7 Eylül 2016

Mutlu Keçi Sinema Kuşağı #1


"Ne izlesem kiiii?" derdine son!

Hani böyle yemek yerken, gece uyumadan evvel ya da arkadaşlarınızla-sevgilinizle ne bileyim belki sadece tek başınızayken birkaç abur cubur eşliğinde keyifle size eşlik edebilecek bir şeyler izleme arayışına girersiniz ya (cümle bitemiyordu..) bir de aklınızda herhangi bir şey yoksa ne izleyeceğinize karar verene dek o istek bir kuş misali uçar gider. İşte ben de siz değerli dostlarımı bu gereksiz vakit kaybından kurtarmak adına kısa ama faideli bir liste hazırladım. Özet geç ey mutlu keçi diyenlere de sevgilerimi sunarım buradan daha ne kadar özet geçebilirim ki?! 

Aşağıda göreceğiniz listenin ilerleyen dönemde pek tabi ki devamı gelecek ancak şimdilik bunlarla idare edebilirsiniz gibi. Bilmiyorum size de oluyor mu bazen canım güzel bir film izlemek istiyor ama bakıyorum imdb watchlist hiç benlik halde değil gibi online siteler desek onlarca film arasında kaybolup gitmek an meselesi işte o anlarda zevklerine güvendiğim birkaç blogtan hızlıca bakıp kenara birkaç film not alıyorum ve ufak bir iş yükünden kurtulmuş oluyorum. Bu konuda Serablog ve Kediler ve Kitaplar yararlandığım bloglardan birkaçı. :)

Neyse uzun lafın kısası bende böyle şirin ve küçümen bir liste yapmak istedim. Olumlu ya da olumsuz fikirlerinizi de belirtebilirsiniz filmlerle ilgili. Şimdii bu yazı serisinin ilk kısmı karşınızda efenim film kategorisindeki diğer yazılarımı okumak isteyenler kategoriler bölümündeki sinema etiketine bakabilirler. 

Kahveler hazır mı? Başlıyoruz! :)




Oyununu filan hiç bilmiyorum ama benim sevdiğim türde filmlerden kendisi. Olağandışı her şeyi seviyorum filmlerde dizilerde. Bu farklı ırklarla savaş olur, distopya olur, orta dünya olur.. Blim kurgu-fantastik türüne düşkün biriyseniz bu bol ekşınlı filmi de seversiniz bence. 
(10/7)

14 Ağustos 2016

Kuzguncuk'ta bir Pazar - Masum Mutfak

Merhabaaa,

Bu yazıyı çok tatlı bir yerden yazıyorum. Kuzguncuk'tan. Hafta sonumuzu boş geçirmemek adına birkaç plan yapmıştım. Yer, gün saatler bire bir tutmasa da planın bir şekilde bir ucundan yakaladım mı yakaladım. Sabah erkenden (09.30) uyandım, öncelikle günlerdir çamaşırlıkta asılı boynu bükük kalan giysilerimi katladım, güzelce dolabıma yerleştirdim. Sonra güzel bir duş aldım, temiz temiz giyindim, makyaj çok yapmadım, maskara sürmedim mesela. Eve gelince gözlerimi temizlemek büyük işkence çünkü. Neyse kahvaltımızı erkek arkadaşımla Kuzguncuk'ta yapmaya karar verdik. Birkaç kez bahsetmiştim size İstanbul'da en sevdiğim yerlerden biridir Kuzguncuk, hem evime de yakın canım istedikçe geliyorum. Amacımız baya erken gelmekti, sakin sakin burayı yaşamak için ama öğleyi buldu yine.

Kuzguncuk'a genelde Üsküdar'dan yürüyerek geliyoruz  bugünde öyle yaptık tabi o sırada yol üstündeki Gratis'i görünce uğramadan edemedim. Birçok üründe indirim vardı ve bu akşama kadar da geçerli yanlış bilmiyorsam. Özellikle The Balm'ın ürünleri %40 indirimli olunca baya iyi fiyata denk geliyor, ben de bir kaç şey aldım.

The Balm'dan Mary lou minizer aydınlatıcı bir tane eyeshadow stick güzel bir bronz renk ve Put a lid on it primerını aldım neredeyse yarı fiyatına. Gratis kartlılara özel bir de indirim vardı oradan da Maybelline  push up drama maskarasını aldım 12,5 liraya filan. Çok güzel bir alışveriş oldu benim adıma. Neyse yeterince makyaj konuştuk galiba ben yine özüme döneyim. Arada ben de kızsal konulardan bahsedebilirim yani ne var?! :)

Alışveriş sonrası istikamet Kuzguncuk! Buraya çok kez geldik, sokakları gezdik ama gözümüzden kaçan bir yer varmış. Zomato uygulaması sayesinde öğrendik ve eminim buraya gelen çoğu kişi de şimdi bahsedeceğim yeri kaç kez önünden geçmesine rağmen görmemiştir. Kuzguncuk daha çok butik kafeleriyle meşhur yani öyle büyük büyük mekanlar yerine 3-5 masalı tatlı kafeleri var.
Biz de acaba nerede kahvaltı yapsak diye düşünürken burayı dediğim uygulama sayesinde keşfettik.
Alt katı Betty Blue isimli bir mekan orası da çok tatlı ama bugünün konusu o değil.

24 Temmuz 2016

İlk Kore dizisi deneyimim: Oh My Ghost

Merhaba blog, canım blog!

