Merhabaaa, 3 gündür ertelediğim kitap meydan okuması etkinliğinin sorularına son gününde 3'ü bir arada güzel bir kapanış yapmak istiyorum. Öncelikle zihnin arka sokaklarına böyle bir etkinlik gerçekleştirdiği için teşekkür ediyorum. Bir sürü yeni kitap not ettim, yeni bloglarla tanıştım. Çok az okuduğumu ve daha çok okumam gerektiğini farkettim. Benim için hem eğlenceli hem faydalı bir süreç oldu kısacası. Keşke birileri bunun sinema versiyonunu da yapsa diyip kenarı çekiliyorum. :)
Ve işte book challenge'ın son soruları:
28. Gün: En sevdiğiniz kitap ismi?
Bu soruda acaba illaki okuduğumuz kitapları mı baz almalıyız bilemedim. Okumadığım kitaplar arasında da çok güzel isimler var çünkü. Ama ben cevap olarak şu an okuduğum Ercan Kesal'in Peri Gazozu kitabını söylemek istiyorum. Çok güzel bir ismi var ve yazarın hayatından kesitler sunan ufak ufak bölümlerden oluşuyor. Kitap bir o kadar dokunaklı bu arada yani şimdiye kadarki kısmı öyle en azından. Bu arada Ercan Kesal'in başarılı bir doktor, oyuncu, senarist ve yazar olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Bu kadar yeteneği bir arada barındırması hayranlık verici.
29. Gün: Herkesin nefret ettiği ama sizin bayıldığınız bir kitap?
Aklıma hiçbir cevap gelmedi. Öyle bir kitap okumamışım demek ki. Ama lisede V.C. Andrews'in Çatı serisini sabahlara kadar okurken herkes bunu çok saçma bulurdu. Ben tabi ki önemsemezdim. :)
30. Gün: En sevdiğiniz kitap?
Bu soru için aklımda birçok yanıt var. Ama Sabahattin Ali'nin Kürk Mantolu Madonna kadar popüler olmamış, göz ardı edilmiş kitaplarından biri, İçimizdeki Şeytan benim en sevdiğim kitaplar arasında üst sıralarda yer alıyor. Buradaki karakterlerin gerçekçiliğini çok sevmiştim. İçerisinde benim de hem fikir olduğum bolca saptama vardı hayata dair. İşte onlardan bazıları:
Book Challenge etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Book Challenge etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
14 Ekim 2014
11 Ekim 2014
Şaşırtıcı Bir Son - Katya'nın Yazı (27)
Book Challenge etkinliğinin 27. gününde sorumuz "En beklenmedik sona sahip kitap?"
Katya'nın Yazı bu anlamda benim için öne çıkan bir kitap. Olay örgüsü, kurgusu ve müthiş finaliyle sizi iyice affalatıyor. Hatta sonunda doğru mu anladım ki, nasıl yani diyerek aynı satırları tekrar tekrar okuyabilirsiniz. Son 10 sayfayı evirip çevirdiğimi hatırlıyorum okuduktan sonra bir süre. :) Hakkında daha detaylı bir yazıyı önceden yazmıştım. Dileyen bakabilir şuradan.
Bu arada söylemeden edemeyeceğim. Şu aralar elimdeki kitabı bitirip yeni bir kitaba başlamak için sabırsızlanıyorum ama bir kitap bu kadar ilerlemez yani. Salinger'in en zorlayan kitabı oldu Yükseltin Tavan Kirişini Ustalar-Seymour Bir Giriş. :(
10 Ekim 2014
Ah şu dişler! + KMO (26)
Bugün sonunda beklenen operasyon gerçekleşti. 2 adet dişime dolgu yapıldı. Bir süre yarı uyuşuk bir yüzle robot gibi konuşarak dolaştım. Çok korkunç bir his. Kulağıma kadar uyuşmuştu yüzümün sağ tarafı. Dolgulardan biri de 20'lik dişime yapıldı. Çekilmemesine sevindim. Haftaya yine dolgular var artı bir 20'lik diş çekimi. En çok ondan korkuyorum. :(
Bu arada kitap meydan okuması etkinliğinde sona yaklaşıyoruz artık.
26. günün sorusu ise: Sizin bir konudaki düşüncelerinizi değiştiren bir kitap?
Şimdi buna ne desem bilemiyorum her kitap okuduktan sonra ben de farklı hisler uyandırıyor. Az ya da çok bir değişime yol açıyor. Ama farklı bir açıdan yaklaşarak şöyle bir cevap verebilirim. Normalde öykü türündeki kitapları okumayı çok sevmeyen biriyim. Ama Salinger'ın Dokuz Öykü isimli kitabı ve son okuduğum Baharda Yine Geliriz isimli Barış Bıçakçı kitabıyla birlikte sevebilirmişim gibi hissetmeye başladım. Ve en önemlisi öykünün o kendine has akışına alıştım. Okunacak onlarca başarılı öykü yazarı var biliyorum. Kitaplığımdaki Sait Faik ve Cemil Kavukçu kitaplarıyla bakışıyoruz mesela şu an. Denemelere devam! :)
9 Ekim 2014
Book Challenge - 25. Gün
Kendinizi bağdaştırdığınız bir kitap kahramanı?
Küçük Kara Balık! Neden bilmiyorum ama her zaman meraklı biri oldum. Hep daha ötesini merak ettim ve sonunu düşünmemeye çalıştım. Kabuğunu kırmak lazım her zaman hayatta. Hep ileriye bakmak lazım diye düşünüyorum. Hüzünlü biten masalları sevmiyorum ama küçük kara balık sevgi dolu minik kalbiyle hep içimde bir yerlerde olacak.
8 Ekim 2014
Book Challenge 22. 23. 24. Gün ve Bitmeyen diş ağrıları
Çocukluğumdan beri hiçbir şeyden çekmedim şu dişlerimden çektiğim kadar!!! Yani gerçekten neden bu kadar şanssızım, allahım neydi benim günahım demek istiyorum. Epey dolgum var, bunun yanı sıra 2 tane dişimi çektirdim saçma bir şekilde. Şimdi keşke kanal tedavisi yaptırsaydım diyorum. 20'lik dişlerim çıktı ve çürümeye başladı bile. Bir tanesinin çekilmesi gerekiyor ve sinire çok yakın bir yerde olduğu için zor bir operasyon olacak. Bunlar yetmiyormuş gibi bir süredir dolgu yapılmış dişlerim ağrıyor. Dün gecede eve gelir gelmez şiddetli bir ağrı başladı. Tüm gece ne yaptıysam geçmedi. En son buz koyarak azcık dindirmeye çalışırken acıyı, bünyem uykusuzluğa daha fazla dayanamadı ve sabaha karşı 7 gibi uyudum. Gün içinde de hafif şiddetli ağrılar devam etti. Gülümsemeyi çok seven biriyim, güldüğüm zaman da baya ağız dolusu gülerim hani şu "32 dişin görünmesi" şeklinde tabir edilen cinsten. Genelde de dişlerimi çok beğenir insanlar. Ama gelin görün ki hiç sağlıklı değiller. Bu kadar çabuk çürüdükleri için çok üzülüyorum. Dişlerimi ne kadar fırçalasam da iyi bakmıyorum aslında örneğin asitli içecekleri çok fazla tüketiyorum. Yarın diş doktoruyla randevum var. Şimdiden bana şans dileyin. Çünkü çok korkuyorum. Umarım az acılı bir tedavi süreci olur. :(
Kitap meydan okuması etkinliğinde sona yaklaşırken aksattığım günlerle beraber son 3 günün yanıtlarını şimdi yazmak istiyorum.
22. günün sorusu: Sizi ağlatan bir kitap?
Aklıma direkt tek bir yanıt geldi. O da Şeker Portakalı! Bazen bir kitabı okurken gözleriniz nemlenir, hüzünlenirsiniz, boğazınız düğümlenir filan ya ben bu kitabı okurken -ayıptır söylemesi- bildiğiniz salya sümük ağladım. İçinde çocuk karakterler barındıran, dünyayı çocukların gözünden anlatan kitapları da filmleri de çok seviyorum. Bu kitap da beni inanılmaz etkiledi. Ah Zeze, ah! Bu arada Şeker Portakalı'nın filme de uyarlandığını biliyor muydunuz? Ben henüz izlemedim ama izlenecekler listemde yerini aldı.
