30 Mayıs 2017

Fotoğraflarla Mayıs

Nisan-Mayıs favorileri yazısını okuyup sevenler için yine bir ay değerlendirmesi yazısıyla sizlerleyim. Geriye dönüp bakmak ve bunları arşivlemek hoşuma gidiyor. Canım sıkılınca açıp bu yazıları okuyarak mutlu oluyorum evet. :)

Bu ay neler yapmışım hadi bir bakalım;


Nisan Sonları, Mayıs başları... Bir hafta sonu kendimize güzel bir plan yaptık. Maçka parkına gidecektik. Bolca kedi sevecek, çimlere kendimizi bırakacak, kitap sayfalarında kaybolacak biraz da şehir gürültüsünden uzaklaşacaktık. Peki n'oldu? Biz parka adımımızı atar atmaz yağmur damlaları şıp şıp şıplamaya başladı. Murphy hey! Yine de toprak kokusu bayıldığım bir şey olduğu için pek moralimi bozmadım. Ayrıca kaçışan ya da olayı umursamayan insanları izlemesi de keyifliydi. Biz de geçip gidiverdik parktan öylece. Bu da o anlardan bir kare. Sevgili yağmurluğu iyi ki var! :)


Yağmura yakalandık dediysek kedi sevmedik demedik ya! Bir sürü kedi sevdik. Kedilerini bu parka bırakıp sevmeye gelen bir aileye sinirlendik biraz söylendik filan. Bu fotoğraftaki sırnaşık da bir türlü kucağımdan inmedi sağ olsun çamurlu ayaklarıyla üstümü başımı mahvetti. O kadar güzel kediler var ki. Hala gidip parayla cins kedi alanları anlamıyorum anlamakta istemiyorum. Hayvan sevgisi eşit değildir gösteriş. Teşekkürleeer(!)


Bu fotoğraf ise Beşiktaş'taki OT'tan. Dekorasyonunu çok beğendim. Işıklandırma bir mekanda benim için en önemli şeylerden. Şık ve güzel tasarımlar kendimi daha özel hissetmemi sağlıyor. Yemekler için benzer beğeniyi sunamayacağım maalesef. Servis, ilgi alaka ne kadar hoş olsa da daha lezzetli şeyler yemek isteyebilirdim. Bu fotoğrafın çekildiği anlarda ise çok heyecanlıydım. Benim için özel bir gündü. Aklıma o günü getirdiği için de bu fotoğraf burada kendine yer buluverdi.




Yer Moda. Mekanımız Çaydanlık. Şimdi tadilatta kendileri el mi değiştiriyor ne oluyor bilmiyorum. Buraya birkaç kez gittim şimdiye kadar. Moda çay bahçesine çıkarken sağda Çikolata dükkanının sokağında kalıyor. Biz ne zaman Çikolata dükkanından tatlı yemek istesek genelde yer bulamadığımız için soluğu burada alıyoruz. Hem tatlımızı yiyor hem de buranın birbirinden güzel çaylarını deniyoruz. O kadar çok çay çeşidi var ki... Size minicik kavanozlar içinde getirip koklatıyorlar filan istediğinizi seçiyorsunuz. Çok sakin tatlı bir yer. Bas bas müziklerle sizi baymıyor, sevdiklerinizle rahat rahat muhabbetin dibine vurabiliyorsunuz. :)






1 Mayıs.
Arkadaşlarımızla kendimize güzel bir gün hediye ettik. Araba kiralayarak İstanbul'dan yola çıktık ve sırasıyla Şile-Ağva-Kerpe-Kefken(Pembe Kayalar)'i gezdik. Şile'de pek yapacak bir şey bulamadık. Her yerde kazı çalışmaları vardı. Kahvaltımızı Ağva'da dere kenarında yaptık. Kahvaltı için aynı şeyi söyleyemesem de ortam gayet keyifliydi. Daha güzel bir havada tekrar gidip bisiklet kiralayarak da gezmek istiyorum. Yukarıda gördüğünüz fotoğraflar ise Pembe Kayalar'dan.
Pembe Kayalar cidden pembeymiş evet. Yani bir kısmı. :) Dalgalarla zaman içinde aşınarak bu hale gelmişler. Çook güzeldi. Günün yıldızı bizim için burası oldu. Çok kimse de yoktu zaten. Tadına vara vara denizi, dalgaları, gökyüzünü izledik. Doğayla kucaklaştığımız-yakınlaştığımız her an öyle huzurlu ki. Yolunuz bu taraflara düşerse mutlaka gidip görmenizi tavsiye ederim.




İlkbahar'ın sayılı güzel havalarından... Sahilde oturmayı İzmir'de doğup büyümüş biri olarak pek tabi ki çok seviyorum. Hatta buraya ilk taşındığımda uzunca bir süre sahil yerine "kordona çıkmak, kordonda oturmak" diyip durdum. Bostancı'ya sürekli Bostanlı demem gibi. Hala karıştırıyorum hatta. Neyse işte Caddebostan sahilinde hınca hınç kalabalıktan kendimize iki popoluk yer bulup oturduğumuz anlardan birini görüyorsunuz yukarıda. Sonra bol bol yürüyüş. Fenerbahçe dolaylarından kendimizi bir yerlere atıp Kadıköy'e dönüş. Güzel havalarda evde durmayı çok sevmesem de bu kadar kalabalık yerlerde bulunmayı da sevmiyorum. İstanbul'da bu mümkün mü derseniz ha-ha-ha!




