önce Kore dizileri ile ilgili gözlemlerimi maddeler halinde özetlemek istiyorum. :)

5 Haziran 2016

Pazar notları! :)

Merhaba gönül dostları!!!

Bu aralar hiç yazasım gelmiyor nedense. Sevgili anacığım da İzmir'den kalkıp yanıma geldi birkaç haftadır İstanbul'da. Beraber geziyoruz, sohbet ediyoruz, arada küsüyoruz ama aynı eski günlerdeki gibiyiz. :)
Yazı işi de biraz zorlama gibi olsun istemediğimden ara verdiğim bir şey haline geldi. Neticede rahatlamak için yazıyorum, keyif almak için. Demek ki bir süredir buna ihtiyaç duymamışım.
Bir de bu aralar değişik bir şey yapıyorum, deneysel bir şeyler. Psikolojik bir test bir nevi. Burada yazmasam da her gün kendi defterlerime bir şey karalıyorum. Bu konudan ilerleyen yazılarda bahsedicem sizlere de.
Şimdilik bu kadar spoiler vereyim. :)

Hazır buraya gelmişken şu bir türlü bitiremediğim çelıncı da bitireyim dedim. Siz bile unuttunuz di mi? Ama ben unutmam!!!

Son 2 soru kalmıştı zaten ama yarım bırakılmış bir şey benim enerjimi kaçıran bir hadise olduğundan tamamlamak istiyorum.

29. Korkularınızdan bahseder misiniz?

Yaşlanmaktan baya korkuyorum galiba. Bazen bu çok normal geliyor bazen de zaman dursun istiyorum, kabullenemiyorum yılların hızlıca geçmesini. Bunun dışında böceklerin çoğundan korkuyorum ya da tiksiniyorum. Gece sokağa çıktığımda arkamdan birilerinin gelmesinden sinsice yaklaşan arabalardan korkuyorum.(bununla ilgili kötü anılarım var maalesef.) Sudan korkuyorum. Geçtiğimiz sene 2 ay kadar yüzme kursuna gitmiştim mesela az da olsa yenebildim ama şu an yine başa dönmüş gibi hissediyorum. 2-3 sene evvel Bolu'da bir doğa kampına gitmiştim ve kanoya binenler arasında can yeleği takan tek kişi bendim. :) Exorcist vari korku filmlerinden çok korkarım bir de. Asla akşamları hava karanlıkken izleyemem. Her şekilde etkisinde kalırım.

15 Mayıs 2016

İtalya Gezi Rehberi / Gün 1 (Bologna - Floransa)

Ve nihayet malum yazıyı yazmaya karar verdi bu keçi. Bir türlü düşüncelerimi ve de kendimi toparlayıp yazma aşamasına geçememiş olsam da bir yerden başlamak gerek diye düşünüp buraya geldim. Neredeyse 10 gün oldu döneli. He bu arada bilmeyenler için konumuz "İtalya" efenim.
3 gece 4 günlük İtalya gezimiz hakkında anlatacak çok şey var. İyi ki ses kayıt cihazımızı almayı akıl etmişiz, yoksa şu an keçilikten balıklığa terfi etmek üzere olan ben kelimeleri zor toparlardım.

Hikayede başa dönecek olursak birgün erkek arkadaşımla internetten bilet bakınırken İtalya'nın Bologna şehrine Pegasus havayollarının uygun fiyatlı biletlerini gördük. Normalde ilk tercihimiz olmayan bir ülke bir anda rüyalarımızı süsleyen bir yer olmaya başladı. Bir şekilde kendimizi motive edip bir nevi gaza getirip biletleri aldık. 2 kişi gidiş dönüş yaklaşık 680 tl gibi bir miktara denk geldi.
Bu arada bilet almadan önce her siteden kontrol etmekte fayda var. Genelde başlangıç için skyscanner kullanıp daha sonrasında havayolu şirketlerinin kendi sitelerinden de göz atabilirsiniz. Fiyatlar değişkenlik gösterebiliyor.
Aylar aylar öncesinden aldığımız biletlerimizin yanı sıra bir de vize işi vardı halletmemiz gereken.
Birkaç kez yurt dışına çıkmıştık ancak ilk kez vize isteyen bir ülkeye gidecektik. Haliyle başta tedirgin olmadık desem yalan olur ama çok da zorlanmadan aldık vizeleri. Daha doğrusu ben aldım. :) Erkek arkadaşımı biraz gerseler de sonunda ikimizin de vizesi çıktı. Ancak vize başvurusu öncesi orada kalacağımız yeri de organize etmemiz gerekiyordu. Bu arada İtalya ve Almanya vize başvurularında İDATA aracı kurumu işlemlerinizi yürütebiliyor. Evrakları eksiksiz götürmeniz yeterli, onlar da zaten sitelerinde yer alıyor liste halinde. Ben düzenli bir şekilde hazırlayıp götürdüm ve yaklaşık 3 gün sonra vizem çıkmıştı. :)