23. günün sorusu: Uzun zamandır okumak isteyip de alamadığınız bir kitap?
Ben uzun zamandır Tomris Uyar kitapları okumak istiyorum. Çok duyduğum ama hiç okumadığım bir yazar kendisi. Bir de şiir dünyasının 3 ası Cemal Süreya, Edip Cansever ve Turgut Uyar'ın aşık oldukları kadın olduğunu bildikçe iyice merak uyandırıyor benim için.
24. günün sorusu: Daha fazla insanın okumasını istediğiniz bir kitap?
Mihail(Arkadaş)- Panait Istrati demek istiyorum. Bu kitabı kardeşim tavsiye etmişti ve daha önce hiç duymadığım bir yazardı. İnce bir kitaptı. Elime alıp okumaya başladım ve o gün bitirdim, bolca da altını çizdim satırların. Bu kadar naif, bu kadar incelikli bir insanla tanışacağımı düşünmemiştim. Dünyanın o kaotik halinden o kadar ayrıydı ki kitap. Unuttuğum dostluk kavramı, gerçek sevgi, ve insanın özüne dönüşünü çok iyi yansıtıyordu. Bu yazarı keşfettiğimden beri hem herkese önermek istiyorum, hem de bencillik edip kendime saklamak. Bir kaç alıntı yapmadan duramayacağım kitaptan. Mutlaka okuyunuz derim bu arada. Ruhunuza iyi gelecek eminim ki.
"Yazık!" dedi Adrian, üzüntüyle başını öne eğerek. "Bense bir insanı sevebilmek için zamanın hiç önemli olmadığını sanırdım."
"Evet ama birini sevebilmek için ilkin tanımak gerekir."
"Hayır, tam tersi. Birini tanıyabilmek için ilkin onu sevmeli. İlgimizi çeken insanlar, bize kendilerini sevdirir, böylece açılır, onları tanımamıza izin verirler. Bence, gönülleri birbirine yaklaştıran tek şey sevgidir."
"Yoksulluk -yaşamı olanaksız kılan gerçek yoksulluk- benim gibi kılıksız ve pasaklı olmak değildir, sevdiği yaşamı sürdürebilmek için bütün olanaklara sahipken insanca yaşayamayan adamın korkunç durumudur."
"..ve ancak şu anda, bu gölcüğe kendi vahşi güzelliğinden ötürü hayran kaldığım, bir kitabı kendi gerçek değerinden dolayı okuduğum, herhangi bir hareketi ya da bir lafı bir güzelin kara kaşı kara gözü ya da bir beyin ince beğenisi için yapıp söylemediğim şu anda duyuyorum, gerçek sevinci."
Kitap meydan okuması etkinliğinde sona yaklaşırken aksattığım günlerle beraber son 3 günün yanıtlarını şimdi yazmak istiyorum.
22. günün sorusu: Sizi ağlatan bir kitap?
Aklıma direkt tek bir yanıt geldi. O da Şeker Portakalı! Bazen bir kitabı okurken gözleriniz nemlenir, hüzünlenirsiniz, boğazınız düğümlenir filan ya ben bu kitabı okurken -ayıptır söylemesi- bildiğiniz salya sümük ağladım. İçinde çocuk karakterler barındıran, dünyayı çocukların gözünden anlatan kitapları da filmleri de çok seviyorum. Bu kitap da beni inanılmaz etkiledi. Ah Zeze, ah! Bu arada Şeker Portakalı'nın filme de uyarlandığını biliyor muydunuz? Ben henüz izlemedim ama izlenecekler listemde yerini aldı.
23. günün sorusu: Uzun zamandır okumak isteyip de alamadığınız bir kitap?
Ben uzun zamandır Tomris Uyar kitapları okumak istiyorum. Çok duyduğum ama hiç okumadığım bir yazar kendisi. Bir de şiir dünyasının 3 ası Cemal Süreya, Edip Cansever ve Turgut Uyar'ın aşık oldukları kadın olduğunu bildikçe iyice merak uyandırıyor benim için.
24. günün sorusu: Daha fazla insanın okumasını istediğiniz bir kitap?
Mihail(Arkadaş)- Panait Istrati demek istiyorum. Bu kitabı kardeşim tavsiye etmişti ve daha önce hiç duymadığım bir yazardı. İnce bir kitaptı. Elime alıp okumaya başladım ve o gün bitirdim, bolca da altını çizdim satırların. Bu kadar naif, bu kadar incelikli bir insanla tanışacağımı düşünmemiştim. Dünyanın o kaotik halinden o kadar ayrıydı ki kitap. Unuttuğum dostluk kavramı, gerçek sevgi, ve insanın özüne dönüşünü çok iyi yansıtıyordu. Bu yazarı keşfettiğimden beri hem herkese önermek istiyorum, hem de bencillik edip kendime saklamak. Bir kaç alıntı yapmadan duramayacağım kitaptan. Mutlaka okuyunuz derim bu arada. Ruhunuza iyi gelecek eminim ki.
"Yazık!" dedi Adrian, üzüntüyle başını öne eğerek. "Bense bir insanı sevebilmek için zamanın hiç önemli olmadığını sanırdım."
"Evet ama birini sevebilmek için ilkin tanımak gerekir."
"Hayır, tam tersi. Birini tanıyabilmek için ilkin onu sevmeli. İlgimizi çeken insanlar, bize kendilerini sevdirir, böylece açılır, onları tanımamıza izin verirler. Bence, gönülleri birbirine yaklaştıran tek şey sevgidir."
"Yoksulluk -yaşamı olanaksız kılan gerçek yoksulluk- benim gibi kılıksız ve pasaklı olmak değildir, sevdiği yaşamı sürdürebilmek için bütün olanaklara sahipken insanca yaşayamayan adamın korkunç durumudur."
"..ve ancak şu anda, bu gölcüğe kendi vahşi güzelliğinden ötürü hayran kaldığım, bir kitabı kendi gerçek değerinden dolayı okuduğum, herhangi bir hareketi ya da bir lafı bir güzelin kara kaşı kara gözü ya da bir beyin ince beğenisi için yapıp söylemediğim şu anda duyuyorum, gerçek sevinci."
5 Ekim 2014
Book Challenge - 21. Gün
Bugünün sorusu: Okuduğunuz ilk roman?
Şimdi düşününce ilk hangisini okumuştum acaba hatırlayamadım ama tahminen ilk okuduğum kitaplardan biri İpek Ongun'un Mektup Arkadaşları kitabı. Mektup Arkadaşları, biri Mersin'in bir köyünde diğeri İstanbul'da yaşayan yaşam tarzları, aile yapıları, alışkanlıkları birbirinden tamamen farklı Nilgün ve Şerife isimlerinde iki kızın mektuplarından oluşuyordu. Ben minik bir kasabada yaşayan kızımızın köy evlerinin o kendine has koca pencerelerinin içerisinde oturarak yazdığı-okuduğu mektup kısımlarına çok özeniyordum.O tip pencerelere ne denir bilemedim. Hani baya geniş olur iç kısmında oturulacak genişlikte bir yer olur. Görmüşsünüzdür kesin. Neyse o zamanlar keşke bizim de öyle bir penceremiz olsa diye hayal ediyordum. Kitaba gelince yer yer hüzünlü de olsa karakterlerin başına eğlenceli şeylerin geldiği okuması zevkli bir kitaptı. Tabi şu an aynı zevkle okur muyum bilemiyorum. :)
1 Ekim 2014
Book Challenge - 16. Gün ve Öncekiler
![]() |
| Kaç gündür Kivi ile halimiz bu! |
Merhabalar, çok çok özürlerimi ileterek book challenge etkinliğine kaldığım yerden devam etmek istiyorum. Kaç gündür işler güçler bir yandan kivi'nin rahatsızlığı derken bloğuma pek vakit ayıramadım açıkçası. Neredeyse 10 gün olmuş ve epey gerisinde kaldım meydan okumanın. O yüzden güncel sorulara kadarki kısmı hızlıca geçerek bu günün sorusuna gelmek istiyorum. En son 6. ve 7. günün sorularını cevaplamıştım. Merak edenler şuradan bakabilir. Şimdiii hemen başlayalım.
