19 Mayıs 2017

Tavsiyeler * Nisan&Mayıs

Burası biraz sakinleşmiş dediler, özledik seni gel de iki çift kelam et dediler ben de baktım ortalık biraz durulmuş efenim sevdiğim bazı bloglar da hafiften bir inzivaya çekilmiş canlandıralım dedim şuraları ve yeni bir seri ile geliverdim. Youtube izleyicisi olanlarınız var ise zaten yerli yabancı youtuberlardan bu ay sonu favorileri videolarına alışkındır. Ben de neden blogda olmasın ki dedim ve bu kadar uzun aradan sonra ne yazsam diye düşünme derdime de son verdim.

Yazmadığım bu süreçte bir sürü şey oldu hayatımda. İyi ve kötü gelişmeler bir aradaydı ama artık her şeyi olduğu gibi kabul etmeye çalışıyorum. Niye olmadı diye üzülerek bir yere varamıyor insan. Hayatımdaki değişimleri bir kenara bırakırsak bu ay neleri sevdim sırasıyla bahsetmeye başlayalım bakalım.

Öncelikle son 2 ayda izlediğim ve çok beğendiğim, sizlere de tavsiye edebileceğim dizilerden bahsetmek istiyorum.

13 reasons why...! 

Biraz karanlık bir dizi olsa da kesinlikle çok sürükleyici. İlk birkaç bölümü izleyip bırakmayın diye söylüyorum son bölümlere doğru tansiyon gittikçe tırmanıyor ve bir oturuşta 3-4 bölüm izleyebiliyorsunuz. 
Çok spoiler vermek istemiyorum o nedenle kısaca şöyle belirteyim; dizi sezonu boyunca lisede çeşitli zorbalıklara maruz kalmış bir kızın intihara sürüklenişini ve arkasında yatan sebepleri bir nevi insanları izliyoruz. 13 kişi ve 13 olay. Bir insanın aslında karanlığa ve yalnızlığa itilişinin öyküsü olan 13 reasons why, yer yer kasvetli havasıyla sizi gerebilir amma velakin psikolojiniz bunu kaldıracak durumdaysa mutlaka şans verin derim.



Big Little Lies

Gelelim böyle ilk bölümünü izleyip pek beğenmediğim sonrasında ise bitmesin diye azıcık azıcık izlediğim sadece bir sezonluk mükemmel dizimize. Benim bir diziden beklentim nedir mesela hoş vakit geçirtsin aksın gitsin dakikalar, karakterler inandırıcı olsun ve oyuncular bu rolleri taşıyabilsin, hikayeyi her daim canlı tutacak bir kurgusu olsun e biraz gizemli biraz gerilimli, insan ilişkileri ve hayata dair de bişeyler olsun... Özetle size Big Little Lies'ı anlattım galiba. :)
Dizi kadrosuna baktığınızda epey bomba oyuncular olduğunu göreceksiniz. Kadro süper, çocuk oyuncular pek başarılı. Hikayenin sonu bir yerden sonra biraz tahmin edilebiliyor olsa da ben çook beğendim. Evlilik, arkadaşlık, şiddet üzerine güzel bir diziydi. He bir de dizide en sevdiğim şey ne derseniz kesinlikle jeneriği ve o harika şarkı. Bir şarkı bile insanı mutlu edebiliyor. :)






Dizi olarak bu iki diziyi rahatlıkla önerebilirim sizlere. Filmlere gelecek olursak sinemada izlediğim filmler konusunda epey şanssız bir ay olsa da yine de "favori" diye adlandırabileceğim şeyler var elimde. :)
Bunlardan ilki çok merak ettiğim ve izledikten sonra da herkeslere önerdiğim bir belgesel.

Twinsters

Konusu çok ilginç ve gerçek bir hikayeye dayanıyor. Güney Kore'de doğan ve biri Fransa diğeri Amerika'daki iki farklı aileye evlatlık verilen koreli kız kardeşlerin yıllar sonra sosyal medya aracılığı ile birbirlerini bulma hikayesini anlatıyor. İkizi olduğunu bile bilmeyen ve tamamen farklı kültürlerde yetişmiş olan kardeşler için bir ikizi olduğunu öğrenerek dünyanın bir ucuna onu tanımak için gitmesini ve bu süreçte yaşadıklarını anlattıkları bir belgesel. Yer yer gözler doluveriyor şimdi onu belirtelim de. Mutlaka izleyin der susarım. :)


Bir diğer izlemenizi önerebileceğim film ise,

Get Out

Vizyondayken izleme fırsatı bulamadığım malum ortamlara düşünce izlediğim bir film Get Out. Olaylar biraz klişe konular etrafında dönüyor gibi görünse de, ırkçılık gibi, bence kesinlikle seyirciyi germeyi başaran bir yapım olmuş. Sürekli kaç git şuradan diye bağırıyor iç sesiniz filmin ilk yarısında. :) Konuyu anlatmayacağım ama bir Cuma gecesi patlamış mısır eşliğinde hadi biraz gerilimli bir şeyler izleyelim, beyin fırtınaları yapalım, sonunu tahmin etmece oynayalım diyorsanız bu film tam sizlik! :)


Bir de tiyatro oyunu tavsiye etmek istiyorum. Moda sahnesinde son 2 ayda 3 oyun izledim.

