30 Haziran 2015

Gay Pride (Türkiye)

Evet dünkü onur yürüyüşünden bahsedeceğim. İlk kez katıldığım karnaval havasında olacak derken illegal bir gösteriymişçesine polis saldırısına maruz kaldığım yürüyüşten. Her sene keyifli keyifli kutlanırken bu sene ne oldu da işler değişti bilmiyorum ama sebep Ramazan'mış gibi gösteriliyor. Öyleyse çok vahim tabi. Yani neden yasaklanır ki? Bu konuda bugün bir yazı okudum Chp'li Lgbti aktivisti bir vekilin kaleminden. Yer yer katıldığım noktalar oldu. Biraz derneklere dokundurmuş. Daha fazla fon alabilmek için insanları kullandıklarını ima etmiş. İmkansız gibi de gelmedi açıkçası. Dün biz gittiğimizde zaten İstiklal Caddesi abluka altına alınmış vaziyetteydi. Biz de ara yollardan bir şekilde Avam kafesine vardık arkadaşlarımızla ve neredeyse 3 sa orada mahsur kaldık maalesef. Hiçbir şey yapmadığımız halde. Sokaktan yürüyüşe katılanlar geçtikçe herkes coştu alkışladı filan keyifliydi. Ancak sonrasında sokağa gaz bombaları, plastik mermiler yağmaya başladı anlamsızca. Herkes çil yavrusu gibi dağıldı. İçeride gerçekten bir ara nefes alamayacak duruma geldim ve panikledim.  Tek iyi tarafı yanımda sevdiğim arkadaşlarımın olmasıydı, sohbet muhabbet güzeldi, avuntumuzsa kediler oldu. Her gittiğim yerde karşıma çıkıyor bir şekilde pisicikler. Dünyanın en mayışık kedisi olabilecek Müslüm ile tanıştık. Stresimi kedi severek geçirdim ve madem buradan çıkamıyoruz azıcık keyif alalım diyerek fotoğraflar çekildik bir sürü. :) Akşam 9'a doğru çıktığımızda polisler hemen hemen çekilmiş gibiydi. Tünel tarafında olan after party'e göz atalım dedik gitmeden. Böyle bir coşku yok!! Aman allahım o nasıl bir eğlenmektir, herkes sokakta dans ediyor, yüzler gülüyor. Biz de çok azıcık eşlik etmeden duramadık. :) Sonra da fıtı fıtı evlerimize dağıldık. Kötü başlayan iyi biten bir gündü. Ancak hala ülke olarak çağın ne kadar gerisinden geldiğimizi gördükçe üzülmeden edemiyorum.

Pazar gününden bazı kareler.










I








27 Haziran 2015

100 Happy Goat Days #Day18

Merhaba, şu an bu yazıyı çok huzurlu bir andan yazıyorum. Dışarıda yağmur var, terasın kapısı sonuna kadar açık, burnumda toprak kokusu, karşımda gökyüzü, kulağımda hafif bir müzik, ağaçların hışırtısı var. Bir de yanımda canım sevgilim. :) Benden mutlusu yok yani. Böyle hafif hafif yağan yağmur ne güzeldir. Her şey temizleniyor, içimiz, sokaklar.. Bir yandan dışarıyı izliyor bir yandan yazıya odaklanmaya çalışıyorum. Erkek arkadaşım şimdi ses kaydetmeye çalışıyor, güzel olursa sonuna ekleyeceğim hihi. :) Aslında video eklemek istiyordum ama zor olacak gibi o yüzden ses kaydı bile kafi. Tam bunlardan bahsederken yağmur durdu, yeniden başlamasını umuyorum. :) Günün mutluluk sebebi bu olsa da dün yazmaya zamanım olmadığından bahsedemedim. Erkek arkadaşımın doğum günüydü. Eve gelir gelmez yemek yedim, ortalığı toparladım, bulaşık yığınını hallettim, pasta yaptım, duş aldım, hediye paketlerini hazırladım, sonrası iyilik güzellik. :) Kendimizi en son Caddebostan sahilinde bulduk. Ne kadar da kalabalıktı geç saate rağmen. Harika bir ortam vardı. Gidip bir avm ya da kafeye tıkılmaktansa sahilde gökyüzüne bakarak keyif yapmayı tercih ederim. Ama sandalyeler şart. Bir ara yere boylu boyunca uzansam da sırtımı bir yere dayayamamak yordu bir süre sonra. Sandalye almaya karar verdik o yüzden. Dünden malesef pek fotoğraf yok. Bu yazı da böyle olsun napalım. Bence yeterince gözünüzde canlamıştır zaten. :)