8. günün sorusu: En çok abartıldığını düşündüğünüz kitap?
Buna cevabım Kürk Mantolu Madonna olacak. Evet ben de çok sevdim filan ama o kadar çok her yerde paylaşılıyor ve herkesin dilindeki irite etmeye başladı beni maalesef.
9 günün sorusu: Sevmeyeceğinizi düşünüp de sonunda sevdiğiniz bir kitap?
Bu soruyu da düşündüm biraz ne olabilir diye. Aklıma Franny and Zooey geldi nedense. Okurken çok sevmesem de bitirdikten sonra iyi ki okumuşum dedim.
10. günün sorusu: Size evi anımsatan bir kitap?
Bu soruya absürt bir cevap vericem ama bana evi anımsatan kitap Stephen King'in Kara Ev kitabı. :) Orta okuldayken battaniyenin altına girip korka korka okuduğum zamanları, çocukluğumu, odamı anımsatıyor düşününce.
11. günün sorusu: Nefret ettiğiniz bir kitap?
Böyle bir kitap yok benim için. Çünkü genelde bir kitabı sevmeyince yarım bırakıyorum. Yarım bıraktığım için de kesin bir şey diyemem açıkçası.
12. günün sorusu: Aynı zamanda hem sevdiğiniz hem de nefret ettiğiniz bir kitap?
Bu soru da bir enteresan yahu. :) Ne diyim şimdi. Bilemedim.
13. günün sorusu: En sevdiğiniz yazar?
Bu soru için düşündüm biraz ama haksızlık etmek istiyorum. İçimde bir yerlerde yeri hep ayrı olan bir yazar var. O da Tezer Özlü.
14. günün sorusu: Filme çevrilen ve tamamen bozulan bir kitap?
Tamamen bozulan değil ama Harry Potter serisiyle ilgili filmlerde yansıtılamayan şeyler olduğunu düşünüyorum. Kitabı önceden okuyup çok sevmiş biri film uyarlamasına her zaman önyargı ile yaklaşıyor galiba. Öyle bir sendrom.
15. günün sorusu: En sevdiğiniz erkek karakter?
Tabi ki Bay C. Yusuf Atılgan'ın Aylak Adam kitabını okumuş olanlar bilir. Okudukça kendimden bir şeyler bulduğum ve kendime çok yakın hissettiğim bir karakter Bay C. Çok severek okuduğum, bittiğinde kapatıp bir süre derin düşüncelere daldığım, hüzünlendiğim kitaptır ayrıca. Ufak bir alıntı yapmak istiyorum oradan.
"Tutamak sorunu dedim. dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. tramvaylardaki tutamaklar gibi. Uzanır tutunurlar. Kimi zenginliğine tutunur; kimi müdürlüğüne; kimi işine, sanatına. Çocuklarına tutunanlar vardır. Herkes kendi tutamağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır. Gülünçlüğünü fark etmez. Kağızman köylerinden birinde bir çift öküzüne tutunan bir adam tanıdım. Öküzleri besiliydi, pırıl pırıldı. Herkesin, "-veli ağanın öküzleri gibi öküz, yoktur," demesini isterdi. Daha gülünçleri de vardır. Ben, toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum: gerçek sevgiyi! Bir kadın. Birbirimize yeteceğimizi, benimle birlik düşünen, duyan, seven bir kadın!"
16. günün sorusu: En sevdiğiniz kadın karakter?
Bu sorunun cevabı da bellidir benim için. Çünkü özel bir anlamı var. Üniversite 2. sınıftayken tiyatro seçmelerine hazırlanıyordum ve sergilemek için Anton Çehov'un çok sevdiğim oyunu Martı'dan Nina karakterini seçmiştim. Oradan bir tirad seçip hazırlanmıştım. Nina karakterini çok severim. İçinde oyuncu olmaya dair büyük bir coşkusu vardır ama kapana kısılmıştır olduğu yerde ve sonunda özgürlüğe uçmayı başarır. Bu arada hazırlandığım tirad ise şuydu. Duygulandım o günleri anımsadım şimdi. :)
"Bastığım toprağı mı öpüyordunuz? Vurmanız, öldürmeniz gerekirdi beni! (Masaya doğru eğilir.) O kadar yorgunum ki... Biraz dinlensem! Dinlenebilsem... (Başını kaldırır) Bir martıyım ben... Yo, değil... Aktrisim... Öyle değil mi? (Arkadina ile Trigorin'in dışarıda gülüşünü duyar. Silkinir, kulak kesilir. Sol kapıya koşarak anahtar deliğine gözünü yaklaştırır.) O da burada demek... İyi... Tiyatroya inanmıyordu; hayallerimle alay ederdi hep. Ona bakarak ben de inancımı yitirdim; maneviyatım kırıldı... Aşk üzüntüleri, kıskançlık da bir yandan... Yavrum için korkuyordum hep... Miskinleştim, küçüldüm, oyunum manasızlaştı... Sahnede düzgün yürüyemiyordum; ellerimi ne yapacağımı bilemiyor, sesimi idare edemiyordum. İnsan kötü oynadığını hissedince ne acı duyar, bilemezsiniz! Martıyım ben... Yo... Değil de... Şey, siz o sıralar bir martı vurmuştunuz, hatırlar mısınız? Yaa!... Böyle işte... Gelmiş bir adam, durup dururken, laf olsun diye, yok etmiş kuşcağızı... Tam küçük hikâye konusu... Gene de söylemek istediğim bu değildi. (Alnını ovuşturur.) Ne diyordum?... Evet, sahneden bahsediyordum. Şimdi öyle değilim artık: gerçek bir artist oldum. Şevkle, coşkunlukla oynuyorum. Kendimden geçiyorum sahnede... Oyunumu, her şeyimi gerçekten güzel, gerçekten değerli görüyorum artık. Buraya geldiğimden beri her yanı dolaşıyorum. Hem yürüyor, hem düşünüyorum; ruhumun günden güne nasıl kuvvetlendiğini duyuyorum. Size bir şey söyleyeyim mi Kostya, bizim işlerde, sahne olsun, yazı olsun, ün, yaldız, kurduğumuz hayaller değil, sabırlı olmak önemli; buna iyice inandım. Kaderine katlan, inancını yitirme... Şimdi acı duymuyorum artık, ödevimi düşündükçe hayattan korkmuyorum."
21 Eylül 2014
Zor Günler ve Book Challenge (6.- 7. Gün)
2 gündür daha doğrusu Cuma gününden beri epey stresli zamanlar geçiriyorum malesef. Çünkü canım kedişim Kivi hastalandı. Birkaç gündür durgun ve gergindi sonra Cuma gecesi ateşi olduğunu fark ettim, mama yememeye başladı. Ben de dün hemen veterinere götürdüm. Üst solunum yolu enfeksiyonu geçiriyormuş. Doktor iyi ki hemen getirdiniz dedi. 3 tane iğne yaptı ateş düşürücü, vitamin gibi.. Bugün yemek yemeye başlar normale döner dedi ama pek bir değişiklik olmadı. Çok az yumurta sarısı yedirebildim sadece. Sabahta bir şey yemeyince ve durgunluk hali geçmeyince tekrar veterinere gittik. Yine 3 tane iğne yaptılar. Ateşi biraz yüksekmiş hala. Ağzında ve dilinde de ufak yaralar var ve hafif topallayarak yürüyor. 2 günde dağıldı resmen kedicik. Mama olarak CN mama verdi. Yemezse şırıngayla verirsiniz dedi. Kedimle ilgili şimdiye kadar burada hiç yazı yazmadım aslında biraz hikayesinden ve hala çok da geçmeyen kedi korkumdan bahsetmem lazım ama o başka yazının konusu olsun. Bugün eve döndüğümde ağzını zorla açarak şırıngayla yedirmeye çalıştım. Sonrasında kendi tabağından yedi neyse ki. Akşam da yemesi gerekiyor vücut direncini sağlaması için. Yarın da aynı şekilde. Eğer yememeye devam ederse yarın tekrar götürmem gerekecek veterinere. Ama eve döndüğümüzde kendiliğinde yemiş olması beni umutlandırdı. Salı günü de şehir dışına çıkıyorum iyi olmazsa aklım burada kalacak. Bu kadar bahsetmişken birkaç fotoğrafını da ekliyim de kimmiş Kivi görünüz. :)
Bu nedenle 2-3 gündür bloğuma pek giremiyorum ve soruları aksattım. Şimdi bir şeyler yazabilirim hazır kısmen de olsa moralim yerine gelmişken. Eveeet efenim, öncelikle soruları hatırlayalım.