Bütün Çılgınlar Sever Beni
Bira Fabrikası 
ve

Akciger

Akciğer benim size tavsiye edeceğim oyun olacak. Kadıköy Moda Sahnesi'nde hala oyunu izlemeniz mümkün. Oyun 2 kişilik ve başrollerinde Nergis Öztürk ve Engin Hepileri var. Engin Hepileri'yi zaten hep çok beğenmişimdir. Nergis Öztürk'ü sahnede ilk kez izledim ve onu da çok beğendim. Oyun aslında hepimizin her gün konuştuğu, bazen üzerine saatlerce kafa patlattığı ve bazen bu konuda çok eleştirildiği bir konuya değiniyor. Bu dünyaya çocuk getirilmeli mi? 
İnternet sitesinden oyun tanıtımı ile ilgili şöyle demişler: 

iklim değişikliğinin insan hayatını bizim yaşam sürecimiz içinde yok edebileceği ihtimalinin çok ciddi bir olasılık olduğunu öğrenirsek, yine de çocuk yapar mıyız? Yapmaya kalkarsak bunu nasıl rasyonelize ederiz? Nasıl akla uydururuz? Ya da yapmamaya karar verirsek, milyonlarca senelik bu dürtüye nasıl karşı koyarız?
Bu karşıtlık Akciğer ’de; bir gerçeği görmek ve görmezden gelmek arasında bir ileri, bir geri gidip gelen çaresiz bir çifte kara komedinin kumaşını dokuyor. Akciğer; iklim değişikliği eşiğinde ki bir dünyada, yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalan insanoğlunun bu sorusunu, ironik bir klişe ile soruyor; “Çocuk yapmalı mı yapmamalı mı? İşte bütün mesele bu?”

Bu aylarda çok yeni bir şey dinlemedim maalesef. Türkçe müzik olarak keşfettiğim ve çok sevdiğim iki şarkı oldu sadece.
İlki Merve Çalkan - Beni Bu Güllerle Ağlatamazsın.
Merve Çalkan'ın harika bir sesi var. Yumuşacık. Kesinlikle şans verin derim.
İkincisi ise Manuş Baba - Dönersen Islık Çal. Her iki şarkıyı da alta bırakıyorum. Bakalım kimler sevecek. :)




Bu aylık daha çok dizi-film-müzik ekseninde bir sevdiklerim yazısı oldu ama önümüzdeki zamanlarda bu yazının içine mekanlar, kozmetik ve başka bilumum değişik konular da dahil olacak. Aşırı uzun bir yazı yazarak daha fazla sıkmak istemiyorum sizleri.

Şimdilik hoşça kalın!

Hayatı sevin!

Bloğun yeni teması?? :))

Sevgiler
Mutlu Keçi

5 Nisan 2017

Nefes al, nefes ver..!


Kalbim pır pır pırrrr... Ama mutluluktan ya da güzel hislerden ötürü değil. Rahatsız edici bir pır pır'lık. Dün hastanede emar çekilmeye çalışırken panik atak krizi sandığım bir şey geçirdim sanırım. Çok korktum. Hayatımda ilk kez hissettiğim bir duygu değildi bu ama ilk kez bu kadar sert yakaladı beni. İnanılmaz çaresiz hissettim. Anksiyete, panik bozukluk günümüz koşullarında hepimizin başına gelebilecek bir şey bunu biliyorum. Benimkisi de "geliyorum" dedi. Önce terör saldırıları sonrasında İstanbul'un kaosu, her gün maruz kaldığımız haberler-olaylar bir de son zamanlarda iş stresi de eklenince benim için tehlike çanları çalmaya başlamıştı. Olaylara tepki veriş şekillerimiz birbirinden farklı ve göreceli elbette. Ben biraz daha hassas biriyim galiba. Normalde pozitif bir insan olsam da zaman zaman karamsarlıklarım ağır basıyor. Bir de son 1 aydır kansızlık ile tekrar başım dertte. Çocukluğumdan beri var olan bir şey bu bende ve zaman zaman nüksediyor. Kansızlık da fiziksel olarak yorgunluk, baş ağrısı, el ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma, baş dönmesi, mide bulantısı gibi etkiler yaratabiliyor. Heh alın size anksiyete belirtileri. Sanırım bu aralar sürekli birbirlerini tetikliyorlar. Birkaç gündür kendimi kötü hissediyorum ve hala dünün hissiyatını atabilmiş değilim üzerimden.

25 Mart 2017

Attention please...

Yine uzun süreli sesim çıkmadı belki merak etmişsinizdir diye ufak bir güncelleme yapmak istedim. Günlerden Cumartesi. Saat 08.00. 
Evden çıkmam için toplamda 1,5 saatim var ve bu süreç içinde cornflakes'li hızlı bir kahvaltı, duş, çanta hazırlama işleriyle boğuşacağım. Yetişirim herhalde değil mi? Umarım. :) Uçağı kaçırmak istemem zira bugün sevdicekle İzmir'e evime doğru yola çıkıyoruz. 
4 gün boyunca yokum İstanbul'da. Her şeyi çook özledim. Canım İzmir gözümde tütüyor. Bol bol fotoğraf paylaşımları yaparım zaten siz de görürsünüz. 
İnstagramı son zamanlarda epey aktif kullanmaya başladım.
Hala takip etmeyenler varsa işte linki. <mutlukeci>
Hatta son zamanlarda paylaştığım fotoğraflara durup durup tekrar bakıyorum narsist miyim neyim haha. Çok güzel bir yere gittik Burgazada'ya. 
Son zamanlarda beni en en motive eden şeylerden biri oldu bu gezi. Detaylı olarak size yazacağım hatta göstereceğim galiba. Sürpriz! :)
Hayatım bu aralar güzel bir düzleme girdi. Kafamdaki planları uygulamaya başladıkça iyi hissediyorum ve daha iyi şeyler olacak gibi geliyor.
Birkaç şey daha var bahsetmek istediğim ama önümüzdeki yazıya kalsın. 
Bu arada instagram stories(anlık paylaşım) bölümünde her gün sevdiğim ve bana ilham veren cümleleri paylaşıyorum. İngilizce ama takip etmek isterseniz bakmayı unutmayın. Ben çok sevdim bu seriyi. Kaynak pinterest oluyor zaten. Direkt o siteden de bakabilirsiniz. 
Mısır gevreğimi hazırlamaya giderken youtube'da bir Elvin Levinler (güzel motivasyon sağlayan videoları var!) videosu açarak bu hızlı ve kaçamak güncelleme yazısına son veriyorum. Bekle bizi İzmiir! :)

Burgazada ve mimozalarım.