Dip not: Yağmur sesini kaydedemedik ama müzik ve tuşların ahengini dinlemek isterseniz buyurunuz. :) İşte linki! Biraz hızlı yazıyorum galibaa eheh.

Sevgiler
Day 18


26 Haziran 2015

24 Haziran 2015

Kaldığım yerden devam - 100 Happy Goat Days #Day16

Merhabaaa

Ben geldim. Özlediniz miii beni acaba? Bir haftadır biraz zorlu bir süreç geçirdim kendi adıma. Bu hafta sonuna kadar öyleydi. Ama sonra ufak çaplı bir aydınlanma yaşadım. Moralimi düzeltmek için bulduğum yöntem 'Boşvermek!' :) Aaa ne enteresan değil mi?


Hafta sonum özellikle cumartesi günüm şahane geçti. Happy Goat Days adına geçtiğimiz günleri şöyle bir özet geçmek istiyorum. Cumartesi akşam üstü arkadaşlarla Taksim'de buluşup şu uzuuun süredir istediğim evden kaçış oyunlarından birine gittik. Piri Reis'in gizli hazinesi gibi bir şeydi konusu. Grubun -ben dahil- yarısı ilk kez böyle bir oyuna gidiyordu. Aval aval bakındım ilk dakikalarda ama sonrası çok keyifli oldu. Şifreleri çözmek çok eğlenceli. Oldum olası gizemli şeyleri sevmişimdir zaten ben. Bu arada bilmeyenler google'da aratırsanız daha detaylı bilgi verecektir. Ama kısaca bahsetmek gerekirse size verilen bir saatte değişik konseptlerde döşenmiş ve değişik senaryoları olan evlerden çıkmaya çalışıyorsunuz. Min 2 max 5 kişiyle katılınıyor genelde. Değişik temalar var. Ben en çok korku temalı olanları merak ediyorum. :)


Neyse efenim oyundan çıktıktan sonra Galata fotoğrafhanesi'ndeki sergiye gidecektik ki çok acıktığımızı fark ettik ve E. nin önerisiyle Galata Kitchen'da aldık soluğu. Farklı tatlarıyla epey iştah kabartıcı duruyordu. Fiyatları biraz pahalı geldi sadece bana. Bu arada biz tam yemeğimizi yerken yanımıza birkaç oyuncu arkadaşıyla Demet Evgar gelmesin mi?! Böyle zamanlarda içimden bir ses gidip konuşmamı söylüyor diğer ses de bırak rahat rahat takılsınlar rahatsız etme diyor. 2.sini dinliyorum. evet. :) Bu da böyle değişik bir anı oldu. İstanbul'da ünlü görmek çok olağan bir şey aslında ama ben hala şaşırıyorum.





Yemeğimizi bir güzel yedikten sonra bu sefer sergiyi gezmeye hazırdık. Yıldız Teknik Üniversitesi fotoğraf kulübü üyelerinin çalışmalarını inceledik. Yine bir sürü kişiyle tanıştım ve yeni şeyler öğrendim ve güzel anılar biriktirdim. Sergi sonrası parti olacaktı ve biz o etkinlik öncesi bir yerlere gidip tatlı yemeye karar verdik. Bunun için de tercihimiz Asmalımescit'teki Gölge Kahve oldu. Giderseniz eğer kakaolu kurabiyelerinden yiyin mutlaka. Harikaydı. Yemek, sergi ve tatlı derken keyifler gıcır gıcır. Tek eksiğimiz dans ve müzikti! Biz de hemmen Feride Bar'daki partiye attık kendimizi. Bakmayın böyle dans filan dediğime normalde kendimi rahat hissetmeden hayatta kalkıp dansetmem. Ama nasıl bunaldıysam bir hafta boyunca, bir de üstüne uzun zamandır içmediğim birayı ekleyince beni pistten zor aldılar desem yeridir. Çoook eğlendim ne yalan söyleyeyim. Arada böyle gevşemek lazım. Hep film, kitap nereye kadar diğmii diğmi? :) Gece 3 gibi eve dönerek de kapanışı yaptık Cumartesi günü.