Can sıkıntısından ve daha çok evde takılmalı geçen günlerimden bahsedecek olursak bu günlerin bana en iyi gelen şeyi Kore dizileri oldu. Acayip keyif almaya başladım. İtiraf ediyorum eskiden önyargılıydım ve biraz da küçümsüyordum nedense ergence geliyordu. Gel zaman git zaman sevdiğim bloggerlardan biri (kediler ve kitaplar) bir Kore dizisinden bahsetti. Normalde zevklerine güvendiğim ve ortak film-dizi beğenilerim olan bir blog olunca vardır bir hikmeti diyerek bende bahsettiği diziyi izlemeye başladım.


İsmi Oh, My Ghost! İlk bölümü açar açmaz Korece konuşmalar, o abartılı jest ve mimikler, yüksek oktavlı sesler baya tuhaf geldi ama zamanla hem kulağım hem de gözlerim alıştı çekik gözlü porselen ciltli abilere ablalara. :)

Öncelikle dizinin konusuna geçmeden önce Kore dizileri ile ilgili gözlemlerimi maddeler halinde özetlemek istiyorum. :)

5 Haziran 2016

Pazar notları! :)

Merhaba gönül dostları!!!

Bu aralar hiç yazasım gelmiyor nedense. Sevgili anacığım da İzmir'den kalkıp yanıma geldi birkaç haftadır İstanbul'da. Beraber geziyoruz, sohbet ediyoruz, arada küsüyoruz ama aynı eski günlerdeki gibiyiz. :)
Yazı işi de biraz zorlama gibi olsun istemediğimden ara verdiğim bir şey haline geldi. Neticede rahatlamak için yazıyorum, keyif almak için. Demek ki bir süredir buna ihtiyaç duymamışım.
Bir de bu aralar değişik bir şey yapıyorum, deneysel bir şeyler. Psikolojik bir test bir nevi. Burada yazmasam da her gün kendi defterlerime bir şey karalıyorum. Bu konudan ilerleyen yazılarda bahsedicem sizlere de.
Şimdilik bu kadar spoiler vereyim. :)

Hazır buraya gelmişken şu bir türlü bitiremediğim çelıncı da bitireyim dedim. Siz bile unuttunuz di mi? Ama ben unutmam!!!

Son 2 soru kalmıştı zaten ama yarım bırakılmış bir şey benim enerjimi kaçıran bir hadise olduğundan tamamlamak istiyorum.

29. Korkularınızdan bahseder misiniz?

Yaşlanmaktan baya korkuyorum galiba. Bazen bu çok normal geliyor bazen de zaman dursun istiyorum, kabullenemiyorum yılların hızlıca geçmesini. Bunun dışında böceklerin çoğundan korkuyorum ya da tiksiniyorum. Gece sokağa çıktığımda arkamdan birilerinin gelmesinden sinsice yaklaşan arabalardan korkuyorum.(bununla ilgili kötü anılarım var maalesef.) Sudan korkuyorum. Geçtiğimiz sene 2 ay kadar yüzme kursuna gitmiştim mesela az da olsa yenebildim ama şu an yine başa dönmüş gibi hissediyorum. 2-3 sene evvel Bolu'da bir doğa kampına gitmiştim ve kanoya binenler arasında can yeleği takan tek kişi bendim. :) Exorcist vari korku filmlerinden çok korkarım bir de. Asla akşamları hava karanlıkken izleyemem. Her şekilde etkisinde kalırım.

15 Mayıs 2016

İtalya Gezi Rehberi / Gün 1 (Bologna - Floransa)

Ve nihayet malum yazıyı yazmaya karar verdi bu keçi. Bir türlü düşüncelerimi ve de kendimi toparlayıp yazma aşamasına geçememiş olsam da bir yerden başlamak gerek diye düşünüp buraya geldim. Neredeyse 10 gün oldu döneli. He bu arada bilmeyenler için konumuz "İtalya" efenim.
3 gece 4 günlük İtalya gezimiz hakkında anlatacak çok şey var. İyi ki ses kayıt cihazımızı almayı akıl etmişiz, yoksa şu an keçilikten balıklığa terfi etmek üzere olan ben kelimeleri zor toparlardım.

Hikayede başa dönecek olursak birgün erkek arkadaşımla internetten bilet bakınırken İtalya'nın Bologna şehrine Pegasus havayollarının uygun fiyatlı biletlerini gördük. Normalde ilk tercihimiz olmayan bir ülke bir anda rüyalarımızı süsleyen bir yer olmaya başladı. Bir şekilde kendimizi motive edip bir nevi gaza getirip biletleri aldık. 2 kişi gidiş dönüş yaklaşık 680 tl gibi bir miktara denk geldi.
Bu arada bilet almadan önce her siteden kontrol etmekte fayda var. Genelde başlangıç için skyscanner kullanıp daha sonrasında havayolu şirketlerinin kendi sitelerinden de göz atabilirsiniz. Fiyatlar değişkenlik gösterebiliyor.
Aylar aylar öncesinden aldığımız biletlerimizin yanı sıra bir de vize işi vardı halletmemiz gereken.
Birkaç kez yurt dışına çıkmıştık ancak ilk kez vize isteyen bir ülkeye gidecektik. Haliyle başta tedirgin olmadık desem yalan olur ama çok da zorlanmadan aldık vizeleri. Daha doğrusu ben aldım. :) Erkek arkadaşımı biraz gerseler de sonunda ikimizin de vizesi çıktı. Ancak vize başvurusu öncesi orada kalacağımız yeri de organize etmemiz gerekiyordu. Bu arada İtalya ve Almanya vize başvurularında İDATA aracı kurumu işlemlerinizi yürütebiliyor. Evrakları eksiksiz götürmeniz yeterli, onlar da zaten sitelerinde yer alıyor liste halinde. Ben düzenli bir şekilde hazırlayıp götürdüm ve yaklaşık 3 gün sonra vizem çıkmıştı. :)