Sevgiler 
Mutlu Keçi

4 Mart 2017

Hayali kombinler tasarla! - Polyvore

Bugün size eskiden çok sevdiğim ama uzun süredir uğramadığım bir siteden bahsetmek istiyorum. İsmi Polyvore. Giyinmeyi ve modayı takip eden erkekler de sevebilir ama sanki daha çok biz kadınlar için eğlenceli olabilecek bir yer gibi.
Çocukken belki hatırlarsınız kartondan bebekler verirdi gazeteler onlara kağıtlardan kıyafet keserdik filan. Bana nedense onu anımsatıyor biraz. Bu sitede kendinize bir profil oluşturup kıyafetten aksesuara, kozmetiğe, iç çamaşırına kadar seçimler yapıp çeşitli kombinler oluşturabiliyorsunuz. Konsept size ait. İnanılmaz özgürsünüz.
Benim bu siteyi en çok sevme nedenim aslında bu kombinleri yaratırken sevdiğim tarzlar üzerine de biraz düşünme fırsatı yaratmasıydı. Mevsim değişikliği yaşayacağımız şu günlerde ve gardrobumu yenilemeyi düşünürken yine aklıma düştü ve size de bahsedeyim dedim. Belki sizlere de bana verdiği gibi ilham verebilir. Gardrop yenilemek, yenilenmek demişken blogda da yakında farklı konular olacak ve aynı şekilde hayatımda da yavaş yavaş bir yapılanma sürecine giriyorum. Yeni kararlar, yeni planlar.. vs. Sürpriz! :)

Neyse işte kendi tarzınızı tekrar yaratmak ya da neyi sevdiğinizi keşfetmek isterseniz siz de biraz kurcalayabilirsiniz. Hem benim için bir nevi kafa boşaltma yöntemi de oluyor azıcık terapi etkisi de var hem eğlenceli. Linkini de şuraya iliştireyim. --> Polyvore 
Bu arada siteye üye değilseniz ya da olmak istemiyorsanız bile Pinterest ile sayısız görsele ulaşabilirsiniz bu konuda. Bizim ülkemizde çok popüler olmamasına rağmen dünyada baya rağbet görüyor anlaşılan.
Ben de pinterest sitesinden kendi profilimde bununla ilgili bir board açmıştım zamanında. Sayfama buradan ulaşabilirsiniz. Sevdiğim ve tasarladığım kombinleri sizlerle de paylaşayım bakalım kimler beğenecek? Hem giyim tarzım konusunda da bir fikir verebilir sizlere. :)

28 Şubat 2017

~ Mart Kararları ~

kaynak tık
Blogda yeni bir seriye başlamaya karar verdim. Bundan böyle her ay başında o ayki hedeflerimi belirleyeceğim ve ay sonunda da ne oranda gerçekleştirdiğimi bildireceğim. Benim için verimli bir süreç olacak diye tahmin ediyorum zira yıllık kararlar bir yerden sonra sarpa sarabiliyor. Sen değişiyorsun, hayat şartların değişebiliyor o kararlar da yerini başka kararlara bırakıyor. O yüzden aylık hedefler koymak daha mantıklı gelmeye başladı. :)

Bu ayın hedefleri ise benim için şöyle;


1- Bir adet kitap okumak

Uçuk bir hedef koymak istemedim. 1 kitap kimine çok az gelmiş olabilir ama benim gibi çok fazla kitap okuyamayan bir bünye için iyi bir hedef bence.

2- Blog yazmak

Blog'da yazmayı ertelediğim bazı yazılar var; bunlardan biri gezi yazısı bir diğeri diziler hakkında bir yazı bir de bahsetmek istediğim bir belgesel var.
Bu ay içerisinde hepsini yazmak istiyorum.

3- Asitli içecek içmemek

Bu aralar film-dizi eşliğinde içilen asitli içecek olayını fazla abarttım. O nedenle 1 ay asitli içecek detoksu yapmak istiyorum. Belki alışkanlık haline gelir ve sonra da canım çekmez kim bilir?!

4- Ukulele ile 1 parça çalabilmek

Yeni keşfettiğim bir uygulama sayesinde ukulele çalma olayında bir miktar ilerledim. Küçük Joe sağ olsun. Sayesinde keşfettim. Ama hala çok yolum var. Bu ayki hedefim en azından 1 şarkıyı çalabilmek olsun.

5- Yoga yapmak

Kayıt yaptırdığım ancak 2 haftadır çeşitli aksiliklerle gidemediğim bir kurs var. Moda'da Nefess Yoga. Şimdiye kadar hiç yoga yapmadım ve yapmayı istiyorum. Aradığım dinginliği bulabileceğim sanki. Bir de sırt ve boyun ağrılarıma çözüm olursa devam ederim ben bu olaya.

6- Tiyatroya gitmek

Tiyatro oyunlarını incele, biletini kap git! 

7- Hafta sonları erken uyanmak

Geç uyanınca ölü bir gün oluyor adeta. Tabi ki arada kaçamaklar olabilir ama güne erken ve zinde bir şekilde başlamak daha sağlıklı neticede. Daha verimli hafta sonları için düzenli uyku!