Pazar ve Pazartesi günlerim çok da yoğun geçmedi ama eve yine geç saatlerde geldim ve bu sebeptendir ki kaç gündür ev temizliği diye bir türkü dolanıyor ağzımda. Bu yazıyı yazdıktan sonra önce Cinderella filmini bitireceğim ardından bulaşık yıkayıp odamı temizleyeceğim.  Umarım yani.

Son olarak dün gittiğimiz evden kaçış oyunundan bahsetmek istiyorum. Kadıköy'de olan bu azıcık gerilimli oyunda baya uğraştık. Karanlıkta el fenerleriyle oynamamız gerekiyordu. Özellikle sonlara doğru baya heyecanlandım. Bu fotoğraf da oyundan sonrasına ait. Bu arada ufak bir not oyunlara gitmek isteyenler şehir fırsatı sitesinden indirim koduyla yer ayırtırsa baya ucuza geliyor haberiniz olsun.


Bir de başta bahsettiğim boşverme hissi çok güzelmiş. 2-3 gündür onun rahatlığını yaşıyorum. Bir şeye kafamı taktığım anda kendimi oradan soyutlayıp hayatımdaki diğer güzel şeylere konsantre oluyorum ve en önemlisi kimsenin benim sağlığımdan daha değerli olmadığını düşünüyorum. Kısacası boşveriyorum. :) Tavsiye ederim.

Dip not. Artık tumblr hesabımda da bir şeyler yazıyorum. Burası kadar detaylı uzun uzadıya değil tabi ama içimden geçenleri -daha kişisel- oraya yazacağım bundan sonra. Takip etmek isteyenleri şuraya alalım.

Dip not 2. Yarından itibaren 100 Happy Goat Days'e devam!

Sevgiler
Mutlu keçi

17 Haziran 2015

100 Happy Goat Days #Day15


Fotoğrafların sırası biraz karışık oldu ama olsun. Birkaç gündür yazmıyordum çünkü pek mutlu değildim. Hatta sıkıntılarımla ilgili bir post hazırladım ama sonra yayınlamaktan vazgeçtim. Taslak olarak duruyor öylece. İç dünyamı, tasalarımı hiçbir zaman kolaylıkla herkese anlatamam. Bu konuda ketumum biraz. Blogda da tercih etmediğim bir şey bu ama bu aralar canım sıkılıyor fazlaca ya da sıkılıyordu demeliyim.. Bugün bir nebze olsun rahatladım. Hava da benim duygularım gibi gelgitliydi. Üstteki ve alttaki fotoğraf birkaç saat arayla çekildi. Dehşet bir yağmur vardı arada da çok sıcak oldu, güneş filan açtı. Islandım mı evet? Güneş yerine yağmuru tercih eder miyim? Evet. O zaman mutlu olabilirim birkaç gün daha yağmur varmış. :)


Ben saçlarımı kestirdimmm. Kısa saçlı halimle daha düzgün fotoğraflarımı yarından sonra paylaşırım. Şimdilik bunlarla idare edin. Nasıl güzel olmuş mu? Samimi fikirlerinizi yazın lütfen. :)



Ve işte günün ve hafta içi çoğu günümün mutluluk kaynakları minik kedicikler. Daha önceki bir yazımda bahsetmiştim. Gözleri enfeksiyon kaptığı için her gün 2 kez damla krem tedavisi yapıyorum. Ve birinin 2 gözü diğerinin de tek gözü açıldı bile. Evden onlar için mama da getirdim. Çok tatlılar. Her gün koşa koşa yanlarına gelip seviyorum bakımlarını yapıyorum ve çook mutlu oluyorum. Hayvanları insanlardan daha çok sevdiğim bir gerçek.