Gelelim konaklama olayına işte o da başlı başına bir heyecan unsuruydu bizim için. Genel olarak bu tür seyahatlerimizde hosteli tercih ederdik. Uygun fiyatlı olduğu için. Ancak son zamanlarda iyice yaygınlaşmaya başlayan AİRBNB mevzusu da uzun süredir deneyimlemek istediğimiz bir şey haline gelmişti.
Airbnb ne diyenler için şuraya bir tık! Özetle gideceğiniz şehirde konaklamak için sitede var olan evlerden bir tane seçiyorsunuz. İçinde birçok filtre seçeneği var. Tamamen ev mi ya da sadece oda mı kiralamak istiyorsunuz vs. gibi. Birçok size uyan seçeneği belirledikten sonra çıkan sonuçlar arasından uygun bulduklarınızın ev sahiplerine kendinizi tanıtır bir mail atıyorsunuz. Eğer kabul ederlerse yerel insanlarla ortak paylaşımlarda bulunabileceğiniz daha sıcak bir deneyimi elde etmiş oluyorsunuz. Tabiki çeşitli güven problemleri yaşayabilirsiniz o yüzden yüksek puan almış olumlu yorumların ağırlıkta olduğu evleri seçmekte yarar var. Bu konuyla ilgili daha detaylı bir yazı okumak isterseniz aşağıya yorum olarak bırakabilirsiniz. :)


9 Mayıs 2016

Tembel keçi, mırıl mırıl şarkılar, sevdiklerim (27 ve 28)

Meydan okumanın son günleri yavaş yavaş geliyordu ve mutlu keçi hüzünleniyorduuu..

Ne de güzel herbir şey hakkında yazıp durduk kaç gündür. Böyle tek bir alana sıkışmaması da iyi oldu hem bu sayede birçok kişi birbirini daha yakından tanımış oldu değil mi?
Teşekkürler saçaklı! ^.^

Gelelim yeni konularımıza;

27. Dağınık mısınızdır yoksa düzenli mi?

Eğer evim temiz ve derli topluysa düzenliyimdir. :)) Ancak bir şekilde ipin ucu bir yerden kaçtıysa vay benim halime. Şu an olduğu gibi evi pok götürüyor. İtalya'dan döndüğümden beri bulaşık makinesini bir posta çalıştırmak dışında hiçbir şey yapmadım. Boyum kadar yığın oluştu çamaşırlardan. Giyinme odası adeta savaş alanı. Evin her yerinde normalde orada olmaması gereken bir eşya var. Fotoğrafını çektim aslında az önce ama gerçekten utandım yayınlamayacağım haha. Ama normalde bu kadar dağınık değilimdir sadece bende biraz battı balık yan gider duygusu fazla. :) Bu hafta ajandamın her günü temizlik işleri ile dolu. Hadi bakalım. Umarım bu sefer başlarım. Bu konuda Küçük Joe'dan ders almalı yanında staj yapmalıyım. Ne de güzel organize ediyor işleri. Ben neden tembelim yareppim nidalarıyla ağlayarak uzaklaşıyorum.

28. En sevdiğiniz 3 müzik grubu?

Ay zor sorulardan bu da. Müzik konusunda pek iyi bir dinleyici sayılmam ama kendi tarzımda sevdiğim müzisyenler var tabi.

The Smiths çok severim.
Fleet Foxes'a karşı boş değilim.
The Innocence Mission böyle elimde kitabım bir göl kıyısında dinlemek istediğim bir grup.
Bir de Türkçe bir şey de bonus olsun Yeni Türkü canımızdır kanımızdır. :)



7 Mayıs 2016

Çelınç time! (bitmeyen sorular 18-26)

İtalya dönüşü ayağımın tozuyla çelınca devam edeyim diyorum. 4 günlük İtalya gezimiz bir harikaydı. Tüm olumsuzluklara rağmen keyfini çıkarmayı başardık ya aferin bize. İtalya'da neler yaptık gün be gün yazacağım size ama öncesinde şu çelınc mevzuuna bir el atmam lazım. :)

18. Katıldığınız ilk konser neydi?

Düşünüyorum düşünüyorum galiba ilki lisede arkadaşlarımızla arkadaşımın abisinin bizi götürdüğü bir konserdi. Amatör gruplardan birinin İzmir Bornova'daki bir konseriydi. Çok konser insanı değilim maalesef. Böyle sevdiği müzisyenlerin her bir konserini takip edip iştirak edenlere de çok imreniyorum. 

19. Satın aldığınız son giysilerle bir fotoğrafınızı paylaşır mısınız?

Hemen efenim. İtalya maceramıza start verdiğim kıyafetlerimle şenlendireyim burayı. :)
Yukarıda gördüğünüz eteği Kadıköy'deki Campus mağazasından aldım fiyatı 66 lira. Kot ceket ise H&M'den alındı yaklaşık 70 liraydı fiyatı. Beğendiyseniz hala gidip alabilirsiniz. :)

29 Nisan 2016

Ciao İtalya, biz geliyoruuz!

Selam millet!