Gelelim konaklama olayına işte o da başlı başına bir heyecan unsuruydu bizim için. Genel olarak bu tür seyahatlerimizde hosteli tercih ederdik. Uygun fiyatlı olduğu için. Ancak son zamanlarda iyice yaygınlaşmaya başlayan AİRBNB mevzusu da uzun süredir deneyimlemek istediğimiz bir şey haline gelmişti.
Airbnb ne diyenler için şuraya bir tık! Özetle gideceğiniz şehirde konaklamak için sitede var olan evlerden bir tane seçiyorsunuz. İçinde birçok filtre seçeneği var. Tamamen ev mi ya da sadece oda mı kiralamak istiyorsunuz vs. gibi. Birçok size uyan seçeneği belirledikten sonra çıkan sonuçlar arasından uygun bulduklarınızın ev sahiplerine kendinizi tanıtır bir mail atıyorsunuz. Eğer kabul ederlerse yerel insanlarla ortak paylaşımlarda bulunabileceğiniz daha sıcak bir deneyimi elde etmiş oluyorsunuz. Tabiki çeşitli güven problemleri yaşayabilirsiniz o yüzden yüksek puan almış olumlu yorumların ağırlıkta olduğu evleri seçmekte yarar var. Bu konuyla ilgili daha detaylı bir yazı okumak isterseniz aşağıya yorum olarak bırakabilirsiniz. :)


9 Mayıs 2016

Tembel keçi, mırıl mırıl şarkılar, sevdiklerim (27 ve 28)

Meydan okumanın son günleri yavaş yavaş geliyordu ve mutlu keçi hüzünleniyorduuu..

Ne de güzel herbir şey hakkında yazıp durduk kaç gündür. Böyle tek bir alana sıkışmaması da iyi oldu hem bu sayede birçok kişi birbirini daha yakından tanımış oldu değil mi?
Teşekkürler saçaklı! ^.^

Gelelim yeni konularımıza;

27. Dağınık mısınızdır yoksa düzenli mi?

Eğer evim temiz ve derli topluysa düzenliyimdir. :)) Ancak bir şekilde ipin ucu bir yerden kaçtıysa vay benim halime. Şu an olduğu gibi evi pok götürüyor. İtalya'dan döndüğümden beri bulaşık makinesini bir posta çalıştırmak dışında hiçbir şey yapmadım. Boyum kadar yığın oluştu çamaşırlardan. Giyinme odası adeta savaş alanı. Evin her yerinde normalde orada olmaması gereken bir eşya var. Fotoğrafını çektim aslında az önce ama gerçekten utandım yayınlamayacağım haha. Ama normalde bu kadar dağınık değilimdir sadece bende biraz battı balık yan gider duygusu fazla. :) Bu hafta ajandamın her günü temizlik işleri ile dolu. Hadi bakalım. Umarım bu sefer başlarım. Bu konuda Küçük Joe'dan ders almalı yanında staj yapmalıyım. Ne de güzel organize ediyor işleri. Ben neden tembelim yareppim nidalarıyla ağlayarak uzaklaşıyorum.

28. En sevdiğiniz 3 müzik grubu?

Ay zor sorulardan bu da. Müzik konusunda pek iyi bir dinleyici sayılmam ama kendi tarzımda sevdiğim müzisyenler var tabi.