Bu ayın hedefleri benim için böyle.  Ay sonu raporu nasıl olacak göreceğiz hep birlikte.

Sizin aldığınız yeni kararlar var mı bakalım? :) 

Apartman Sohbetleri #2 #3 #4 #5..

Bu aralar kafamı kaşıyacak vaktim yok resmen, inanılmaz yoğun bir süreçten geçiyorum iş hayatımla alakalı. Cuma gününe kadar da böyle olacak. Ancak bloğu özlediğim ve biraz kafa dağıtmak istediğim için uğrayayım ve sorulara kaldığım yerden devam edeyim dedim. Belki henüz kimse anlamamıştır yokluğumu ben de bir yerinden bir şekilde sızarım ve siz sevgili sevenlerimle buluşurum dedim. ^.^

He bu arada bloğun teması yenilendi. Daha sade biraz daha minimal bir şeyler olsun istedim. Genelde sıkıldıkça tasarımıyla oynuyorum ama bu içime sindi gibi. Siz de beğendiniz mi bakalım? :)
Asıl haberi de vereyim, artık yeni adresim mutlukeci.net üzerinden de takip edebilirsiniz beniiii. Kimse almadan alayım dedim adresi önce wordpress'te kullanırım demiştim ama wordpressi çok sevemeyince buraya entegre ettim. Daha akılda kalıcı ve kolay oldu. Belki bir kartvizit de yaptırırım bu şekilde haha şaka şaka.




Gelelim sorulara...

16 Şubat 2017

Apartman Sohbetleri #1

Bu blog böyle meydan okuma görmedi! Duyduk duymadık demeyin...!

52 haftalık fotoğraflı meydan okuma şöylece devam ededursun ben sevgili arkadaşım İlham kediciğin son yazısındaki apartman sohbetlerine kendimi kaptırmadan duramadım. Merak edenleri şöyle alalım. Yazıya göz attıysanız kaldığımız yerden devam edebiliriz. Arzu'nun da belirttiği gibi apartman sohbetleri etiketiyle İlker Gümüşoluk çok güzel sohbetler paylaşıyor kanalında. Sorular da bir o kadar samimi, içten. İnsanı durup düşündürüyor yüzünü güldürüyor belki biraz hüzünlendiriyor. Ama işte insana dair yani bize dair ne varsa var o sorularda. Ben okudukça mutlu oldum ve hemen düşüncelere daldım bile. Soruların sahibi İlker Gümüşoluk'a ve bizi bu sorularla buluşturan ilham kediciğime bir kez daha teşekkürler.

Şimdi ilk sorumuzla başlamadan önce şunu garanti ediyorum ki bu blogta şimdiye kadar duymadığınız hakkımda bilmediğiniz bir çok şeyi de öğrenmiş bulunacaksınız. Samimiyetle cevap vermeye çalışacağım hepsine. Ve sizin yazılarınızı okumak için de bir o kadar sabırsızlanıyorum. :)
Bu sohbetler efenim böyle çay kahve eşliğinde sanki karşılıklı konuşuyormuşuz havasında geçsin istiyorum.O nedenledir ki sizde yorumlarınızla ya da anılarınızla her daim şenlendirebilirsiniz burayı. Haydin gari başlıyoruz! :)

Soruların tamamı!

1.     Nasıl bir apartmanda büyüdün?
2.     Çocukluk eğlencen neydi?
3.     Yedi yaş pantolonunu bulsak cebinden ne çıkardı?
4.     Çocukluk kahramanın kimdir?
5.     Gereksiz bir yeteneğin var mı?
6.     Hastası olduğun bakkal ürünü hangisi?
7.     En saçma zevkin?
8.     En büyük çılgınlığın?
9.     Çocukken en çok korktuğun şey?
10.     En sevdiğin ve sevmediğin özelliğin?
11.     Karşı cins karşısında en çok utandığın an?
12.      En maskulen/feminen yanın nedir?
13.     Asla cesaret edemeyeceğin bir şey?
14.     En sevdiğin fiziksel acı?
15.     Almış olduğun en saçma teklif?
16.     Kendini çok değerli hissettiğin bir an var mı?
17.     Annenden ve babandan ne öğrendin?
18.     Hangisi daha olası; cadı, vampir, kurt adam? Ve tabii ki neden?
19.     Manzarasız müthiş bir daire mi, manzaralı tek odalı bir daire mi?
20.     Hayat sana ne öğretti?

13 Şubat 2017

6 Şubat 2017

52 week photo challenge (5/52) - What's Up?

5. hafta 30 ocak - 5 şubat : Şu an ne çalıyor?



Bu şarkıyı ilk sense8 dizisiyle keşfettim galiba ya da önceden duymuş olabilirim ama dizide duyduğumdan beri hemmen çalma listeme eklendi kendileri. Dizide 8 karakter dünyanın farklı noktalarında aynı anda bu şarkıyı söylüyordu. Duygulu bir andı. Dinlemediyseniz size de öneririm insanı gaza getiren şarkılardan hani böyle arabanızda rüzgar saçlarınızı savururken son ses açıp dinlemelik. Tam bir yol şarkısı. Bir de hala spotify uygulamasını kullanmıyorsanız kesinlikle tavsiye ederim. Ben premium özelliğini kullanıyorum çünkü reklamlardan gına gelmişti. Hal böyle olunca artık istediğim yerde güzel güzel müzikler dinliyorum. 

Güzel müzikler hep olsun biz dinleyelim. Bir de ben bu aralar ukulele çalmaya başladım. O konuya bir başka yazıda değineceğim. :)

İyi geceler efenim.