Size ufak minnak bir duyurum olacaktı. Yarın bendeniz mutlu keçi ve sevdiceği İtalya yollarına düşüyor. Sabah 9 civarında Kadıköy'e varıp Havataş ile yola koyulacaklar. İstikamet havalaalanı oradan da Bologna. Bologna uçuşları ucuz olduğundan burayı tercih ettik ve birçok kimsenin aksine evet Roma ve Venedik ile başlamıyor İtalya seyahatimiz. Biz 3 gece 4 günlük seyahatimiz boyunca Bologna, Floransa ve Floransa'yı yeterince gezdiğimize inanırsak Siena'yı ziyaret edeceğiz. :)
Bu hafta o kadar çok aksilik yaşadım ki yine de her şeye rağmen yüzüm gülmeye devam ediyor. Bakalım bizleri nasıl maceralı bir yolculuk bekliyor olacak.
3 gece boyunca Airbnb aracılığı ile bulduğumuz tatlı bir evde kalacağız. Fotoğraflarını ilerleyen yazılarda paylaşıyor olurum. Şansımıza İtalya bizi yağmurla karşılayacak ama olsun çok soğuk bir hava olmayacak gibi. 
Eğer çok yorgun olmazsam ve vakit bulursam ben de İlham kediciğim gibi gün be gün yazmayı düşünüyorum İtalya maceramızı ama olmazsa da döner dönmez yazacağım vakit kaybetmeden. Hatta bu sefer işi garantiye alıp yanımıza ses kayıt cihazı bile aldık çünkü ben çok unutkanım ve her seferinde bir şeyleri not almayı unutuyorum ama ses kayıt cihazı ile kaydetmek keyifli ve eğlenceli oluyor. Belki video bile çekeriz bakalım.
57 kiloya çıktığımı öğrendiğim şu çilekeş günlerimde bol makarnalı pizzalı bir seyahat pek mantıklı iş değilse de döner dönmez spora başlıyoruz diyerek kendimizi avutmalara devam ediyoruz. :)
Şimdi ben yola çıkmadan sizden birkaç tavsiye alırım belki diye düşünüp bu yazıyı buraya iliştireyim dedim. Floransa-Siena-Bologna üçlüsüne dair kesin yap-kesin gör dediğiniz şeyler varsa yorum olarak bırakabilirsiniz canlarım.

Firenze
Kaynak google görseller.
Siena
Kaynak google görseller



Şimdilik Arrivederci
Hepinizi öpen Mutlu Keçi ^^

28 Nisan 2016

Sakar keçi, mevsimler, el yazım (14,15,16,17)

Hafta içi bu saatlerde blog yazmak da ilginç gelmedi değil.

Bugün şirkette değil de evdeyim. Sorulara kaldığım yerden devam etmeden önce bu konudan bahsedeyim biraz sizlere. Hatta biraz daha öncesine Cumartesi akşamına kadar gideyim bence. Çünkü o gün güçlü ve zayıf yanlarımızı yazarken bir şeyden bahsetmeyi unuttum ve o şey bir haftadır peşimi bırakmayan bir kabus haline dönüştü.

Kötü yönlerimizi de yazıyorduk ya meydan okumada nasıl unuturum ben bunu düşünüyorum şimdi. Evet itiraf ediyorum ben dünyanın en sakar insanlarından biri olabilirim galiba arkadaşlar. Yani bilemiyorum başıma açtığım işlere bakınca artık tehlikeli boyutlara geldiğinin farkındayım durumun. Geçtiğimiz Cumartesi akşamı her zamanki gibi sokaktaki minnak kedilerime pencereden uzanmış mama veriyordum. Evimin salonu kot denilen cinsten evlerden. Ben de koltuğa çıkarak pencere önünde duran mama kabını her gün dolduruyorum, kedicikleri besliyorum. Yine böyle bir anda çok korkak minik bir kediyi fark ettim diğerlerinden korkup yanaşamıyordu. O da aç kalmasın diye ona doğru uzanmaya çalışırken ayağım kaydı ve koltuktan geriye doğru yuvarlandım. Bir elimde yaş mama kutusu kendimi yerde buldum. Düşerken de sırtım sehpaya çarptı. O yaş mama her yana dağıldı. Bilenler bilir iğrenç kokan bir mamadır kendileri. Kendimi unuttum aklım mama ve kokusunda. Kardeşim panik içinde koşturarak geldi filan. Belim baya acımıştı ama ciddi bir hasar oluşmadı neyse ki. İşte daha 4 gün önce bu şekilde düşen Mutlu Keçi gülerek ofiste bu olayı arkadaşlarına anlatırken daha başına geleceklerden habersizdi.

25 Nisan 2016

Ah şiir, canım şiir! (13)

Favori şiiriniz ya da sizin için anlamı olan bir şiir var mı?

Gece 01.00 suları.. Tam da geceye yaraşır bir soru var bugün. Zaten hüzünlüyüm de biraz. Açıp açıp okuyorum sevdiklerimi şu an.
Şiir severim, çook severim diyemeyeceğim evet ama severim ve bazen koca bir romandan daha çok şey verir bize 3 dize. 

Edip Cansever en sevdiğim şairlerin başında geliyor. Sonra Nazım Hikmet, Cemal Süreya, Turgut Uyar, Atilla İlhan diye gidiyor.
Mendilimde Kan Sesleri, Üvercinka, Yaşamaya Dair, Emperyal Oteli en sevdiğim şiirlerdendir. 
Bir de o şiirleri gerçekten güzel icra edenler varsa dinletileri de tadından yenmiyor.

Nazım Hikmet'in Yaşamaya Dair şiirinin çıktısını alıp duvara filan asasım gelmişti bir ara. Bir de Genco Erkal'ın sesinden dinlemeyi çok isterdim canlı canlı. Neyse biz şimdilik youtube ile idare edelim.