6. günün sorusu: Sizi mutsuz eden bir kitap?
Okurken kendimi çok çaresiz hissettiğim ve benim başıma bunlar gelseydi ne yapardım diye düşündüğüm bir kitap okumuştum geçtiğimiz yaz.
İsmi, Frida Kahlo, Aşk ve Acı. Rauda Jamis tarafından yazılmış bir biyografik roman. Biyografi okumayı seviyorsanız mutlaka okuyun derim. Ben biyografik kitapları pek sevmememe rağmen har sayfayı iştahla okumuştum. Ve kitabı okuduğum her dakika Frida Kahlo'ya bir kez daha hayran kaldım. Kendimi ne zaman güçsüz ya da pes etmiş hissetsem aklıma gelir ve beni cesaretlendirir hayat hikayesi. Hiç bilmeyenler için Frida Kahlo Meksikalı ünlü bir ressamdır. Daha çok sürrealist çalışmaları ve otoportreleri ile ünlenmiştir. Bunun yanında gerçekten çok çok dramatik bir hayat hikayesi var. Ufakken geçirdiği çocuk felci nedeniyle bir bacağı özürlü kalır, aksayarak yürümeye başlar. Hatta arkadaşları ona 'tahta bacak Frida' lakabını takar. Daha ufacık yaşta acılarla ve dışlanmayla karşılaşan Frida bununla mücadele etmeyi öğrenecektir elbet ancak 19 yaşında bindiği otobüsün bir tramvayla çarpışması ve kazada ağır yaralanması bütün hayatını alt üst eder. Gerçekten çok kötü bir kaza geçiriyor. Demir çubuklardan bir tanesi kalçasını delip geçiyor ve ömür boyu ameliyatlarla korselerle uğraşıyor, derin acılar yaşıyor. Yaşaması bile mucizeyken dünyaca ünlü bir ressam haline geliyor. Kazadan sonra babasının ona hediye ettiği ve yatağın tepesine yani tavana asılan ayna başlarda çokça moralini bozsa da sonraları madem yatalak bir hastayım o zaman kendimi çizerim diye düşünerek meşhur otoportrelerine başlıyor. Tüm bu fiziksel acıların yanında çok çalkantılı bir aşk hayatı da yaşıyor. Ancak bunlardan en önemlisi bir kez boşanıp tekrar barıştığı ve uğruna her şeyi göze aldığı ressam Diego Rivera. Delicesine aşık olduğu bu adam onu birçok kez aldatır. Bu yüzden ayrılırlar ama Frida dayanamayarak tekrar barışır. Sayfalar dolusu mektupları var kitapta ve insan okurken iliklerine kadar hissediyor sevgisini. İşte Aşk ve Acı kitabıyla sanat ve siyasette aktif olarak gördüğümüz Frida Kahlo'nun özel yaşamını yaşadığı acıları, aşkları tüm çıplaklığı ile okuyoruz. Nasıl bu kadar güçlü ve tutku dolu olduğuna şaşırarak okuyorsunuz tüm satırları. Çok etkileyici. Mutlaka okuyun derim.
Kitaptan alıntılar:
Bu bitmek bilmez can çekişmeden ibaret yaşamımla ilgili olarak şunu söyleyebilirim: Ben uçmak isteyip de uçamayan bir kuş gibiydim.
Umutsuz düşler insanı öldürür.
İnsanın ifade edemediği şeyin gücü patlayıcı, hasar verici, kendi kendini yıkıcı bir güçtür. İfade etmek kurtulmanın başlangıcıdır.
Kendimi hem kendim için yaşayabilecek denli güçlü ve iç zenginliğine ait hissediyorum, hem de değil bir davranışın en ufak bir düşüncenin paralayabileceği kadar yalnızım.
Başıma gelen en iyi şey, acı çekmeye alışmaya başlamam.
Yaşa,
ve senin yaşında,
yaşamına eşlik eden güneş,
günlerini saymasın
yalnızca aydınlatsın onları.
Kaza, resim yapmaktan tutun da sevme biçimine kadar öyle çok şeyimi belirledi ki! Böylesine büyük bir yaşama arzusu, yaşamdan çok şey talep etmeyi de beraberinde getiriyordu. Kaybetmeme ramak kalan şeyin her adımda bilincine vararak, yaşamdan çok şey bekledim. Yarım yamalak şeylere yer yoktu; yaşam ya hep ya hiçti.
7. Günün sorusu: Sizi güldüren bir kitap?
Bu kadar acının üstüne en çok ne zaman bir kitabı okurken eğlenmiştim diye düşündüm. Aklıma çok alternatif gelmedi. Dizi olsa hemmen bir Friends cevabı yapıştırırdım. :) Kitap olarak düşününce nedense aklıma direkt Ejderha Mızrağı serisi geldi. Harry Potter'ı bu kadar sevmesem geçtiğimiz günlerde en sevdiğiniz seri sorusuna bu cevabı verirdim. Serinin sadece 5 kitabını okudum ama uçsuz bucaksız bir dolu kitap var daha bu seriye dair. Nereden nasıl devam etmeli bir fikrim yok çünkü kitapçıda gördüğüm kadarıyla çok fazla kitap var. İşte bu seri benim lise hayatımın edebiyat ve fantastik dünyayı keşfedişime denk gelen en güzel yıllarını oluşturuyor. Hikayede elfler, kenderler, cüceler, şovalyeler, büyücüler havada uçuşuyor. İnanılmaz derecede sürükleyiciydi. Karakterler çok başarılı, yaratılan dünya sizi gerçek hayattan koparıp alıyor. Bir süre Krynn'de yaşadığınızı sanabilir Rastlin Majere ve Tanis Yarımelf'in sesini kulaklarınızda duyabilirsiniz. Neyse efenim bu seriyle ilgili ya da karakterlerle ilgili uzun uzadıya yazmak isterdim ancak zaten epeyce uzattım yazımı. Artık sorunun cevabına gelebilirim. İşte benim okurken en çok güldüğüm karakter bu kitaplarda yer almakta. İsmi Tasslehoff Burrfoot. Wikipedia'da kısaca şöyle özetlemişler kendisini. "Ejderha Mızrağı Destanı serisinin ana karakterlerindendir. Irkı kender olan Burrfoot, Kenderyurdu'nda doğmuştur. Doğası itibarı ile sürekli gezmeyi, yeni yerler keşfetmeyi istemektedir. Etrafına saçılmış keseleri ve yürüdükçe hareket eden tepe saçı ile dikkat çeker."
İşte bu meraklı ve aynı zamanda sevimli bir hırsız olan karakterimizin başına bir sürü şey geliyor kitaplarda. Onun ise başına açtığı işlerden kurtulma çabası, en yakın dostu yer cücesi Flint ile aralarında geçen diyaloglar beni çok güldürüyordu. Bu seride de en sevdiğim karakter olarak Rastlin Majere ile gönlümde 1.liği paylaşıyorlar.
Temsili:
Bu nedenle 2-3 gündür bloğuma pek giremiyorum ve soruları aksattım. Şimdi bir şeyler yazabilirim hazır kısmen de olsa moralim yerine gelmişken. Eveeet efenim, öncelikle soruları hatırlayalım.
6. günün sorusu: Sizi mutsuz eden bir kitap?
Okurken kendimi çok çaresiz hissettiğim ve benim başıma bunlar gelseydi ne yapardım diye düşündüğüm bir kitap okumuştum geçtiğimiz yaz.