30 Ocak 2017

İç ses

Sosyal medya hakkında ne düşünüyorsunuz bilmiyorum ama ben bu aralar fazla saçma bulmaya başladım. Evet kabul ediyorum; bloglar, instagram paylaşımları, facebook vs. zaman zaman ilham veriyor, gaza getiriyor, harekete geçmemi sağlıyor ya da deşarj ediyor. Ama bu aralar daha çok insanları mutsuz etme yönü üzerine düşünmeye başladım. Sosyal medya yanılgısı mı desek bilemiyorum ama bir tür maskeli baloda gibiyiz. Kim gerçek kim değil anlaşılmıyor. Mesela sen mutsuz bir halde evde otururken birilerinin "çok eğleniyorrum" tavrı daha fazla gerebiliyor. Ama o insanın gerçekten çok mutlu olduğunu varsaymak ne kadar doğru bilemiyorum.
Sosyal medyada bir şeyleri paylaşmak için sadece bir aktiviteyi yapma-gerçekleştirme ayrımı da ilginç mesela. Hangisi öncelikli geliyor yani o eylem mi eylemin yapıldığını göstermek mi?

Bu aralar düşündüğüm bir diğer şey de yaptığım şeylerin beni ne kadar mutlu ettiği, neyi niçin yaptığım? Mesela blog yazmak? Burada eskisi gibi uzun uzuun yazamıyorum. Yazmak istemediğim zamanlar da oluyor yazmak isteyip yazamadığım da. Kendimi eski zamanlarla kıyaslayınca da mutsuz oluyorum. Acaba diyorum ki kendime baskı mı yapıyorum yani ne bileyim sürekli bir şeyleri yapmam etmem lazım ama yapmıyorum diye kendimi suçlamaya başlamam sağlıklı bir ruh hali değil. Bir diğer nokta da insanların bazı süregelen alışkanlıkları onları zaman zaman geri götürebiliyor. Yani eski şeyleri ortadan kaldırmadan yeni şeylere yer açılmıyor bazen. Blogun ya da hayatımdaki bazı şeylerin evrim geçirme, dönüşme vakit gelmiştir belki. Aynı benim gibi. Bu yılın kendim için her anlamda bir değişim yılı olmasını istiyorum.
Düşüncelerimi bile toparlayamadım düşünün artık. Neyse ben biraz daha darlayayım kendimi size de bugün okuduğum ve hoşuma giden bir sözle veda edeyim şimdilik.


29 Ocak 2017

52 week photo challenge (4/52) - Şekerpare!

Week 4 / 23-29 Ocak: Outside (dışarıda)


Bu hafta kardeşimin İstanbul'a gelişi, delicesine soğuk havalar, hastalıklar içinde hızlıca akıp gitti. Tek kayda değer aktivitemiz izlediğimiz bu oyundu. Adını hiçbir zaman bir kerede söyleyemediğim Üsküdar müsahipzade celal sahnesi'nde Şekerpare oyununu izledik arkadaşlarımızla. Oyunun özellikle ilk yarısında inanılmaz eğlendim hatta bir ara gerçekten gülmekten karnıma ağrılar girdi. Oyunculuklar, atmosfer gayet keyifliydi. Başrolde 7 numara dizisinden de hatırlayabileceğiniz Engin Alkan vardı. Oyunun hem yönetmen koltuğunda hem de başrolünde yer alan Engin Alkan bildiğimiz Şekerpare filmini biraz daha müzikal tadında yorumlamış. Benim favori karakterim ise Hurşit oldu. En çok ona güldüm. 2. yarıda ise doğaçlamaların fazlalığı ve fazla cinsel içerikli şakalar(basit göründüğü için) biraz yorsa da genel itibariyle keyifli bir 3 saatçik geçirdiğimizi söyleyebilirim. Evet yanlış duymadınız oyun tam üç saat sürüyor! :) Son olarak oyundan bir replikle yazımı bitireyim:

"ŞİKİRPAREEEEEEEE..!"

Gidiniz ve izleyiniz. :)


22 Ocak 2017

52 Week Photo Challenge

Pazar günü evimizde öyle huzurlu huzurlu otururken ve blogları karıştırırken güzel bir şeye denk geldim ve düşündüm de katılmak oldukça keyifli olabilir. Her ne kadar düzenli okuyamasam da Fatoş çok güzel paylaşımlar yapıyor bloğunda. Ben de maalesef şimdi bahsedeceğim yazıyı ancak okuyabildim.
Hazır bu aralar çoğu blogda güzel bir çelınc almış başını giderken belki buna da katılmak isteyenleriniz olur. En azından benim için çok keyifli ve heyecanlı bir süreç olacak zira uzun zamandır adam akıllı bir şey yapmıyorum fotoğraf ile ilgili. Fatoş'un bloğuna ve şimdi bahsedeceğim 52 hafta sürecek olan fotoğraf meydan okumasının detaylarına şu linkten ulaşabilirsiniz.