23 Nisan 2016

Tiyatro, illüstrasyon, küçük şeyler, tembellik ve bebek arabası (9-10-11-12)

Sonunda fırsat bulabildim de geldim buralara ey blog!

Çelınca devam...

Perşembe gününden beri cancağzım kardeşim İstanbul'da. Pek bir güzel geçiyor vaktimiz. Haliyle bloğa ayıracak pek vaktim de olmuyor. O şimdi arkadaşlarıyla görüşmeye gitmişken ben de daha fazla biriktirmeden sorulara kaldığım yerden devam edeyim dedim.

9. günde kalmıştık hatırlarsanız. Hangi alanda iyi olmak isterdiniz diye sormuşlar. Hmmm ben sanatın her dalında iyi olan insanlara çok büyük hayranlık besliyorum. Tabi gönlümde yatan birkaç alan da yok değil. Mesela sahnede izlediğim ya da sinemada, bazı oyuncular beni o kadar heyecanlandırıyor ki. Özellikle tiyatroda çok iyi bir oyun izliyorsam o an heyecandan, coşkudan gözlerim doluyor. Kesinlikle çok iyi bir oyuncu olmak isterdim, o kadar yetenekli olmak isterdim ki beni izleyenlerin gözlerinde ışıklar çaksın, iyi ki böyle insanlar var desinler. Sanat iyi ki var.
Mesela müzik aletini harikulade çalabilen insanlara da çok imreniyorum. En azından bir müzik aletini iyi bir şekilde çalabilmek isterdim. Bir de illüstrasyon! Ah ona ayrı bir parantez açmam lazım. En özel zevklerimden biridir. Bayılıyorum böyle şeylere. Hayatın güzellikleri, minik tatları, insanı mutlu eden şeylerin başında geliyor. Ben bakarken bu kadar yoğun hisler içindeyken bir de onların yaratıcılarını düşünün. Çok şanslılar. Bu çok hoş bir kabiliyet.

19 Nisan 2016

İçecek püskürtmeli, komikli yazı (8)

Heyt be soruya bakınız; sizi gülümseten şeyleri paylaşın diyor bugün bize Saçaklı. :)

Şimdi adettendir biraz kendimden bahsedeyim grizgah babında sonra da bol görselli bir paylaşımla devam edeceğim. Öncelikle bu konuda mütevazı olamayacağım gerçekten espirili bir insanım bence. Ama böyle canım istediğinde ve havamdaysam aşırı komik olabiliyorum aynı zamanda hazır cevaplılığımla da bilinirim hihi. Beni gülümseten ve o an eğlendiğim bir andaysam değmeyin keyfime, espiriler havada uçuşuyor. Bazen işi iyice cıvıtıp gereksiz uzatınca çevremden "yeter artık dalga geçme bi'şey anlatıyoruz şurada." uyarıları da aldığım olmuştur. Özellikle kardeşimden haha.
Ya da devrik bakışlar efenime söyleyeyim göz belertmeler her şey var. Haliyle anladığınız üzere eğlenmeyi seven bir insanım. Hatta bir keresinde burada mı tivitırda mı yazmıştım hatırlamıyorum birlikte benzer şeylere gülemediğim insanlarla yakın arkadaş olamıyorum diye.

Bazen alakasız şeylere çok gülen insanlar oluyor mesela başından geçen saçma bir olayı anlatıyor ama gerçekten 10 kişiye anlatsa 8'inin inanılmaz sıkıcı bulacağı bir olay. Kendisi deli gibi gülerken çevresindekiler de kibarlıktan gülümsüyor filan işte o an tam olarak kıvırcık saçlı Cemil İpekçi oluyorum. :))

Bu arada itiraf edeyim aynı görseli facebook'ta farklı bir gönderiyle de paylaşmıştım. Tüm Gün Yasmin Levy Sevda şarkısını dinleyince içimden adeta bir Cemil İpekçi çıktı filan demiştim. :)

Onun dışında düşen insana çok gülmem mesela. Onun yerine kelimeleri komik telaffuz edenlere daha çok gülerim. Ya da mesela kedilere çok gülüyorum. Böyle hayali bir şeyle oynadıkları ne bileyim duvardaki ufak bir noktaya yüz saat zıplayıp yakalamaya çalıştıkları ya da aniden tüylerini deli gibi kabartıp yan yan koştukları zaman filan. Kendi kendime çok eğleniyorum evde.


Çevremde espirilerine en çok güldüğüm insanlardan biri de yöneticimiz hahah. Cidden acayip eğleniyorum sohbet halindeyken bir de keyfi yerindeyse çok matrak oluyoruz. Bazen cidden kendimi kaptırıp böyle yüksek oktavlı kahkahalar atıyorum.





18 Nisan 2016

Uyku uyku bütün istediğim buydu (7)

Bugünün sorusu "yatarken ne giyersiniz?" idi.

Öncelikle şunu belirteyim ben zaten haftanın 5 günü düzenli bir işe giden bir insanım yani akşam altı sularında ancak evde oluyorum. Eve gelince de üzerime direkt rahat bir şeyler geçiriyorum. Gece uyurken ayrı akşam ayrı şey giymiyorum o yüzden.