İsmi, Frida Kahlo, Aşk ve Acı. Rauda Jamis tarafından yazılmış bir biyografik roman. Biyografi okumayı seviyorsanız mutlaka okuyun derim. Ben biyografik kitapları pek sevmememe rağmen har sayfayı iştahla okumuştum. Ve kitabı okuduğum her dakika Frida Kahlo'ya bir kez daha hayran kaldım. Kendimi ne zaman güçsüz ya da pes etmiş hissetsem aklıma gelir ve beni cesaretlendirir hayat hikayesi. Hiç bilmeyenler için Frida Kahlo Meksikalı ünlü bir ressamdır. Daha çok sürrealist çalışmaları ve otoportreleri ile ünlenmiştir. Bunun yanında gerçekten çok çok dramatik bir hayat hikayesi var. Ufakken geçirdiği çocuk felci nedeniyle bir bacağı özürlü kalır, aksayarak yürümeye başlar. Hatta arkadaşları ona 'tahta bacak Frida' lakabını takar. Daha ufacık yaşta acılarla ve dışlanmayla karşılaşan Frida bununla mücadele etmeyi öğrenecektir elbet ancak 19 yaşında bindiği otobüsün bir tramvayla çarpışması ve kazada ağır yaralanması bütün hayatını alt üst eder. Gerçekten çok kötü bir kaza geçiriyor. Demir çubuklardan bir tanesi kalçasını delip geçiyor ve ömür boyu ameliyatlarla korselerle uğraşıyor, derin acılar yaşıyor. Yaşaması bile mucizeyken dünyaca ünlü bir ressam haline geliyor. Kazadan sonra babasının ona hediye ettiği ve yatağın tepesine yani tavana asılan ayna başlarda çokça moralini bozsa da sonraları madem yatalak bir hastayım o zaman kendimi çizerim diye düşünerek meşhur otoportrelerine başlıyor. Tüm bu fiziksel acıların yanında çok çalkantılı bir aşk hayatı da yaşıyor. Ancak bunlardan en önemlisi bir kez boşanıp tekrar barıştığı ve uğruna her şeyi göze aldığı ressam Diego Rivera. Delicesine aşık olduğu bu adam onu birçok kez aldatır. Bu yüzden ayrılırlar ama Frida dayanamayarak tekrar barışır. Sayfalar dolusu mektupları var kitapta ve insan okurken iliklerine kadar hissediyor sevgisini. İşte Aşk ve Acı kitabıyla sanat ve siyasette aktif olarak gördüğümüz Frida Kahlo'nun özel yaşamını yaşadığı acıları, aşkları tüm çıplaklığı ile okuyoruz. Nasıl bu kadar güçlü ve tutku dolu olduğuna şaşırarak okuyorsunuz tüm satırları. Çok etkileyici. Mutlaka okuyun derim.
Kitaptan alıntılar:
Bu bitmek bilmez can çekişmeden ibaret yaşamımla ilgili olarak şunu söyleyebilirim: Ben uçmak isteyip de uçamayan bir kuş gibiydim.
Umutsuz düşler insanı öldürür.
İnsanın ifade edemediği şeyin gücü patlayıcı, hasar verici, kendi kendini yıkıcı bir güçtür. İfade etmek kurtulmanın başlangıcıdır.
Kendimi hem kendim için yaşayabilecek denli güçlü ve iç zenginliğine ait hissediyorum, hem de değil bir davranışın en ufak bir düşüncenin paralayabileceği kadar yalnızım.
Başıma gelen en iyi şey, acı çekmeye alışmaya başlamam.
Yaşa,
ve senin yaşında,
yaşamına eşlik eden güneş,
günlerini saymasın
yalnızca aydınlatsın onları.
Kaza, resim yapmaktan tutun da sevme biçimine kadar öyle çok şeyimi belirledi ki! Böylesine büyük bir yaşama arzusu, yaşamdan çok şey talep etmeyi de beraberinde getiriyordu. Kaybetmeme ramak kalan şeyin her adımda bilincine vararak, yaşamdan çok şey bekledim. Yarım yamalak şeylere yer yoktu; yaşam ya hep ya hiçti.
7. Günün sorusu: Sizi güldüren bir kitap?
Bu kadar acının üstüne en çok ne zaman bir kitabı okurken eğlenmiştim diye düşündüm. Aklıma çok alternatif gelmedi. Dizi olsa hemmen bir Friends cevabı yapıştırırdım. :) Kitap olarak düşününce nedense aklıma direkt Ejderha Mızrağı serisi geldi. Harry Potter'ı bu kadar sevmesem geçtiğimiz günlerde en sevdiğiniz seri sorusuna bu cevabı verirdim. Serinin sadece 5 kitabını okudum ama uçsuz bucaksız bir dolu kitap var daha bu seriye dair. Nereden nasıl devam etmeli bir fikrim yok çünkü kitapçıda gördüğüm kadarıyla çok fazla kitap var. İşte bu seri benim lise hayatımın edebiyat ve fantastik dünyayı keşfedişime denk gelen en güzel yıllarını oluşturuyor. Hikayede elfler, kenderler, cüceler, şovalyeler, büyücüler havada uçuşuyor. İnanılmaz derecede sürükleyiciydi. Karakterler çok başarılı, yaratılan dünya sizi gerçek hayattan koparıp alıyor. Bir süre Krynn'de yaşadığınızı sanabilir Rastlin Majere ve Tanis Yarımelf'in sesini kulaklarınızda duyabilirsiniz. Neyse efenim bu seriyle ilgili ya da karakterlerle ilgili uzun uzadıya yazmak isterdim ancak zaten epeyce uzattım yazımı. Artık sorunun cevabına gelebilirim. İşte benim okurken en çok güldüğüm karakter bu kitaplarda yer almakta. İsmi Tasslehoff Burrfoot. Wikipedia'da kısaca şöyle özetlemişler kendisini. "Ejderha Mızrağı Destanı serisinin ana karakterlerindendir. Irkı kender olan Burrfoot, Kenderyurdu'nda doğmuştur. Doğası itibarı ile sürekli gezmeyi, yeni yerler keşfetmeyi istemektedir. Etrafına saçılmış keseleri ve yürüdükçe hareket eden tepe saçı ile dikkat çeker."
İşte bu meraklı ve aynı zamanda sevimli bir hırsız olan karakterimizin başına bir sürü şey geliyor kitaplarda. Onun ise başına açtığı işlerden kurtulma çabası, en yakın dostu yer cücesi Flint ile aralarında geçen diyaloglar beni çok güldürüyordu. Bu seride de en sevdiğim karakter olarak Rastlin Majere ile gönlümde 1.liği paylaşıyorlar.
Temsili:
19 Eylül 2014
Book Challenge - 5. Gün
5. Günün sorusu: Sizi mutlu eden bir kitap?
Bu soruya ne desem diye çok düşündüm yani bu hissi hissettiğim birçok kitap oldu ama sanırım en çok hangisi derseniz Maeve Binchy kitapları derim. Bu kitapları da kütüphaneden alıp okumuştum zamanında. Aslında çok fazla edebi değeri olan kitaplar olmayabilir çoğu kitabı ama genel olarak sinemadaki "feel good movie" tabirini buraya uyarlayabiliriz diye düşünüyorum. O yüzden kötü ya da kalitesiz gibi niteleyemeyiz sırf çok satanlar listesinde yer alıyor vs. diye. Benim hatırımda kalan ve en sevdiğim kitabı ise Geri Döneceksin orjinal adıyla Tha Glass Lake olmuştu.
Bu soruya ne desem diye çok düşündüm yani bu hissi hissettiğim birçok kitap oldu ama sanırım en çok hangisi derseniz Maeve Binchy kitapları derim. Bu kitapları da kütüphaneden alıp okumuştum zamanında. Aslında çok fazla edebi değeri olan kitaplar olmayabilir çoğu kitabı ama genel olarak sinemadaki "feel good movie" tabirini buraya uyarlayabiliriz diye düşünüyorum. O yüzden kötü ya da kalitesiz gibi niteleyemeyiz sırf çok satanlar listesinde yer alıyor vs. diye. Benim hatırımda kalan ve en sevdiğim kitabı ise Geri Döneceksin orjinal adıyla Tha Glass Lake olmuştu.