"52 week photo challenge" Ocak ayının ilk haftasıyla başlamış bulunmakta. Ben maalesef yeni gördüm ama yine de katılacağım hih hih. İlk 3 haftaya dair elimde konuyla ilgili görsel varsa da paylaşacağım çünkü diğer haftalar olmasa bile ilk hafta önemli. İlk haftanın konusu bu yılın başlangıcında nasıl göründüğümüz, son soru da 1 yılın sonundaki halimiz olacağından o before-after durumunu merak ediyorum. :)

Pinterest sitesinde bu tarz çok fazla challenge konusu var 52 week.. ile başlayan. Buna rağmen ben Fatoş'un paylaşımını daha çok beğendim . Sorular çok zevkli. Her hafta o konuda bir şey çekip paylaşmak da beni heyecanlandırıyor şimdiden.
Gördüğünüz gibi günlük çelınclara çok düzenli katılım sağlayamıyorum. Haftalık olması o yüzden daha makul bir meydan okuma benim için. Adı üstünde "photo challenge" yani sadece fotoğraf da paylaşabilirsiniz ya da isterseniz altına birkaç şey de yazabilirsiniz. Aynı zamanda bunu blog üzerinden yapabileceğiniz gibi sadece instagram üzerinden de katılabilir #52weekphotochallenge etiketiyle paylaşabilirsiniz. :) He bir de Fatoş'un da yazısında belirttiği üzere hafta içerisinde istediğiniz bir gün paylaşabilirsiniz fotoğrafı. Belirli bir gün zorunluluğu yok ya da birebir yazan şeyin fotoğrafını çekmek zorunda değilsiniz. Size neyi çağrıştırıyorsa onu paylaşın. Yaratıcılıkta sınır yok! :)  Şimdi 1 yıl boyunca bizi bekleyen konu başlıklarına bir göz atalım. 


Bazı güzel meziyetler, özlemler, anılar vs. #17Çelınc (2-3-4-5-6. Gün)

Hafta içi uyku düzenimin değişkenliğinden-yorgunluktan filan celıncı aksattım ama hemen arayı kapatıyorum merak etmeyin. Yokluğum anlaşılmamıştır umarım. :)

Soru 2: Kalbini kazanmanın 5 yolu?

*Samimiyet: Bana içten gelin, doğal gelin yeter yapmacık veya çıkarcı bir tavrını sezersem birinin direkt soğuyorum.
*İyi bir dinleyici: Sen bir şey anlatırken sürekli lafını bölmeyen, saygısızlık yapmayan, yargılamayan, kıyaslamayan, hemen kendisiyle ilgili bir şeyler anlatma derdine düşmeyen bir dinleyici kalbimi çoktan kazanmıştır.
*Merhamet: İnsanlara, hayvanlara, doğaya saygı gösteren elinden geldiğince dünyayı iyi bir yer haline getirmeye çalışan insanlar sizi çok seviyorum.
*Espiri anlayışı: Bir insanla birlikteyken eğlenebiliyorsak o insanı sevmeye başlıyorum galiba.
*Sürprizler: Kim hayır diyebilir ki? :)

Soru 3: Hayatın bir kitap/film olsa türü ve adı ne olurdu?

Sanırım fantastik bir şey olurdu. Hayatımda en sevdiği şeyler sorulduğunda ilk 5'te Harry Potter olan birisiyim ben. Böyle elfler, hobitler, büyücüler, mutlu keçiler filan yaşar giderdik. :) Bazen bu aptal umutsuz vaka dünya için fazla hayalperest kalıyorum. Yaşadıkça, büyüdükçe daha gerçekçi olmak zorundalığı beni yoruyor. Eskiden daha mutluydum o yüzden. Şimdilerde çoğu insanın hayat gayesi çok çalışmak, ev almak, araba almak, çocuklarını iyi okullarda okutmak, avm'lerde kredi kartlarıyla yaptıkları o gereksiz alışverişlerden ibaret.
Bu gerçeklik içinde ben Amelie Poulain gibi bir hayat yaşamak isterdim sanırım.

18 Ocak 2017

Meydanlar boş kalmasın! #17 Çelınc (1. gün)

Heyyyyyy açılın yılın ilk meydan okuması başlıyor! As bayrakları as!!! :)

Duydum ki sonik hanımcım yeni bir challenge organizasyonu yapıvermiş hem de üşenmemiş biz sevgili katılımcılarına güzel güzel sorular seçmiş. E bir mutlu keçi'nin en sevdiği şey de tabi ki meydan okumaktır! Hemen ooo durun ben de varım dedim! (tipik bir oğlak + yükseleni koç burcu insanı.)
Bugün aslında 17 Ocak ve meydan okumanın ilk günüydü ben de uyumadan hemen ilk güne yetişeyim diyerek hızlıca bu yazıyı buraya bırakıyorum efenim.

Sorulara hemen şöyle bir göz atalım ve ilk soruyla başlayalım.


Soru 1: Beş sözcükle kendini anlat.

İnsanın kendini anlatması kadar güç bir şey yok ama durup biri aniden bana bunu sorsa aklıma ilk ne gelirdi o açıdan düşünüp yanıtlıyorum soruyu. :)

*Üşengeç
*Espirili
*Duygusal
*Sakar
*Muhalif

Bu kısa kısa yazdığım her kelimenin ardından yüzümde komik bir gülüş kaldı, aklıma anılar uçuştu. Çok uykum olmasa size de bahsederdim ama bir dahaki sefere artık. Bu arada katılmak isteyenler varsa alta yorum bırakabilir. Seve seve okurum yazılarınızı. Tanışalım kaynaşalım ama değil mi? Kimbilir neler neler öğreneceğiz daha hakkımızda. :)

Yarın akşam görüşmek üzere,
Mutlu Keçi

7 Ocak 2017

Hafta sonunu evde geçireceklere tavsiyeler!