Sevgiler
Mutlu Keçi

14 Haziran 2015

Müzik ve tutkuyla harmanlanmış eğlenceli bir dizi: Mozart in the jungle!


Bu diziyi size önermezsem içim rahat etmezdi asla. :) İzlemeye başlayalı 2 gün oldu ve henüz 7. bölümünü izlemiş bulunmaktayım. O kadar tatlı ve eğlenceli bir dizi kii..
Geçen gün Elif'in bloğunda gördüm ve merak edip izleyeyim dedim. Hakkında hiçbir şey okumadan direkt başladım ilk bölümü izlemeye. İlk yaşadığım şok Gael Garcia Bernal ile karşılaşmak oldu. Evvet, yanlış duymadınız başrolde o var. :) Ben bu adama ba-yı-lı-yo-rum! Mükemmel bir oyunculuk. İspanyol sinemasının dünya sinemasına kazandırdığı müthiş yeteneklerden biri. :)
Diziye önyargı ile yaklaşmıştım çünkü nedense bir an biyografik bir şey olacağını sandım, bir de müzikal tadında şeyleri çok sevemiyorum. Aslında hiç de öyle değilmiş evet bolca müzik var ama bunlar dizinin içinde öyle bir harmalanıyor ki mest olarak izliyorsunuz. Konusu klasik müzik, uyuşturucu ve sanatla alakalı her şey üzerine. Kalburüstü oyunculuklarla her karakter çok güzel işlenmiş. Derinliği olan karakterler yaratılmış. Bu da dizinin çıtasını epey yükseltiyor. Bir diziyi izlerken en önemli kriterlerden biri de bu benim için. Senaryo ne kadar iyi olursa olsun karakterlerin derinliği ve oyuncuların bunu nasıl kendine uyarladığı çok önemli. Aksi takdirde seyirci kendini karakterlerle özdeşleştiremiyor ve dizi de maalesef uzun ömürlü olamıyor. Özellikle Rodrigo yani Gael Garcia tabi ki tüm izleyenler gibi benim de favori karakterim. Hailey karakteri de çok güzel bir seçim olmuş. Lola Kirk ne güzel kız ya dedim izlerken. Giyim tarzını da sevdim. (Evet stil önemli, hemmen dikkatimi çeker. ) İlk kez izlediğimi söyleyecektim kendisini ama Gone Girl'de de oynamış. Hatırlayamadım nedense ilginç.


Mozart in the jungle yeni başlayan diziler arasında bir anda favorilerim arasına yerleşti bile. Henüz 10 bölümü var ve 2. sezonun ne zaman başlayacağı tam belli değil. Her bölüm 25 dakikacık kadar ve aslında iki buçuk saatlik bir filmi çeşitli partlara bölmüşler hissi veriyor izlerken. Cidden film tadında olmuş. Oldukça kaliteli. Müzikler de çok güzel. İzlerken yine kıskançlık krizlerine girdim ve acıklı gözlerle ukuleleme baktım. Bir insanın bir işi -bu ne olursa olsun- tutkuyla yapması ne ilham verici bir şeydir. İzlerken mutlu oluyorum resmen. Daha ne diyeyim bilmiyorum kolay kolay bu kadar dizi övmem ben izleyin iştee!!! :)