18 Eylül 2014
Book Challenge - 3. ve 4. Gün
Takip edenler bilir Pazartesi günü itibariyle bir etkinliğe başladık. Linkine şuradan ulaşabilirsiniz. İşte bu meydan okumanın bugün 4. günündeyiz ve ben dün malesef yazamadım. Neyse ki dünkü ve bugünkü sorular birbiriyle bağlantılı olduğundan yazması daha keyifli olacak benim için. Öncelikle sorular neydi bir hatırlayalım.
3. Gün: En sevdiğiniz kitap serisi?
4. Gün: Bu serinin en sevdiğiniz kitabı?
Yakın çevremdekiler bilir ki bu sorunun benim için tek bir cevabı var o da Harry Potter!!! :) Koyu bir Harry Potter hayranıyım. Kitaplarını çook çok çok severek okumuşumdır. Hatta 500 sayfalık bir kitabı 1 günde ya da 2 günde bitirmişliğim de olmuştur. Hatırlıyorum sabahları erkenden kitabı okuyacağım için sabırsızlıkla uyanırdım hem de mutlu bir şekilde -normalde pek güler yüzlü uyandığım söylenemez- Sonra mesela yemek yerken filan o an seriden hangi kitabı okuyorsam artık fark etmez, kitabı yanıma koyar bir yandan yemek yerken bir yandan okumaya çalışırdım. Abartmışım. :) Şimdi işin ilginç yanına geliyoruum 7 kitaplık bu serinin hiçbir kitabını satın alarak okumadım. Ya arkadaşlarımdan ya kuzenimden ödünç alarak okudum hepsini. O yüzden şu an elimde hiçbir kitabı yok. Keşke iyi kalpli birisi hediye etse. ^.^
Kitabın yazarı J.K.Rowling işsizlik maaşıyla geçinen bir kadınken, rötar yapan bir tren yolculuğu için beklediği bir gün kitabın hikayesini kafasında netleştiriyor. Sonra da elektrik faturalarını dahi ödeyemediği için kitabı her gün bir kafeye giderek yazıyor. Serinin ilk kitabı 1997 yılında Harry Potter ve Felsefe Taşı ismiyle yayınlanıyor. Türkiye'de ise YKY tarafından ve Sevin Okyay ve Kutlukhan Kutlu çevirisiyle basılıyor. Sanırım Rowling bu kitabı yazmaya karar verdiğinde bu kadar çığır açacak bir işe imza atacağını, tüm dünyada milyonlarca baskısının satılacağını ya da büyük seyirci kitlelerine ulaşan filmlerinin çekileceğini hiç mi hiç tahmin etmiyordu. Nasıl düşünebilir ki insan? Orhan Pamuk'un 'Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti.' sözüyle başlayan bir kitabı vardır. Evet katılıyorum. Hatta bunu Rowling'e uyarlayarak bir kitap yazdı ve tüm hayatı değişti demek istiyorum. Bu arada Harry Potter serisinin, dünyanın en çok satan çocuk romanı ve dünyanın en hızlı satan kitabı ödüllerinin de sahibi olduğunu belirteyim. Çocuk romanı kısmına gelirsek ben bu espirilere çok maruz kaldım. Lisede elimde Harry Potter kitabıyla dolaşırken dalga geçenler çok oldu. En sevdiğim kitaplar olduğunu söylediğimde ciddiye almayan çok oldu. Beni sadece Harry Potter okumuş olanlar anlar diyerek susuyorum. :)
Çekilen filmlerin ise hepsini izleyemedim malesef. Sanırım ilk 4-5 filmi izlemiş olabilirim. Kitaptan kopuk bazı sahneler olsa da genel olarak filmleri de çok sevmiştim. Özellikle başroller bizim minik kahramanlarımız Hermione Granger, Ron Weasley ve Harry Potter oyunculuk ve tip olarak beğenimi kazandılar. Gerçi şu an kitapları düşününce filmdeki karakterler geliyor gözümün önüne engelleyemiyorum. Kitabı okurken ise farklı çalışıyordu hayal gücüm ister istemez. En kısa zamanda tüm filmlerini izlemek istiyorum en baştan. İlk sorumun cevabı belli oldu sanırım. :)
Gelelim serinin en sevdiğim kitabına, bu konuda çok fazla düşünmedim şu an aslında. Çünkü daha önceden düşünmüştüm eheh. Arkadaşlarımla tartışırken de bu konu üzerine konuşmuştuk. Tam bu anda serinin 7 kitaptan oluştuğunu ve yaklaşık 10 yıl gibi bir sürede yazılıp basıldığını ekleyeyim. Bu kitaplarla büyüyen bir nesiliz biz yani. :) Seriyi oluşturan kitaplar ise sırasıyla şöyle;
1.Harry Potter ve Felsefe Taşı
2.Harry Potter ve Sırlar Odası
3.Harry Potter ve Azkaban Tutsağı
4.Harry Potter ve Ateş Kadehi
5.Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı
6.Harry Potter ve Melez Prens
7.Harry Potter ve Ölüm Yadigarları
Az önceki yanıtta çok fazla bilindiği için kitabın konusuna değinmedim ama kısaca özetlemem gerekirse; Harry, teyzesi,eniştesi ve aptal kuzeniyle zorlu bir yaşam sürerken (çünkü ailesini daha bebekken trafik kazasında kaybetmiştir -öyle olduğunu sanmaktadır-) bir gün Hogwarts isimli bir cadılık ve büyücülük okulundan mektup alır. Muggle olmayan (sihirli güçleri olmayan normal yurdum insanı) yetenekli büyücülerin kabul edildiği bir okuldur burası. Harry ise bu davet ve sonrasında gelişen olaylarla gerçek hayat hikayesini öğrenir. Esasında anne ve babası Voldemort(kim olduğunu bilirsin sen) tarafından yıllar önce öldürülmüştür. Hogwarts'a kabul edildikten sonra ise geçen zaman boyunca birbirinden ilginç ve tehlikeli şeyler yaşarken çok yetenekli bir büyücü haline dönüşecek, bir yandan da iyi büyücülerle kötü büyücülerin savaşında büyük bir rol üstlenecektir.
Benim bu seri içerisinde en sevdiğim kitap ise 5. kitap Zümrüdüanka Yoldaşlığı. Ayrıca Türkçeye çevrilen kitaplar arasında da en kalın olanıdır. Aslında bir geçiş kitabı denilebilir. Yani 4. kitap büyücülük dünyası adına epey yankı uyandıran cinsten bir finalle son bulmuştur. Spoiler olmaması için detay veremiyorum. Bu kitapta ise bu gelişmeler nedeniyle yıllar önce kurulan ancak tekrar aktif hale getirilen Zümrüdüanka Yoldaşlığı'nın hikayesini okuyoruz. Kitap boyunca iyi ve kötü büyücüler sürekli bir savaş içerisindeyken bir yandan da Harry'nin ergenliklerine, dışlanma psikolojisine tanıklık ediyoruz. Bu kitapta beni en etkileyen şey ise en sevdiğim karakterlerden birinin ölümü oldu. Baya gözyaşı döktüm o sayfalarda. Filmde kitap kadar etkileyici işlenmemişti malesef bu sahne. Neden serinin bu kitabı derseniz tam nedenini söyleyemiyorum belki de olaydan çok karakterlerin iç dünyasına daha çok inen daha fazla diyaloglara yönelik olduğu için diyebilirim. Harry'nin olgunlaşmaya başladığı ve ayakları üzerinde durmayı öğrendiği, gerçek bir savaşın içinde olduğunu iyice anladığı bir süreç olduğu için seviyorum bir de.
Son olarak rivayetlere göre J.K. Rowling kitabın devamı niteliğinde ve 10 sene sonrasında geçen bir kitap yazmayı planlıyormuş. Merakla bekliyoruz efenim.
Not: Görseller filmlerden alınmıştır. Kitap kapakları yerine minnoş film karelerini koymak daha çok hoşuma gitti.