Etraf sessiz, huzurlu, bağışlayıcı.. Kar geldi ve bir anda sanki dertler-tasalar rafa kalktı. En son kapımızın önünde leğenleriyle kayan çocuklar, babalar gördüm de yine bir mutlu oluverdim. Böyle görüntüleri hep haberlerde izlerdim eskiden İzmir'deyken. Evimin bulunduğu site adeta evin içinden bakınca bir kar küresini andırıyor. Ben de içindeki bir figür gibiyim. :) Aralık, yeni yıl derken kış geldi çattı bunu da şu güzelim kar ile daha bir iyi hissetmedik mi? Peki madem çok dışarı çıkamıyoruz vakit evde kalma vaktidir, evlerimizde de sıkılmadan bir şeyler yapabiliriz sanki ne dersiniz? Ben de aklıma gelen şeyleri sıraladım, istediğinizi seçmek de size kalmış efem. :)

1- Uzun süredir ertelediğiniz, bir türlü başlayamadığınız o diziye başlamak! Ya da çok sevdiğiniz bir diziyi sıcak çikolatanız eşliğinde tekrar tekrar izlemek. Mesela ben Friends'e tekrar başlamak konusunda kesin kararlıyım. :)

2- Şöyle güzel içinizi ısıtacak bir film izlemek. Bu konuda birkaç tavsiye de bonus olsun: Julia&Julia, Little Miss Sunshine, The Holiday, Juno.

3- Yemek yapmak. Evet benden beklenmeyecek bir tavsiye gibi gelebilir ama merak ettiğiniz bir yemeği ya da bir tatlıyı yapmayı denemenin tam da vakti değil mi şu an? :)

4- Tabi ki kitap okumak. Sokağınız kar altındayken, etraf bu denli sessiz ve huzurluyken tercihinizi güzel bir fantastik kitaptan yana kullanabilirsiniz. Haydi hayallere dalalım! :)

5- Bakım! Youtube'tan bulduğunuz maskeler, saç bakım kürleri ve daha niceleri. Kendinizi yenilemenin, soğuktan ötürü ilgiye muhtaç kalmış cildinizi ödüllendirmenin vakti geldi bence.

6- Evinizi-odanızı dekore etmek! Evin içinde yapacağınız birkaç değişiklik, uzun süredir temizlemek ve fazlalıklardan kurtulmak istediğiniz o gardrobunuzu adam etmek için vakit ayırmanın tam sırası. Bence bu konuda kendinize yeni bir felsefe bile edinebilirsiniz. Düzenlemeyin, azaltın! :)

7- Meditasyon yapın. Açın şöyle güzel sakin müzikler, kapatın gözlerinizi, sadece kendinize konsantre olun; başkalarını, kötü şeyleri, gelecek endişesini bir kere de olsa atın aklınızdan. 

8- Evde olmasa da yakın çevrenizde yapabileceğiniz bir aktivite olarak bu soğuk havalarda bize en çok ihtiyaç duyan sokaklardaki canları besleyin bir kap sıcak su (donmasın diye içine bir miktar zeytin yağı damlatıp) biraz mama, imkanınız varsa soğuktan koruyacak minik bir yuva yapın onlara.

*Keyif yapın! Ben bu tabiri çok severim. Tüm hafta iş stresi ülke gündemi derken gerilen sinirlerimizi, bedenimizi, ruhumuzu dinlendirmek için neyi seviyorsanız onu yapın. Ben mi ne yapacağım? Şimdi akşam yemeği için noodle ve yanında tavuk biraz salata, yemeğime eşlik etmesi için güzel bir dizi-film seçeceğim. Sonra çamaşırları asıp, biraz çikolata eriteceğim, azıcık da kedilerle oynadım mı tamamdır.
Küçük mutluluklar.*



4 Ocak 2017

Bir günün anatomisi

Bugün uzun zaman sonra ilk kez bir günün bana yetmediğini hissettim. İşler hiç bu kadar birikmemişti. Dün hasta olduğum için gidemediğim ofiste bir ton iş beni bekliyordu. Kafamı kaldırdığımda saat 16.30 olmuştu bile. Yetişmeyen işler, akan bir burun, baş ağrısı ve bir miktar boğaz ağrısıyla günü tamamladım. içerim diye masama koyduğum bitki çayı paketinde kaldı öylece. 2017 yılı başladığından beri ofiste yeni bir ajanda tutuyorum. Artık daha sistematik çalışıyorum ama yoruldum. Bir süre işe gitmesem evde kalıp dinlensem ne güzel olurdu diye hayal ediyorum ama sonra da şu olumsuz ülke gündeminde aklımı meşgul eden bir şey olmasa daha kötü olurdum diye düşünüyorum. Yani iyi ki iş güç var. Bir açıdan... Şu an kucağımda koca göbekli cacık hanım ile bu yazıyı yazmaya çalışıyorum ve arada dikkatim dağıldığı için alakasız konulara atlama ihtimalim var benden söylemesi.

Aslında amacım sadece uğramaktı. Arada böyle iç ses yazıları ya da günce gibi şeyler olacak artık blogda. :) Eve gelir gelmez yaptıklarıma bakalım; önce yerleri süpürdüm hem de her yeri (koltuk altlarını filan değil elbette, o kadar da değil.) sonra kedi kumunu temizledim, evdeki tüm çöp kutularını boşalttım, banyoyu temizledim, yatak örtülerini değiştirdim, (yaşasın yeni nevresimler!) ve saat 9 oldu. Hala akşam yemeği yemedim. Bugünkü öğünüm ton balıklı sandviç. :) Ton balıklı sandviç benim kurtarıcı menüm. Bazen düşünüyorum da 2 yıldır İstanbul'da nasıl yemek yapmayı öğrenmeden hayatıma devam ediyorum haha. İş yerindeki öğle arası yemekleri de olmasa ev yemeğine hasret kalacaktım. Yemekhane şeylerini de ev yemeğinden saydım ama pek de sayasım gelmedi. Çok sevmiyorum çünkü. Şu an cacık kedisi arka patisini ağzıma doğru uzatmak suretiyle kendini temizlemeye başladı. Cidden şu anı görmenizi isterdim. Bir blogger kolay yetişmiyor, ne şartlarda yazıyoruz ah, ah! :)