The Smiths çok severim.
Fleet Foxes'a karşı boş değilim.
The Innocence Mission böyle elimde kitabım bir göl kıyısında dinlemek istediğim bir grup.
Bir de Türkçe bir şey de bonus olsun Yeni Türkü canımızdır kanımızdır. :)



7 Mayıs 2016

Çelınç time! (bitmeyen sorular 18-26)

İtalya dönüşü ayağımın tozuyla çelınca devam edeyim diyorum. 4 günlük İtalya gezimiz bir harikaydı. Tüm olumsuzluklara rağmen keyfini çıkarmayı başardık ya aferin bize. İtalya'da neler yaptık gün be gün yazacağım size ama öncesinde şu çelınc mevzuuna bir el atmam lazım. :)

18. Katıldığınız ilk konser neydi?

Düşünüyorum düşünüyorum galiba ilki lisede arkadaşlarımızla arkadaşımın abisinin bizi götürdüğü bir konserdi. Amatör gruplardan birinin İzmir Bornova'daki bir konseriydi. Çok konser insanı değilim maalesef. Böyle sevdiği müzisyenlerin her bir konserini takip edip iştirak edenlere de çok imreniyorum. 

19. Satın aldığınız son giysilerle bir fotoğrafınızı paylaşır mısınız?

Hemen efenim. İtalya maceramıza start verdiğim kıyafetlerimle şenlendireyim burayı. :)
Yukarıda gördüğünüz eteği Kadıköy'deki Campus mağazasından aldım fiyatı 66 lira. Kot ceket ise H&M'den alındı yaklaşık 70 liraydı fiyatı. Beğendiyseniz hala gidip alabilirsiniz. :)

29 Nisan 2016

Ciao İtalya, biz geliyoruuz!

Selam millet!

Size ufak minnak bir duyurum olacaktı. Yarın bendeniz mutlu keçi ve sevdiceği İtalya yollarına düşüyor. Sabah 9 civarında Kadıköy'e varıp Havataş ile yola koyulacaklar. İstikamet havalaalanı oradan da Bologna. Bologna uçuşları ucuz olduğundan burayı tercih ettik ve birçok kimsenin aksine evet Roma ve Venedik ile başlamıyor İtalya seyahatimiz. Biz 3 gece 4 günlük seyahatimiz boyunca Bologna, Floransa ve Floransa'yı yeterince gezdiğimize inanırsak Siena'yı ziyaret edeceğiz. :)
Bu hafta o kadar çok aksilik yaşadım ki yine de her şeye rağmen yüzüm gülmeye devam ediyor. Bakalım bizleri nasıl maceralı bir yolculuk bekliyor olacak.
3 gece boyunca Airbnb aracılığı ile bulduğumuz tatlı bir evde kalacağız. Fotoğraflarını ilerleyen yazılarda paylaşıyor olurum. Şansımıza İtalya bizi yağmurla karşılayacak ama olsun çok soğuk bir hava olmayacak gibi. 
Eğer çok yorgun olmazsam ve vakit bulursam ben de İlham kediciğim gibi gün be gün yazmayı düşünüyorum İtalya maceramızı ama olmazsa da döner dönmez yazacağım vakit kaybetmeden. Hatta bu sefer işi garantiye alıp yanımıza ses kayıt cihazı bile aldık çünkü ben çok unutkanım ve her seferinde bir şeyleri not almayı unutuyorum ama ses kayıt cihazı ile kaydetmek keyifli ve eğlenceli oluyor. Belki video bile çekeriz bakalım.
57 kiloya çıktığımı öğrendiğim şu çilekeş günlerimde bol makarnalı pizzalı bir seyahat pek mantıklı iş değilse de döner dönmez spora başlıyoruz diyerek kendimizi avutmalara devam ediyoruz. :)
Şimdi ben yola çıkmadan sizden birkaç tavsiye alırım belki diye düşünüp bu yazıyı buraya iliştireyim dedim. Floransa-Siena-Bologna üçlüsüne dair kesin yap-kesin gör dediğiniz şeyler varsa yorum olarak bırakabilirsiniz canlarım.

Firenze
Kaynak google görseller.
Siena
Kaynak google görseller



Şimdilik Arrivederci
Hepinizi öpen Mutlu Keçi ^^

28 Nisan 2016

Sakar keçi, mevsimler, el yazım (14,15,16,17)

Hafta içi bu saatlerde blog yazmak da ilginç gelmedi değil.

Bugün şirkette değil de evdeyim. Sorulara kaldığım yerden devam etmeden önce bu konudan bahsedeyim biraz sizlere. Hatta biraz daha öncesine Cumartesi akşamına kadar gideyim bence. Çünkü o gün güçlü ve zayıf yanlarımızı yazarken bir şeyden bahsetmeyi unuttum ve o şey bir haftadır peşimi bırakmayan bir kabus haline dönüştü.