Genelde evde ne tarz giyinirsin derseniz bol şeyleri çok seviyorum. En önemli şey rahat olması. Ev demek rahatlık demek çünkü benim için.
En sevdiğim şeylerin başında bol pamuklu pijamalar ve bol salaş üstler geliyor. Ama evdeyiz diye de böyle kloraklı(çamaşır suylu) işte sökük vs. şeyler da giymem hani. Ufaklığımdan beri en hoşlaşmadığım şey kıyafetteki lekedir. Yeni aldığım bir şey dahi olsa yok bu takıntıdan ötürü giyemiyorum. :)
En sevdiğim pijamalarımı ise İstanbul Taksim'deki Terkos Pasajı'ndan satın aldım. Hem ucuz hem çeşitli zevklere hitap eden güzel şeyler var. Gitmediyseniz de bir bakın derim. Mesela şunu geçtiğimiz sene almıştım.


Haha Walter abiyi ne hallere düşürmüşüm yahu. Bu arada bu pijamayı aldığımdan beri yaklaşık 7 kilo aldım hala da oluyor bana nasıl bol almışsam. Ama eskiden daha salaştı daha rahattı daha oradan oraya yuvarlanasıydı. Üzüldüm bak şu an.
Sonraki en sevdiğim pijama ise kendime hediye olarak aldığım Oysho pijamalarım. İlk maaşımla kendime aldığım ilk şey olduğu için ayrı bir seviyorum onları. Çok rahatlar, sadece altı biraz ayı yogi hissi yarattığı ve çok sıcak tuttuğu için şu havalarda giyilmiyor ama üstünü giymekten eskitmiş olabilirim. Bulutlu çok tatlış bir şey. Beni snapchatten takip edenler üzerimde sık sık görmüştür. :)

Herhalde gece uyurken asla giyemeyeceğim şey kapşonlu böyle fermuarlı boğazlı yakalı ya da dar bişeyler olur. Bide itiraf edeyim gecelik giymeyi de sevmiyorum. Sıcak havalarda şort ve bol tişörtler en sevdiklerim oluyor.

O kadar çok pijama dedim ki şu an gidip uyuyasım geldi. :)

Sevgiler ve de hörmetler efenim.

Bu gece uyumadan önce pijamalarınıza sevgiyle sarılın ve geceleri benim konforlu ve rahat bir şekilde uyumamı sağladığın için teşekkür ederim diyin.
Hak etmiyorlar mı dersiniz? :))

Challenge Accepted! (Meydan okumalara doyamamak)

Selam millet!

Sonunda tam da hafta sonunun şu son demlerini yaşarken daha fazla ertelemeden sevgili saçaklı'nın çelıncına iştirak edeyim dedim ama bugün 6. gününe gelmiş herkeşler.

O yüzden soruları çok da uzatmadan hızlıca cevaplayacağım. Böyle etkinlikleri çok seviyorum ama bir türlü düzenli yazamıyorum daha önce Zihnin meydan okumalarını takip edenler de görmüştür. Üç beş gün birleştirip yazmak tam da benim işim. :) Bu arada hafta sonum kötü başlayıp güzel devam etti. Bugün sabahtan erkek arkadaşımla sinemaya gittik çok komik bir filmdi. Uzun zamandır sinemada güzel film izleyemiyorum ya bu olayı nasıl aşacağız bilemiyorum. Korku-gerilim türündeki filmimizde sonlara doğru bizi bi gülme aldı öyle diyeyim. :) Sonra ise baya gezdik. Bugün yaklaşık 12 km yürümüşüz. Kadıköy Moda sokaklarını talan ettik. Moda ne güzel yer ya. Bir kez daha iyi ki buraya yakın oturuyorum dedim.
 Daha fazla uzatmadan meydan okumaya başlıyorum ey ahali. Buyrunuz sorular ve de benim cevaplarım.

1- Müzik listenizdeki ilk 10 şarkı?

Ben genelde müzik listesi olayına pek giremiyorum yani spotify'dan ruh halime göre karışık şeyler dinliyorum daha çok. Radyo özelliğini çok seviyorum özellikle. Mesela bir şarkıyı çok sevdiniz diyelim o şarkı ile ilgili radyo yayını başlat diyorsunuz benzer şarkılar sırasıyla çalmaya başlıyor. Sıradaki şarkıları beğen ya da beğenme butonuna tıklayarak yönlendirebiliyorsunuz. Baya yeni şeyler keşfettim ben bu sayede. Eskiden daha çok müzik dinlerdim artık eskisi kadar dinlemiyorum maalesef. Bu aralar da daha çok Türkçe şeyler dinlemekten keyif alıyorum. Size son zamanlarda en çok dinlediğim şeylerden 10 şarkılık bir kuple sunayım. Aşağıdaki görselde daha çok işe gidip gelirken yolda dinlediğim bazı şarkılar bulunuyor. Yeni Türkü, Barış Manço filan çok severim. Dinleyin dinlettirin. :)

27 Mart 2016

Oda Dekorasyonu! :)

Mutlu bir Pazar gününden herkese sevgiler selamlar efenim. Bundan sonra her hafta sonu yeni bir yazı sizleri bekliyor olacak böyle. Bu haftanın konusu ise "dekorasyon". Bu yazı uzuun zamandır bekleniyordu esasında ama ben ancak fırsat buluyorum ya da ancak içimden geldi diyelim. Eve taşınalı 4-5 ay olmuştur tahminen. Artık iyice yerleştim neyse siz yanınıza çayını, kahvenizi alın ben anlatmaya başlıyorum.