3. Gün: En sevdiğiniz kitap serisi?
4. Gün: Bu serinin en sevdiğiniz kitabı?
Yakın çevremdekiler bilir ki bu sorunun benim için tek bir cevabı var o da Harry Potter!!! :) Koyu bir Harry Potter hayranıyım. Kitaplarını çook çok çok severek okumuşumdır. Hatta 500 sayfalık bir kitabı 1 günde ya da 2 günde bitirmişliğim de olmuştur. Hatırlıyorum sabahları erkenden kitabı okuyacağım için sabırsızlıkla uyanırdım hem de mutlu bir şekilde -normalde pek güler yüzlü uyandığım söylenemez- Sonra mesela yemek yerken filan o an seriden hangi kitabı okuyorsam artık fark etmez, kitabı yanıma koyar bir yandan yemek yerken bir yandan okumaya çalışırdım. Abartmışım. :) Şimdi işin ilginç yanına geliyoruum 7 kitaplık bu serinin hiçbir kitabını satın alarak okumadım. Ya arkadaşlarımdan ya kuzenimden ödünç alarak okudum hepsini. O yüzden şu an elimde hiçbir kitabı yok. Keşke iyi kalpli birisi hediye etse. ^.^
Kitabın yazarı J.K.Rowling işsizlik maaşıyla geçinen bir kadınken, rötar yapan bir tren yolculuğu için beklediği bir gün kitabın hikayesini kafasında netleştiriyor. Sonra da elektrik faturalarını dahi ödeyemediği için kitabı her gün bir kafeye giderek yazıyor. Serinin ilk kitabı 1997 yılında Harry Potter ve Felsefe Taşı ismiyle yayınlanıyor. Türkiye'de ise YKY tarafından ve Sevin Okyay ve Kutlukhan Kutlu çevirisiyle basılıyor. Sanırım Rowling bu kitabı yazmaya karar verdiğinde bu kadar çığır açacak bir işe imza atacağını, tüm dünyada milyonlarca baskısının satılacağını ya da büyük seyirci kitlelerine ulaşan filmlerinin çekileceğini hiç mi hiç tahmin etmiyordu. Nasıl düşünebilir ki insan? Orhan Pamuk'un 'Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti.' sözüyle başlayan bir kitabı vardır. Evet katılıyorum. Hatta bunu Rowling'e uyarlayarak bir kitap yazdı ve tüm hayatı değişti demek istiyorum. Bu arada Harry Potter serisinin, dünyanın en çok satan çocuk romanı ve dünyanın en hızlı satan kitabı ödüllerinin de sahibi olduğunu belirteyim. Çocuk romanı kısmına gelirsek ben bu espirilere çok maruz kaldım. Lisede elimde Harry Potter kitabıyla dolaşırken dalga geçenler çok oldu. En sevdiğim kitaplar olduğunu söylediğimde ciddiye almayan çok oldu. Beni sadece Harry Potter okumuş olanlar anlar diyerek susuyorum. :)
Çekilen filmlerin ise hepsini izleyemedim malesef. Sanırım ilk 4-5 filmi izlemiş olabilirim. Kitaptan kopuk bazı sahneler olsa da genel olarak filmleri de çok sevmiştim. Özellikle başroller bizim minik kahramanlarımız Hermione Granger, Ron Weasley ve Harry Potter oyunculuk ve tip olarak beğenimi kazandılar. Gerçi şu an kitapları düşününce filmdeki karakterler geliyor gözümün önüne engelleyemiyorum. Kitabı okurken ise farklı çalışıyordu hayal gücüm ister istemez. En kısa zamanda tüm filmlerini izlemek istiyorum en baştan. İlk sorumun cevabı belli oldu sanırım. :)
Gelelim serinin en sevdiğim kitabına, bu konuda çok fazla düşünmedim şu an aslında. Çünkü daha önceden düşünmüştüm eheh. Arkadaşlarımla tartışırken de bu konu üzerine konuşmuştuk. Tam bu anda serinin 7 kitaptan oluştuğunu ve yaklaşık 10 yıl gibi bir sürede yazılıp basıldığını ekleyeyim. Bu kitaplarla büyüyen bir nesiliz biz yani. :) Seriyi oluşturan kitaplar ise sırasıyla şöyle;
1.Harry Potter ve Felsefe Taşı
2.Harry Potter ve Sırlar Odası
3.Harry Potter ve Azkaban Tutsağı
4.Harry Potter ve Ateş Kadehi
5.Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı
6.Harry Potter ve Melez Prens
7.Harry Potter ve Ölüm Yadigarları
Az önceki yanıtta çok fazla bilindiği için kitabın konusuna değinmedim ama kısaca özetlemem gerekirse; Harry, teyzesi,eniştesi ve aptal kuzeniyle zorlu bir yaşam sürerken (çünkü ailesini daha bebekken trafik kazasında kaybetmiştir -öyle olduğunu sanmaktadır-) bir gün Hogwarts isimli bir cadılık ve büyücülük okulundan mektup alır. Muggle olmayan (sihirli güçleri olmayan normal yurdum insanı) yetenekli büyücülerin kabul edildiği bir okuldur burası. Harry ise bu davet ve sonrasında gelişen olaylarla gerçek hayat hikayesini öğrenir. Esasında anne ve babası Voldemort(kim olduğunu bilirsin sen) tarafından yıllar önce öldürülmüştür. Hogwarts'a kabul edildikten sonra ise geçen zaman boyunca birbirinden ilginç ve tehlikeli şeyler yaşarken çok yetenekli bir büyücü haline dönüşecek, bir yandan da iyi büyücülerle kötü büyücülerin savaşında büyük bir rol üstlenecektir.
Benim bu seri içerisinde en sevdiğim kitap ise 5. kitap Zümrüdüanka Yoldaşlığı. Ayrıca Türkçeye çevrilen kitaplar arasında da en kalın olanıdır. Aslında bir geçiş kitabı denilebilir. Yani 4. kitap büyücülük dünyası adına epey yankı uyandıran cinsten bir finalle son bulmuştur. Spoiler olmaması için detay veremiyorum. Bu kitapta ise bu gelişmeler nedeniyle yıllar önce kurulan ancak tekrar aktif hale getirilen Zümrüdüanka Yoldaşlığı'nın hikayesini okuyoruz. Kitap boyunca iyi ve kötü büyücüler sürekli bir savaş içerisindeyken bir yandan da Harry'nin ergenliklerine, dışlanma psikolojisine tanıklık ediyoruz. Bu kitapta beni en etkileyen şey ise en sevdiğim karakterlerden birinin ölümü oldu. Baya gözyaşı döktüm o sayfalarda. Filmde kitap kadar etkileyici işlenmemişti malesef bu sahne. Neden serinin bu kitabı derseniz tam nedenini söyleyemiyorum belki de olaydan çok karakterlerin iç dünyasına daha çok inen daha fazla diyaloglara yönelik olduğu için diyebilirim. Harry'nin olgunlaşmaya başladığı ve ayakları üzerinde durmayı öğrendiği, gerçek bir savaşın içinde olduğunu iyice anladığı bir süreç olduğu için seviyorum bir de.
Son olarak rivayetlere göre J.K. Rowling kitabın devamı niteliğinde ve 10 sene sonrasında geçen bir kitap yazmayı planlıyormuş. Merakla bekliyoruz efenim.
Not: Görseller filmlerden alınmıştır. Kitap kapakları yerine minnoş film karelerini koymak daha çok hoşuma gitti.
16 Eylül 2014
Book Challenge - 2. Gün
Bugünün sorusu: 3 defadan fazla okuduğunuz bir kitap?
Aslında bu soruya başka bir yanıt verecektim ama yarın için vereceğim cevapla çakıştığı için farklı bir kitaptan bahsetmek istedim. Şimdiye kadar hatırladığım kadarıyla 3 kez okuduğum bir kitap olmadı. 2,5 olabilir. :) Lisedeyken hazırlık sınıfında hocamız Little Women kitabını okumamızı istemişti. O kadar çok sevmiştim ki sonra gidip Türkçesini de alıp okudum. Sonra aradan yıllar geçti. Bir kanalda bu kitaptan uyarlanan bir dizinin başlayacağını gördüm. Tabiki kitapla alakası yoktu. Ancak bu vesileyle aklıma düştü ve tekrar okudum. Yani tamamını okudum mu hatırlamıyorum. O yüzden 2,5 dedim. Biraz atlaya atlaya okumuş olabilirim. Genelde okuduğum kitabı tekrar tekrar okumam. Araya yıllar girdiyse ve o kitabı gerçekten çok sevmişsem istisnalar olabiliyor tabi.