Kötü yönlerimizi de yazıyorduk ya meydan okumada nasıl unuturum ben bunu düşünüyorum şimdi. Evet itiraf ediyorum ben dünyanın en sakar insanlarından biri olabilirim galiba arkadaşlar. Yani bilemiyorum başıma açtığım işlere bakınca artık tehlikeli boyutlara geldiğinin farkındayım durumun. Geçtiğimiz Cumartesi akşamı her zamanki gibi sokaktaki minnak kedilerime pencereden uzanmış mama veriyordum. Evimin salonu kot denilen cinsten evlerden. Ben de koltuğa çıkarak pencere önünde duran mama kabını her gün dolduruyorum, kedicikleri besliyorum. Yine böyle bir anda çok korkak minik bir kediyi fark ettim diğerlerinden korkup yanaşamıyordu. O da aç kalmasın diye ona doğru uzanmaya çalışırken ayağım kaydı ve koltuktan geriye doğru yuvarlandım. Bir elimde yaş mama kutusu kendimi yerde buldum. Düşerken de sırtım sehpaya çarptı. O yaş mama her yana dağıldı. Bilenler bilir iğrenç kokan bir mamadır kendileri. Kendimi unuttum aklım mama ve kokusunda. Kardeşim panik içinde koşturarak geldi filan. Belim baya acımıştı ama ciddi bir hasar oluşmadı neyse ki. İşte daha 4 gün önce bu şekilde düşen Mutlu Keçi gülerek ofiste bu olayı arkadaşlarına anlatırken daha başına geleceklerden habersizdi.

25 Nisan 2016

Ah şiir, canım şiir! (13)

Favori şiiriniz ya da sizin için anlamı olan bir şiir var mı?

Gece 01.00 suları.. Tam da geceye yaraşır bir soru var bugün. Zaten hüzünlüyüm de biraz. Açıp açıp okuyorum sevdiklerimi şu an.
Şiir severim, çook severim diyemeyeceğim evet ama severim ve bazen koca bir romandan daha çok şey verir bize 3 dize. 

Edip Cansever en sevdiğim şairlerin başında geliyor. Sonra Nazım Hikmet, Cemal Süreya, Turgut Uyar, Atilla İlhan diye gidiyor.
Mendilimde Kan Sesleri, Üvercinka, Yaşamaya Dair, Emperyal Oteli en sevdiğim şiirlerdendir. 
Bir de o şiirleri gerçekten güzel icra edenler varsa dinletileri de tadından yenmiyor.

Nazım Hikmet'in Yaşamaya Dair şiirinin çıktısını alıp duvara filan asasım gelmişti bir ara. Bir de Genco Erkal'ın sesinden dinlemeyi çok isterdim canlı canlı. Neyse biz şimdilik youtube ile idare edelim.




23 Nisan 2016

Tiyatro, illüstrasyon, küçük şeyler, tembellik ve bebek arabası (9-10-11-12)

Sonunda fırsat bulabildim de geldim buralara ey blog!

Çelınca devam...

Perşembe gününden beri cancağzım kardeşim İstanbul'da. Pek bir güzel geçiyor vaktimiz. Haliyle bloğa ayıracak pek vaktim de olmuyor. O şimdi arkadaşlarıyla görüşmeye gitmişken ben de daha fazla biriktirmeden sorulara kaldığım yerden devam edeyim dedim.

9. günde kalmıştık hatırlarsanız. Hangi alanda iyi olmak isterdiniz diye sormuşlar. Hmmm ben sanatın her dalında iyi olan insanlara çok büyük hayranlık besliyorum. Tabi gönlümde yatan birkaç alan da yok değil. Mesela sahnede izlediğim ya da sinemada, bazı oyuncular beni o kadar heyecanlandırıyor ki. Özellikle tiyatroda çok iyi bir oyun izliyorsam o an heyecandan, coşkudan gözlerim doluyor. Kesinlikle çok iyi bir oyuncu olmak isterdim, o kadar yetenekli olmak isterdim ki beni izleyenlerin gözlerinde ışıklar çaksın, iyi ki böyle insanlar var desinler. Sanat iyi ki var.
Mesela müzik aletini harikulade çalabilen insanlara da çok imreniyorum. En azından bir müzik aletini iyi bir şekilde çalabilmek isterdim. Bir de illüstrasyon! Ah ona ayrı bir parantez açmam lazım. En özel zevklerimden biridir. Bayılıyorum böyle şeylere. Hayatın güzellikleri, minik tatları, insanı mutlu eden şeylerin başında geliyor. Ben bakarken bu kadar yoğun hisler içindeyken bir de onların yaratıcılarını düşünün. Çok şanslılar. Bu çok hoş bir kabiliyet.

