12 Eylül 2020

Rastgele.

Bugün itibariyle -ki günlerden 12 Eylül'e tekabül ediyor- burada her gün ya da sıklıkla yazmaya karar verdim. Ancak şunun da kararsızlığını yaşamıyor değilim. Burayı herkesin okumasını istediğim bir blog mu yapmalıyım yoksa kendime özel mi kalmalı yazdıklarım. Neden diye sorarsanız çünkü birkaç iş görüşmemde yazmayı sevdiğimden ve bir bloğum olduğundan bahsettim ve genelde herkes ismini sorup ne tür yazılar yazdığımı sordu. Ya iş görüşmelerinde bir blogum olduğundan bahsetmeyeceğim ya da buraya çok da kişisel şeyler yazmayacağım. Siz olsanız hangisini tercih ederdiniz? Lütfen fikir verin aşırı kararsız bir keçiye.

Nereden esti bu fikir peki? Açıkçası severek okuduğum bir blog var bu aralar genelde sadece ona bakıp çıkıyorum. Ve yazdığı şeyler aşırı ilham veriyor. Yazdıkça kendini daha iyi hissettiğini yazıları okurken ben bile farkediyorum. Bunu düşünürken aklıma kendi eski zamanlarım geldi ve yazdıkça nasıl kendime-içime döndüğümü anımsadım.

Yazmak bana iyi gelmiyor diyemem. Ama hayatımdaki birçok konu gibi bunun için bile hep bir erteleme halindeyim ve o mükemmel iyi zaman bir türlü gelmedi gelmiyor. Bu sabah tamam artık yeter diyerek uyandım. Çok geç uyanan biri olarak güne bu saatlerde başlamak artık beni deli etmeye başladı. Saat şu anda 12.08 ve ben hala kahvaltımı bile yapmadım ve saçma bir hata yaparak uyanır uyanmaz linkedin-kariyer.net girdabına düştüm, bir arkadaşımla işsizlik üzerine ve firmaların sistemsizliği üzerine konuştuk. Geçen gün de farklı bir arkadaşımla yine belirsizlik üzerine konuşmuştuk. Ona da dediğim gibi bu sene belirsizliklerin senesi oldu tam anlamıyla benim için. 2020 için yazdığım yeni yıl yazısında ise tam olarak bunu dilemişim "Hayat bana belirsizliklere rağmen mutlu olmayı ve onları sevmeyi öğretsin." 2020 benim adıma bu sınavla geçiyor ve bir süre daha geçecek gibi gözüküyor. İş ve sağlık konuları bir süredir hayatımın gündem maddesini oluşturuyor. Aynı şirkette geçen yaklaşık 5 senelik iş tecrübemin ardından işten ayrılınca sudan çıkmış balığa dönmedim kesinlikle aksine aşırı mutlu oldum ve kesinlikle hiç zorlanmadan iş bulacağıma inandım. Hatta ilk 1 hafta içinde 2 yerden iş teklifi aldım birinde istediğim ücreti vermediler, diğerinin ise çalışma şartları bana uymadı. Sonra dedim ki acele etme mutlu keçi'cim zaten çok yoruldun ve sıkıldın biraz düşün ne yapmak istediğine karar ver sonra devam et. Sonrasında bir süre iş aramamaya karar verdim ve kafam çok rahatladı. Durmak, acele etmemek, bir şeyleri kaçırıyor muyum hissinden uzaklaşmak... Dedim ki madem bir süre çalışmak istemiyorum ve ne iş yapmak istediğime karar veremiyorum farklı eğitimler alayım kendimi farklı konularda geliştireyim. Uzunca bir süre araştırdım, kurumlardan fiyatlar aldım ve fakat bir türlü o eğitime başlayamadım. Sorun da zaten bu benim hayatımda; bir şeye karar verdiğim zaman onun ön hazırlığı o kadar uzun sürüyor o kadar ince eleyip sık dokuyorum ki o eyleme geçecek enerjim en sonunda kalmıyor ve ben kafamda zaten çoktan o şeyi yaşamış bitirmiş kadar yorulmuş hissediyorum. Bunda da aynı şey oldu doğru zamanı bir türlü bulamadım ve Mart'ta başlamaya karar verdim dediğim eğitim pandemi nedeniyle yalan oldu. Online alırım olsun dedim ama ona da dünyada olup bitenlerden ötürü psikolojim elvermedi. Aylar ayları kovaladı. Ben aldığım kararlardan bağımsız savrulup durdum. Yaşadığım şeyleri hep dış etkenlere bağladım ve sorumluluk almaktan korktum ama içten içe aslında yapılabilecek şeyler olduğunu da biliyordum.