Bu ay evimize yeni tilivizyon mi alındı ne?! Öhöm haha. Çeyizimi şimdiden yapıyorum arkadaşlar ne var! :) Sadece tv değil tabi altındaki şeyi de İkea'dan cüzzi bir miktara aldık. Eski kitaplığım baya hırpalanmıştı taşınmalar sırasında. Bu daha işlevsel oldu. Kitaplarımı ayıklamama rağmen yine de azaltamadım gibi. Ekranda gördüğünüz şey ise Fed Up isminde bir belgesel. Çok güzeldi ama etkisi kısa sürdü bende. Bu belgeselden başka bir yazıda detaylı olarak bahsedeceğim için şimdi es geçiyorum. O yazıya kadar ben de size soruyorum: "Are you fed up?"










Evde geçen günler...
Bakmayın böyle gezmeli görmeli fotoğraflar paylaştığıma esasen oldukça evcimen bir tarafım da vardır. Evde vakit geçirmeyi bazen çok daha fazla seviyorum. Çıkıp kalabalıkta stres olup 2 saatimi trafikte geçireceğime sevdiğim diziyi izleyip blog yazmayı, yeni bir şeyler okumayı, kedilerimle oynamayı çoğu kez tercih ediyorum. 
Kediciklerimi az çok tanımışsınızdır artık. Tekir olan Kekik Hanım. 2,5 yaşında inanılmaz aksi ve zor bir kedi. Kucağıma gelip oturmuşluğu sayılıdır. Beyaz olan ise Cacık Hanım. Tek gözü kapalı halde şirketin bahçesinde bulmuştum. Bırakmaya kıyamadım. Arada bir şımarıklığı nedeniyle beni çileden çıkarsa da en çok onu mıncıklamayı seviyoruz. 2 kızım ve sevdiceğimle minik bir dünya kurduk kendimize. :) 
Yeni bir kitaba başladım bir de bu ay. Kişisel gelişim türü gibi dursa da okuması zevkli bir kitap. Bir de bazı şeylerin altını çizmeden duramadım bkz. son fotoğraf. Siz ne düşünüyorsunuz o alıntıyla ilgili merak ettim. 


Merhaba İlkbahar! Ah, neredesin bahar?
Bir Kadıköy günü daha. Seviyorum merkez n'apayım?! :)



19 Mayıs. 
Sabah erkenden uyandık. Kadıköy Kalamış parkında Kadıköy belediyesinin düzenlediği 19 Mayıs etkinliğine katıldık. Her yaştan bisiklet kullanıcılarıyla toplaşıp yola çıktık. Yaklaşık 2 saat boyunca balonlarımız ve bayraklarımızla Kadıköy, Göztepe, Bostancı caddelerini arşınladık. Kornalarımızla ve gülücüklerle bayramımızı kutladık. (herşeye rağmen!) Yollardaki insanların alkışları, teyzelerin göz yaşları eşliğinde turu tamamladık. :)) Çok keyif aldım. 
Bisiklet sürmeyi zaten çok seviyorum. Güzergah konusu biraz sıkıntılıydı sadece. Gereksiz ara sokaklara, tırmanışlı yollara girince benim bacaklar için gece gece nöbetçi eczane aramak zorunda kaldık. He bir de o yorgunlukla akşam Üsküdar Harem'deki MFÖ konserine katıldık. Nerede ücretsiz etkinlik var bizden kaçmaz hahaha. Şaka bir yana Üsküdar'da görmek istediğimiz hareketlerdi bunlar, sevindik mi sevindik.


Kadıköy dolaylarında kahvaltı yapacak güzel bir yer arayanlara Yeldeğirmeni'ndeki Garda Cafe'yi şiddetle tavsiye ediyorum. Garda'ya gidip ortaya bir serpme kahvaltı söylüyorsunuz masanızda yer kalmayana kadar donatıveriyorlar ortayı bir anda tıka basa doyduktan sonra ver elini Moda. Cherrybean'de hemen kendinize lattenizi alıyor uzun zamandır ertelediğiniz o blog yazısını yazıveriyorsunuz. Oradan çıktıktan sonra kendinizi Moda sokaklarına bırakıp bu huzurlu manzaralara eşlik eden boş bir bank buluyorsunuz. Sonraaa... Sonrası da size kalsın benden bu kadar! :)

Yeni bir ayda yine böyle kısa kısa notlarla görüşmek dileğiyle efenim.
Umarım çok sıkmamışımdır sizi. :)

Hepinizi öpen Keçi! ^.^


6 yorum:

  1. Okuması keyifli iç ısıtan bir yazı olmuş,fotoğraflara da bayıldımm :') Soruya cevabım: yisss..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çok teşekkür ederim anıl. hala yazan ve buraları okuyan insanları görmek sevindirici. :) herkes köşesine çekilmiş gibi.

      Sil
  2. Bol kedili resimler, en sevdiğim :) Çok güzel bir yazı olmuş, gelecek ayları merakla bekliyorum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çok teşekkür ederim efenim sizden ilhamla yeni bir blog da açtım umarım aktif kullanırım minimalgunluk'cüğümü :))

      Sil
    2. Ne güzel sözler, ne mutlu bana :) Kesinlikle aktif kullanmaya özen gösterin minimalgünlük' ü, dört gözle bekliyorum yazıları :))

      Sil
  3. bol fotolu çok güzel bi yazı olmuş :3
    kitaptaki alıntı bana çok çok uyuyor...
    bu arada goodreads kullanmayı bıraktın sanırım?

    YanıtlaSil