Bu sabah çok mutlu ve enerjik uyandım. Dün günümün keyifli geçmesinden mi, havanın aydınlık-güneşli olmasından mı ya da evin tertemiz oluşundan mı kaynaklı bilemiyorum belki şu an fonda çalan Yeni Türkü şarkılarının da etkisi vardır hala böyle hissetmemde. :) Neyse sabah çok geç olmadan uyandım ve bir baktım kekik hanım da ayak ucumda kıvrılmış yatıyor. Yeni favori yeri orası. Kalkıp şöyle bir etrafı toparladım, bulaşık makinesine bulaşıkları yerleştirdim. Tam salonda yayılıp oturacakken bu sefer değişiklik yapıp odamda takılmaya karar verdim. Kahvaltı içinse diğer günlerden farklı olarak bugün canım farklı şeyler yemek istedi. Mısır gevreği ve meyveleri hazırlayıp masama kuruldum. Son yaptığım düzenleme ardından çalışma masam oldukça ferah oldu. Erkek arkadaşımın az sonra fotoğraflarda göreceğiniz kendi elcağızlarıyla yaptığı ahşap raflı şey bütün dağınıklığı ve fazlalılığı bir anda toparladı. 

24 Mart 2016

Sevgili Tumblr ve canım uyku!

Bugün günlerden Çarşamba.

İş yerinde keyifli bir gün geçirdim uzun aradan sonra. Çok güldüm. Çok eğlendim. Bugün yanımda götürdüğüm Kivi'yi yemeyi ihmal etmedim. Hala sağlıklı beslenemiyorum o ayrı. Öğle arasında kola içtim mesela. Bu hiç iyi olmadı.

Gün sonunda servislerimizle fıtı fıtı evlerimize döndük. Pekii eve döndükten sonra ne oldu dersiniz? Normalde salona geçer biraz takılır sonra yiyecek bir şeyler hazırlar, bir film-dizi seçer izlerken de yemeğimi yerim. Genelde böyle. Bu sefer masa başında oturmaktan kaynaklanan şikayetlerimi gidermek amaçlı biraz uzanmak istedim. Fonda da bir ASMR videosu açtım yutuptan. Beni çok rahatlatıyor bu videolar. Asmr nedir diyenler için bir yazı hazırlayabilirim. Çünkü yıllardır hayatımda var olan bir hadise kendileri. :) Neyse efenim ben sonra uyuyup kalmışım saat de 8 filan. Arada uyanıyor gibi oluyorum ama böyle bir rüya aleminde gibi yine dalıyorum. Bir de kekik hanım da (kedim) yanımda fosur fosur uyuyor birlikte yatakta uyuyup kalmışız öyle. Gözümü bir açıyorum gece 00.00. Şok şok şok! :) Böyle bir uyumak yok yani hayır üzerimde hala pantolonum filan var öyle diyeyim. Akşam yemeği bile yememişim o kadar.

Bu kadar uykunun üzerine ve açlıkta olunca uyumaya devam edemedim tabi duş alacaktım alamadım. Bazı işlerim vardı yapamadım ama uyudum ve dinlendim mi koca bir evet!
Sonrasında kalkıp yiyecek bir şeyler hazırladım ve bir bölüm Girls izledim.

Evet yanlış duymadınız Girls!! 5. sezon başlamış ki. Çok sevindim baya özlemişim kerataları.
Saat şu an yaklaşık olarak gece 3'e tekabül etmekte ve ben 3 buçuk saat sonra uyanacağım ama hala uykum yok. Yarın mor göz halkaları beni bekliyor.

Bu arada yazıyı asıl yazma sebebim Tumblr hesabımdan bahsetmekti. Ancak konuya gelebiliyorum. Şimdi sosyal medya üyeliklerimi genel bir gözden geçirirken artık Tumblr'ı daha aktif kullanmaya karar verdim. Blog, facebook, twitter, instagram, tumblr, snapchat, goodreads diye gidiyor bu liste. Ne kadar çok yerde üyeliğim var dedim. Birilerinden vazgeçmem lazım ama hangisi bilmiyorum. Hala da kararsızım. Ama tumblr'ı seviyorum, yılların birikimi var resmen. :) Sevdiğim görselleri biriktiriyorum, baktıkça içim açılıyor. Ha o tadda olan bir yer daha var Pinterest orayı da blog için görsel bulmakta kullanıyorum.

Ancak tumblr'da artık kişisel şeylerimi de paylaşacağım kısa kısa. Olur da takip etmek isterseniz işte linki --> http://mutlukecii.tumblr.com/

Sevgiler!

22 Mart 2016

Evde geçen günler, korku, bir tutam da umut.

Ne yazsam nereden başlasam acaba? Önce Ankara ardından İstanbul hafta sonu korku filmi gibiydi. Çok üzgünüm. Üzüntüden de çok korkuyorum. Kendimi hep bir film setinde gibi hissederek yürüyorum sokaklarda korkulu, mağrur, omuzlarımda büyük bir yükle.

Hafta sonu malum sebeplerden ötürü neredeyse hiç dışarı çıkmadık. Pazar günü artık kapalı alanda durmaktan mütevellit başımıza ağrılar girmeye başladı. Saat de akşam 9'u bulmuştu. Biz de biraz hava almaya karar verdik.

Eşofmanlarımızı spor ayakkabılarımızı giydik yanımıza da sularımızı aldık he bir de bir poşet dolusu kedi maması. :) Çiçekçi'den Üsküdar semalarına doğru güzel bir yürüyüş yaptık. Yolda giderken bir sürü minnoş kedi besledik. Sahilde pek insan yoktu. Biz de 1 saate yakın yürüdük, oturduk dinlendik, bolca sohbet ettik. Sonra da evin yolunu tuttuk. Bu arada yürüyüş sürecimizi snapchatten paylaşmıştım. İnstagram'dan daha aktif kullanıyorum artık snapchat'i. Takip etmek isteyen olursa kullanıcı adım "theewintergirl" Bir ara kullanım şekliyle ilgili de detaylı bir yazı yazarım belki.