Bu gün kendi kendime düşünüp işyerindeki hiçbir şeyi ve kimseyi takmama kararı aldım. Her güne 1 karar! Artık böyle. Ciddi manada takmamaya başladım galiba. Mesela benden çok haz etmeyen insanlar olması beni rahatsız etmiyor. Eski mutlu keçi olsa herkes beni sevmeli mottosundan yola çıkarak gününü zehir ederdi. Bir de ben çocukluğumdan beri daha içe dönük bir insan oldum. Ta ki lise hayatıma kadar. Lise dönemi sırasında bir açıldım pir açıldım. Benim sosyal bir kelebek olmaya doğru evrildiğim o yıllarda derslerim de kendi yağında kavrulmaya çalışıyordu adeta. Mesela hiç unutmam -yani ben unutsam da arkadaşlarım toplu buluşmalarda bunu mutlaka anlatır- bir tarih sınavımızda sınav günü öncesi tüm gece Çatı serisinden bir kitabı okuduğum için ders çalışamamıştım. İnanılmaz heyecanlıydı, yani sabah 5-6 gibi ben kitabı bitirmiştim ama zombi gibi okula gidip sınavda hiçbir şey yapamayıp bir de üstüne üstlük bana kopya vermeyen arkadaşlarıma küsmüştüm. :)) İşin kötü yanı beni çok seven Tarih hocamız da sınavdan 20 gibi bir puan alınca yanına çağırıp bir sorun mu var niye böyle oldu diye sormak durumunda kalmıştı. Ben de haliyle çok sürükleyici bir kitap okuyordum o yüzden sınava çalışamadım diyememiştim. :) Neyse böyle bir anı işte. (Bu etraf neden bulanıklaştı yahu?! )

Ben şimdi aşırı aç olduğumdan yemeğimi hazırlamaya gidiyorum he bir de bu aralar akşam yemeklerime eşlik eden şu diziyi de bırakayım buraya. Çok mükemmel olmasa da distopik şeyleri seviyorsanız hoşunuza gidebilir. 
Bana da Friends tadında kafa yormayan eğlenceli dizi tavsiyeniz olursa çok müteşekkir olurum canlarım. :)


- %3 -

Sevgiler 
Mutlu Keçi

1 Ocak 2017

Bir 2016 güzellemesi, bir de yeni yıl kararları🎄☃

2016 bitiyor!! Bitiyor.. "Sonunda!" diyenlerden misiniz siz de? Ben bu yılı hiç sevmedim be blog! Ne bileyim öyle kapkara, sıkıntılı, sancılı bir yıldı sanki. Dünyada olup bitenler, ülkemizde olup bitenler derken benim için en güzel yanı hala nefes alıyor oluşumuz sanırım.
Ne de iç sıkıcı başladı yazı değil mi? :) Ama kendimizi kandırmanın ya da hiçbir şey olmamış gibi davranmanın da bir anlamı yok. Bu yıl benim için kişisel anlamda da çok arada derede geçen bir yıl oldu. Hayatımda köklü değişiklikler olmadı diyebilirim.


Özetle 2016;

*Bu yıl İstanbul'da yaşamaktan soğuduğum yeni yerlerin özlemini duyduğum bir yıl oldu en çok da.
*Blogda çok yazmasam da en çok meydan okumaya katıldığım yıl oldu. #100happydays de yalan oldu. Çünkü ne zaman tekrar başlasam hep kötü bir şey oldu ve ben de vazgeçtim. Vazgeçmek güzeldir bazen.
*Çok fazla kitap okumasam da hayatıma etki eden bazı kitaplar okudum ki bu da benim için farklı bir sürecin kapısını araladı. Bu konuya az sonra değineceğim.
*2016'da en çok ne yaptın diye sorsanız dizi izledim derim! Dizi izlemeyi zaten çok seviyordum ve 2016 da dizi anlamında oldukça bereketli bir yıl oldu. İlk aklıma gelenler ve gözüm kapalı herkese tavsiye edebileceklerim:
-The Night Of
-Westworld
-Stranger Things
*2016 çok güzel yerler gördüğüm, yeni insanlar, yeni kültürler tanıdığım ve bu açıdan çok mutlu olduğum bir sene oldu. Tam 4 ülke, 5 şehir gezdik.
-Ukranya / Lviv
-İtalya / Floransa, Siena
-Macaristan / Budapeşte
-Çek Cumhuriyeti / Prag
*Hayatımızda zaten bir kedicik vardı. Ama bir tane daha katıldı. Dünyanın en şımarık kedisi cacık hanım.
*Asıl önemli gelişmelerden birine de değinmeden olmaz zira blogda bu konudan hiç bahsetmedim. 2016'nın son çeyreği evlenmeye karar verdiğimiz bir süreç oldu bizim için. Budapeşte'de tatlış bir teklif aldığımı söylemem lazım haha. :)
*Aldığım kararları hiçbir zaman uygulayamadığım ama yeni hedefler koymaktan yılmadığım bir ben vardı benden içeri. O sebeptendir ki bu sene kendime fazla yüklenmemeye karar verdim.
*2016 senesinde  yaklaşık 6 kilo aldım. Neyse ki eskiden çok zayıf olduğum için şu an aşırı takılmıyorum kiloma. (55 kiloyum ivit.)
*Ne kadar çok insanla tanışırsam tanışayım hayatıma dahil ettiğim insan sayısı bir o kadar az oldu.
*Taşındım. Yeni ev, yeni düzen heyecanları sardı bir süre dört bir yanımı.
*İzmir'i ve sevdiklerimi çok özledim çok ihmal ettim.