19 Nisan 2016

İçecek püskürtmeli, komikli yazı (8)

Heyt be soruya bakınız; sizi gülümseten şeyleri paylaşın diyor bugün bize Saçaklı. :)

Şimdi adettendir biraz kendimden bahsedeyim grizgah babında sonra da bol görselli bir paylaşımla devam edeceğim. Öncelikle bu konuda mütevazı olamayacağım gerçekten espirili bir insanım bence. Ama böyle canım istediğinde ve havamdaysam aşırı komik olabiliyorum aynı zamanda hazır cevaplılığımla da bilinirim hihi. Beni gülümseten ve o an eğlendiğim bir andaysam değmeyin keyfime, espiriler havada uçuşuyor. Bazen işi iyice cıvıtıp gereksiz uzatınca çevremden "yeter artık dalga geçme bi'şey anlatıyoruz şurada." uyarıları da aldığım olmuştur. Özellikle kardeşimden haha.
Ya da devrik bakışlar efenime söyleyeyim göz belertmeler her şey var. Haliyle anladığınız üzere eğlenmeyi seven bir insanım. Hatta bir keresinde burada mı tivitırda mı yazmıştım hatırlamıyorum birlikte benzer şeylere gülemediğim insanlarla yakın arkadaş olamıyorum diye.

Bazen alakasız şeylere çok gülen insanlar oluyor mesela başından geçen saçma bir olayı anlatıyor ama gerçekten 10 kişiye anlatsa 8'inin inanılmaz sıkıcı bulacağı bir olay. Kendisi deli gibi gülerken çevresindekiler de kibarlıktan gülümsüyor filan işte o an tam olarak kıvırcık saçlı Cemil İpekçi oluyorum. :))

Bu arada itiraf edeyim aynı görseli facebook'ta farklı bir gönderiyle de paylaşmıştım. Tüm Gün Yasmin Levy Sevda şarkısını dinleyince içimden adeta bir Cemil İpekçi çıktı filan demiştim. :)

Onun dışında düşen insana çok gülmem mesela. Onun yerine kelimeleri komik telaffuz edenlere daha çok gülerim. Ya da mesela kedilere çok gülüyorum. Böyle hayali bir şeyle oynadıkları ne bileyim duvardaki ufak bir noktaya yüz saat zıplayıp yakalamaya çalıştıkları ya da aniden tüylerini deli gibi kabartıp yan yan koştukları zaman filan. Kendi kendime çok eğleniyorum evde.


Çevremde espirilerine en çok güldüğüm insanlardan biri de yöneticimiz hahah. Cidden acayip eğleniyorum sohbet halindeyken bir de keyfi yerindeyse çok matrak oluyoruz. Bazen cidden kendimi kaptırıp böyle yüksek oktavlı kahkahalar atıyorum.





18 Nisan 2016

Uyku uyku bütün istediğim buydu (7)

Bugünün sorusu "yatarken ne giyersiniz?" idi.

Öncelikle şunu belirteyim ben zaten haftanın 5 günü düzenli bir işe giden bir insanım yani akşam altı sularında ancak evde oluyorum. Eve gelince de üzerime direkt rahat bir şeyler geçiriyorum. Gece uyurken ayrı akşam ayrı şey giymiyorum o yüzden.

Genelde evde ne tarz giyinirsin derseniz bol şeyleri çok seviyorum. En önemli şey rahat olması. Ev demek rahatlık demek çünkü benim için.
En sevdiğim şeylerin başında bol pamuklu pijamalar ve bol salaş üstler geliyor. Ama evdeyiz diye de böyle kloraklı(çamaşır suylu) işte sökük vs. şeyler da giymem hani. Ufaklığımdan beri en hoşlaşmadığım şey kıyafetteki lekedir. Yeni aldığım bir şey dahi olsa yok bu takıntıdan ötürü giyemiyorum. :)
En sevdiğim pijamalarımı ise İstanbul Taksim'deki Terkos Pasajı'ndan satın aldım. Hem ucuz hem çeşitli zevklere hitap eden güzel şeyler var. Gitmediyseniz de bir bakın derim. Mesela şunu geçtiğimiz sene almıştım.