Yaz dönemi geldi ve herkes biraz gevşedi mi desek ben de artık eğitimi bir kenara koyup artık acilen iş bulmalıyım moduna girdim ve en azından tecrübe edindiğim ve uzak olmadığım bir alanda güvenli denizlerde boğulayım dedim. Bir sürü yerle görüştüm ve hala da görüşüyorum ama bu süreç bana gerçek anlamda bir HR departmanının nasıl olmaması gerektiğini öğretti. İşin ilginç tarafı bir Çalışma Ekonomisi mezunu ve birçok arkadaşı Hr uzmanı olarak ben de şu anda bu departmanda çalışan bir kimse olabilirdim. İşte hayat... İlk iş tecrübeme bambaşka bir alanda başladım ve böyle de devam ettim. Hala devam etmek istiyor muyum ya da ne yapmak istiyorum gerçekten bilmiyorum. Sadece şu anda bu sorunu yaşayan tek kişi olmadığımı biliyorum. Türkiye'deki firmaların işe alım süreçlerindeki "kurumsallığı" gördükçe bazen en iyisi kendi işini yapmak diye de düşünmüyor değilim. Kafam çok karışık dostlar!

Bugünün iç açan yazısı yerine baya baya iç dökme yazısı oldu bu. :) Her şey iş değil elbette güzel şeyler de var hayatımızda ve umutsuzluğa kapılmak yok. Her zaman 'doğru şeyin doğru zamanda beni bulacağına' inanıyorum, siz de inanın. Yoksa savrulup gideriz karanlıkta. He bir de artık sorumluluk almak ve adım atmaktan korkmamak, çok düşünmemek var gündemimde. Yanlış karar > hiç karar diyelim tam olsun.

Addios!

4 yorum:

  1. Hoşgeldin!
    Nacizane bir önerim olacak çünkü HR’da üst düZeyde çalışan tüm arkadaşlarımın başvurulardaki sosyal medya hesaplarını incik cincik kontrol ettiğini biliyorum; hattâ bazı hesaplar bana bile ulaşıyordu “bomba” başlığı ve gülen surat eşliğinde ;) Dikkatli ol ve verme derim. Bol şans!

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. aa öyle mii? yalnız kendi adımla açmadığım bir bloğum ve instagram hesabım var ben bahsetmediğim sürece ulaşma şansları yoktur herhalde diye düşünüyorum. :)

      Sil
    2. Tabii tabii sen vermezsen nereden bulacaklar o kadarı da stalker'lık olur zaten. Ama haberleri olunca bakıyorlar, bir nevi sosyal referans oluyor çünkü bu hesaplar.

      Sil
  2. Çok keyifli bir yazı olmuş, o kadar benzer ki yaşananlar. Ben de mesela bazen aşırı üretken hissediyorum, bu üretkenliğimi tek şeye yoğunlaştırıp sonuç alabilecekken aynı anda beş tane şey yapmaya çalıştığım için bu sefer de zaman ve heves kalmıyor tüm tadı kaçıyor. Hayat böyle devam edecek sanırım :))

    YanıtlayınSil