15 Mart 2016

Ankara

Yazmazsam olmayacak ama ne desem de bilemiyorum. Dünden beri çok ama çok üzgünüm hazmedemiyorum artık olanları. Düşünsenize senin kişisel sorunların olmasına bile hakkın yok ya da mutlulukların. Her zaman daha üzücüsü her şeyin daha beteri yaşanıyor. Dünyada hiçbir şey iyiye gitmiyor. Dün sabah Karaman'daki cinsel istismar skandalıyla uyandık daha o haberi sindiremeden akşamına Ankara'daki 3. patlama haberi. İnsan şaka olmasını istiyor.

Gencecik insanlar ve tek suçları o an orada olmak. Bu ülkede senin hayal kurmaya, umut etmeye hakkın yok. Can güvenliğin olmadan hangi güzel filmi izlemenin, spor salonuna gitmenin, sevdiklerinle bir kafede oturup kahkahalar atmanın hayalini kurabilirsin ki? Hayallerini çalan bir ülke burası. Hep diyorum o kadar kötü bir zamanda yaşıyoruz ki gençliğimizi asla mutlu olmaya hakkımız yok. Ben kendi güvenliğimi sağlamak zorunda mıyım ki nasıl yapabilirim bir başıma? Devlet dediğimiz şey neden var o zaman? Kimin sorumluluğu halkın can ve mal güvenliğini sağlamak?
Yine masum insanları öldürdüler. Hiçbir şeyin iyiye gideceği de yok. Artık yüzler gülmüyor. Tedirgin gülüşler hep. Birbirine dikkat et telkinleri.. Bir korku filminin içinde sıkışıp kalmış gibiyiz. Güzel günlere uyansak ve hepsi kötü bir kabusmuş diyebilsek keşke...

12 Mart 2016

Kitap Alışverişi (Eganba.com, Jaguar Yayınları)

Bilmiyorum fark ettiniz mi bu aralar kitap alışverişi yapabileceğiniz çoğu online sitede güzel indirimler mevcut. Bende geçtiğimiz hafta içi twitter'da yapılan paylaşımlar sayesinde hiç bilmediğim bir site keşfettim. İlk başta biraz tereddüt etsem de riske girdim ve sipariş verdim. Gayet de memnun kaldım. Perşembe günü verdiğim sipariş Pazartesi günü elime ulaştı. Çok mutluyum çünküü sonunda Jaguar Yayınları'na ait "ilk" kitaplarıma kavuştum hem de %40 indirimli olarak. Aşağıdaki görselde de görebileceğiniz gibi çok cici kitaplar aldım. 2 tanesi ise 2balık1kedi sayesinde keşfettiğim ve okumak istediğim kitaplar oldu. Hangileri olduğunu söylememe gerek var mı? :) Özellikle yazarıyla yaptığı söyleşiye bayılmıştım. Okumayanları şöyle alalım.



Jaguar yayınlarının kitap kapak tasarımlarına kesinlikle hayranım. Nasıl güzeller ama! İnsanda daha da çok okuma isteği uyandırıyor. Zarif işçilik. Siz şimdiye kadar hangi kitaplarını okudunuz bakalım? 
Bir de sizce ben ilk olarak bu görselde yer alan hangi kitabı okumaya başlamış olabilirim? :)

Not: Kekik hanım şu an rüyasında enteresan şeyler görüyor sanırım. Patileri ve bıyıkları titreyip duruyor, arada bir ağzını şapırdatıyor. Ne gördüğünü çok merak ediyorum ve çok seviyorum onu hihi. Canım kedim.

9 Mart 2016

100 Happy Goat Days #Day29

Bilin bakalım hangi yazı serisi ile geri dönüyorum? Özleyenler için #100happygoatdays yazıları geri döndü!!
Bu aralar kişisel gelişim yazılarına sarmış haldeyim. Hatta şu aralar elimde dolanan kitaplardan biri de Pozitif Gücün Büyüsü Louise L. Hay. Şimdi neden bunu söyledin diye sorarsanız, konuyu şuraya getirmekti niyetim; Benim bu yazı serisine ara vermemin başlıca sebeplerinden biri çevremizde, ülkemizde, dünyada olup bitenler. O kadar karamsardım ki... Hala da karamsarım bazı konularda ama zaman akıp gidiyor. Birçok insan gibi ben de mutlu da olsam mutsuz da olsam şu anları yaşayıp tüketiyorum. Sürekli negatif şeyleri özellikle değiştiremediğim şeyleri düşünerek kafamın içinde çeşitli savaşlar veriyorum. Neyse lafı daha fazla uzatmayayım demem odur ki bir şekilde hepimizin iyi hissetmeye ihtiyacı var. Bir yerlerde bir yazı okumuştum geçenlerde her gün en azından 3 tane şükür duyduğunuz şeyi yazın bir kenara diyordu. Hayatınızdaki güzellikleri fark etmek için. Benim için 100 mutlu keçi günleri meydan okuması da böyle bir şey.


Şimdi 29. Gün ile devam ediyoruz efenim. Bugünün fotoğrafı uyku öncesinden geliyor. Muz, çilekli süt ve yeni not defterim bugünün güzellikleri. :)


Az sonra yepyeni bir diziye başlayacağım. Les Revenants. Çok merak ediyorum. Fikirlerimi sonra belirtirim. İyi geceler sizlere de.

Not: Bloğumun temasıyla oynadım bir miktar. Beğendiniz mi?


Sevgiler,
Mutlu Keçi