Haha Walter abiyi ne hallere düşürmüşüm yahu. Bu arada bu pijamayı aldığımdan beri yaklaşık 7 kilo aldım hala da oluyor bana nasıl bol almışsam. Ama eskiden daha salaştı daha rahattı daha oradan oraya yuvarlanasıydı. Üzüldüm bak şu an.
Sonraki en sevdiğim pijama ise kendime hediye olarak aldığım Oysho pijamalarım. İlk maaşımla kendime aldığım ilk şey olduğu için ayrı bir seviyorum onları. Çok rahatlar, sadece altı biraz ayı yogi hissi yarattığı ve çok sıcak tuttuğu için şu havalarda giyilmiyor ama üstünü giymekten eskitmiş olabilirim. Bulutlu çok tatlış bir şey. Beni snapchatten takip edenler üzerimde sık sık görmüştür. :)

Herhalde gece uyurken asla giyemeyeceğim şey kapşonlu böyle fermuarlı boğazlı yakalı ya da dar bişeyler olur. Bide itiraf edeyim gecelik giymeyi de sevmiyorum. Sıcak havalarda şort ve bol tişörtler en sevdiklerim oluyor.

O kadar çok pijama dedim ki şu an gidip uyuyasım geldi. :)

Sevgiler ve de hörmetler efenim.

Bu gece uyumadan önce pijamalarınıza sevgiyle sarılın ve geceleri benim konforlu ve rahat bir şekilde uyumamı sağladığın için teşekkür ederim diyin.
Hak etmiyorlar mı dersiniz? :))

Challenge Accepted! (Meydan okumalara doyamamak)

Selam millet!

Sonunda tam da hafta sonunun şu son demlerini yaşarken daha fazla ertelemeden sevgili saçaklı'nın çelıncına iştirak edeyim dedim ama bugün 6. gününe gelmiş herkeşler.

O yüzden soruları çok da uzatmadan hızlıca cevaplayacağım. Böyle etkinlikleri çok seviyorum ama bir türlü düzenli yazamıyorum daha önce Zihnin meydan okumalarını takip edenler de görmüştür. Üç beş gün birleştirip yazmak tam da benim işim. :) Bu arada hafta sonum kötü başlayıp güzel devam etti. Bugün sabahtan erkek arkadaşımla sinemaya gittik çok komik bir filmdi. Uzun zamandır sinemada güzel film izleyemiyorum ya bu olayı nasıl aşacağız bilemiyorum. Korku-gerilim türündeki filmimizde sonlara doğru bizi bi gülme aldı öyle diyeyim. :) Sonra ise baya gezdik. Bugün yaklaşık 12 km yürümüşüz. Kadıköy Moda sokaklarını talan ettik. Moda ne güzel yer ya. Bir kez daha iyi ki buraya yakın oturuyorum dedim.
 Daha fazla uzatmadan meydan okumaya başlıyorum ey ahali. Buyrunuz sorular ve de benim cevaplarım.

1- Müzik listenizdeki ilk 10 şarkı?

Ben genelde müzik listesi olayına pek giremiyorum yani spotify'dan ruh halime göre karışık şeyler dinliyorum daha çok. Radyo özelliğini çok seviyorum özellikle. Mesela bir şarkıyı çok sevdiniz diyelim o şarkı ile ilgili radyo yayını başlat diyorsunuz benzer şarkılar sırasıyla çalmaya başlıyor. Sıradaki şarkıları beğen ya da beğenme butonuna tıklayarak yönlendirebiliyorsunuz. Baya yeni şeyler keşfettim ben bu sayede. Eskiden daha çok müzik dinlerdim artık eskisi kadar dinlemiyorum maalesef. Bu aralar da daha çok Türkçe şeyler dinlemekten keyif alıyorum. Size son zamanlarda en çok dinlediğim şeylerden 10 şarkılık bir kuple sunayım. Aşağıdaki görselde daha çok işe gidip gelirken yolda dinlediğim bazı şarkılar bulunuyor. Yeni Türkü, Barış Manço filan çok severim. Dinleyin dinlettirin. :)