Bugünkü yazım epey geç oldu çünkü ancak eve gelebildim. Yarın daha özenli bir yazı sizleri bekliyor olacak. Bu meydan okumadaki en sevdiğim sorulardan birini yanıtlayacağım. Oley! :)
Aslında bu soruya başka bir yanıt verecektim ama yarın için vereceğim cevapla çakıştığı için farklı bir kitaptan bahsetmek istedim. Şimdiye kadar hatırladığım kadarıyla 3 kez okuduğum bir kitap olmadı. 2,5 olabilir. :) Lisedeyken hazırlık sınıfında hocamız Little Women kitabını okumamızı istemişti. O kadar çok sevmiştim ki sonra gidip Türkçesini de alıp okudum. Sonra aradan yıllar geçti. Bir kanalda bu kitaptan uyarlanan bir dizinin başlayacağını gördüm. Tabiki kitapla alakası yoktu. Ancak bu vesileyle aklıma düştü ve tekrar okudum. Yani tamamını okudum mu hatırlamıyorum. O yüzden 2,5 dedim. Biraz atlaya atlaya okumuş olabilirim. Genelde okuduğum kitabı tekrar tekrar okumam. Araya yıllar girdiyse ve o kitabı gerçekten çok sevmişsem istisnalar olabiliyor tabi.
Bugünkü yazım epey geç oldu çünkü ancak eve gelebildim. Yarın daha özenli bir yazı sizleri bekliyor olacak. Bu meydan okumadaki en sevdiğim sorulardan birini yanıtlayacağım. Oley! :)
15 Eylül 2014
Book Challenge - 1. Gün
Sorumuz geçen sene okuduğunuz en iyi kitap idi.
Önce ufak bir alıntı yapmak istiyorum kitapla ilgili.
"Her neyse, hep büyük bir çavdar tarlasında oyun oynayan çocuklar getiriyorum gözümün önüne. Binlerce çocuk, başka kimse yok ortalıkta – yetişkin hiç kimse, yani- benden başka. Ve çılgın bir uçurumun kenarında durmuşum. Ne yapıyorum, uçuruma yaklaşan herkesi yakalıyorum; nereye gittiklerine hiç bakmadan koşarlarken, ben bir yerlerden çıkıyor, onları yakalıyorum. Bütün gün yalnızca bu işi yapıyorum. Ben, çavdar tarlasında çocukları yakalayan birisi olmak isterdim. Çılgın bir şey bu, biliyorum, ama ben yalnızca böyle biri olmak isterdim. Biliyorum, bu çılgın bir şey…"
Çavdar Tarlasında çocuklar, geçen sene okuduğum en güzel kitaptı. Öncelikle Salinger gibi bir yazarla tanıştım. En sevdiğim yazarlardan biri oldu bir anda. Bu kitabı okurken kah güldüm, kah gözlerim doldu. Ama çok sevdim. O yüzden bu challange boyunca birçok soruya aynı cevabı vermekten korkuyorum şimdiden. :) Zaten daha sonrasında tüm Salinger kitaplarını okumaya çalıştım. Şuan da basılı kitaplarından okumamış olduğum son kitabını okumaktayım. "Yükseltin Tavan Kirişini Ustalar-Seymour Bir Giriş" Ama hiçbiri bu kitap kadar etkilemedi beni. Kitabı ilk okumaya başladığımda üslubu yadırgadığımı acaba çeviride mi sorun var diye düşündüğümü hatırlıyorum. Yazım diline alışınca ise su gibi akıp gitti tüm sayfalar. İlk olarak Gönülçelen ismiyle basılmış ve çeviriler daha farklıymış, örneğin daha çok argo varmış. Ben o versiyonunu okumadım ama kitabın değişen ismini daha çok sevdiğimi söyleyebilirim. Merak edenler hiç tereddüt etmeden başlayabilir bu kitaba.
Not: Yazım neden irili ufaklı oldu anlamadım. Bir alıntı yaptım her şey dağıldı. Neyse şimdilik böyle idare edelim. Çünkü düzeltemedim. :)
14 Eylül 2014
Book Challenge (30 days)
Türkçe meali ile;
1.Gün -- Geçen sene okuduğunuz en iyi kitap
2. Gün -- 3 defadan fazla okuduğunuz bir kitap
3.Gün -- En sevdiğiniz kitap serisi
4.Gün -- En sevdiğiniz serinin en sevdiğiniz kitabı
5.Gün -- Sizi mutlu eden bir kitap
6.Gün -- Sizi mutsuz eden bir kitap
7.Gün -- Sizi güldüren bir kitap
8.Gün -- En çok abartıldığını düşündüğünüz kitap
9.Gün -- Sevmeyeceğinizi düşünüp de sonunda sevdiğiniz bir kitap
10.Gün -- Size evi anımsatan bir kitap
11.Gün -- Nefret ettiğiniz bir kitap
12.Gün -- Aynı zamanda hem sevdiğiniz hem de nefret ettiğiniz bir kitap
13.Gün -- En sevdiğiniz yazar
14.Gün -- Filme çevrilen ve tamamen bozulan bir kitap
15.Gün -- En sevdiğiniz erkek karakter
16.Gün -- En sevdiğiniz kadın karakter
17.Gün -- En sevdiğiniz kitabın en sevdiğiniz alıntısı
18.Gün -- Sizi hayalkırıklığına uğratan kitap
19.Gün -- Filme dönüştürülmüş en sevdiğiniz kitap
20.Gün -- En sevdiğiniz romantik kitap
21.Gün -- Okuduğunuz ilk roman (hatırladığınız kadarıyla)
22.Gün -- Sizi ağlatan bir kitap
23.Gün -- Uzun zamandır okumak isteyip de bir türlü al(a)madığınız bir kitap
24.Gün -- Daha fazla insanın okumasını istediğiniz bir kitap
25.Gün -- Kendinizi bağdaştırdığınız bir kitap kahramanı
26.Gün -- Sizin bir konudaki düşüncelerinizi değiştiren bir kitap
27.Gün -- En şaşırtıcı/beklenmedik sona sahip kitap
28.Gün -- En sevdiğiniz kitap ismi/başlığı
29.Gün -- Herkesin nefret ettiği ama sizin bayıldığınız bir kitap
30.Gün -- En sevdiğiniz kitap
Zihnin Arka Sokakları, eğlenceli bir meydan okuma başlatmış. Ben de katılmak istedim hemmen. Son günlerde kitaplardan epey uzaklaşmıştım. Benim için güzel bir teşvik olabilir bu challenge. İlk gün yarın! İsteyen herkes katılabiliyor anladığım kadarıyla. Ben kendi bloğumda yayınlayacağım cevapları her gün ama yeterli mi emin değilim. :) Öğrenince yazarım. Katılmak isteyenler yazının altına yorum bırakabilir. :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Firefly Lane övmek için geri dönmüş olabilir miyim?
Açtım beyaz bir sayfa başladım yazmaya. Seni çok özledim canım blog. Bu yazı nasıl başlar neye evrilir bilmiyorum. Tam şu anda geçen hafta b...
-
Miribaaa yazacak konular öyle bir birikti ki anlatamam. Tabi ki hiçbiri zorunluluk değil. Aklımda sadece bloğa yazılmayı bekleyen şeyler var...
-
Merhabaaa, Sonunda beklenen an geldiiii. :) Bloğu ilk açtığım vakitlerde sevdiğim bazı bloglardaki çekilişleri görünce hemen katılır, keşk...
-
Bu aralar ortalarda yokum, farkındayım. Ancak yoğun bir sürecin içerisindeydim ve yazmaya fırsat bulamadım haliyle. 2 haftanın özeti: St...