13 Haziran 2015

100 Happy Goat Days #Day14



Sabah evden çıkarken yine bu şekerleri sevmeden edemedim. Kendileri 2 kardeş ve apartmanın önünde yaşıyorlar. Birbirlerinden hiç ayrılmıyorlar. Bir tanesi biraz daha yaramaz. Ama onları izlemek o kadar keyifli ki anlatamam. Bir de böyle sarılarak uyumuyorlar mı uf canlarım benim. :) Neyse ki kedi dostu bir sokakta oturuyorum. Kedi evleri var derme çatma da olsa ve genelde herkes su, yemek, mama filan koyuyor. :) 
Bugün üzücü bir şey oldu esasında. 2 tane yavru kedi vardı arkadaşımla ilgilenmiştik dün, sonra gözden kaybolmuşlardı. Çok minnaklar ve birinin 2 gözü diğerinin tek gözü enfeksiyondan tamamen kapanmış. Bugün o hallerini görünce o kadar çok üzüldüm ki.. Öğle arasında arkadaşımla eczane bulup damla krem filan aldık. Sonra kedicikleri bulup gözlerini özel bir suyla iyice temizledim, damla damlattım ve krem sürdüm. Ama birinin şu an neredeyse hiç göremediğini düşünüyorum. Çok korkuyor. Ben de çok üzüldüm ama az da olsa etki etti damla yapmaya devam edersem umut olabilir belki. Şu an tek temennim Pazartesi oldukları yerde bulabilmek onları. Yanımda bolca mama da götüreceğim bu sefer. Tam bir kedici oldum ben ya, eski hallerimi düşününce gülüyorum. Bilmeyenler için söyleyeyim kedimiz Kivi'yi sahiplenene kadar kedilerden baya korkardım ben. Kedi sahiplendikten sonra yendim korkumu. :) 
Bunun dışında benim için bugünün en keyifli anı eve geldiğim zamanlardı. Akşam güneş batmadan önceki saatleri çok seviyorum. Üstteki fotoğraf da o anlarda çekildi bugün. Evimi çok seviyorum ya keşke benim olsa heheh. Daha 2 ay buradayım neyse canımı sıkmıyorum şimdiden. Yine de 'home sweet home' demekten alıkoyamıyorum kendimi. Umarım hep böyle içime sinen yerlerde yaşarım. 

İyi geceler
Day 14

12 Haziran 2015

100 Happy Goat Days #Day13




Bugünün mutlu anları aslında çok fazla. Benim için güzel hatırlanacak bir gün. Akşamüstü Beşiktaş semalarında tam bir zıplayan keçi oldum. Alışverişin dibine vurdum. (Normalde bir şey denemeyi hiç sevmem alışveriş yaparken.)  Ama son zamanlarda ihtiyaç haline gelmişti iyice. Erkek arkadaşım en sonunda bıktı da çok çaktırmadi bence. :))
Eve geleli 2 saat oluyor ve azıcık çilekli yoğurt yedikten sonra uyuyacağım. Artık çok erken uykum geliyor. Dün gece yazıyı saçma sapan yazmışım mesela uyku sersemi, bu sabah düzelttim yanlışları. :) Neysee bugün mutluydum çünkü bir şeyler rayına oturmaya başlıyor artık yavaş yavaş.. 

Day 13

Kitap Listesi (almayı planladıklarım)



Merhabaaa,

Geçen yazımda Babil.com alışverişimden bahsetmiştim ve hatırlarsanız bu vesileyle kendime güzel bir kitap listesi yaptığımı söylemiştim. Şimdi o listenin ilk bölümünü paylaşacağım sizlerle.
Bu aralar yeni bir şeyler okumak isteyenlere de fikir verir belki. Yorumlarınızla renklendirebilirseniz burayı çok memnun olurum. Her türlü tavsiyeye açığım efenim. :)
2. liste de kitap yerine okumayı istediğim-merak ettiğim yazarlar köşesi olacak. O listeyi de en kısa zamanda ekleyeceğim. :)

İşte benim okumayı planladığım kitaplar (babil.com'dan aldıklarım hariç.)


  • Soğukkanlılıkla, Truman Capote
  • Bülbülü Öldürmek, Harper Lee
  • Peter Pan
  • Mars'ta Bir Antropolog, Oliver Sacks
  • Yıldız Tozu, Neil Gaiman
  • Gündelik Felaket Teorileri, Marissa Pessl
  • Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz, Melisa Kesmez
  • Odamda Yolculuk, Xavier De Maistre
  • Kıyamet Kitabı, Connie Willies
  • O Gün İçin Bir Şemsiye, Wilhelm Genazino
  • Aşk Romanları Okuyan İhtiyar, Luis Sepulveda
  • Aramızdaki En Kısa Mesafe, Barış Bıçakçı
  • Tavşan Deliğinde Fiesta, Juan Pablo Villalobos
  • Narnia Günlükleri, C. S. Lewis
  • Güngezgini, Fabio Moon Gabriel Bo
  • Bir Erkek Hakkında, Nick Hornby
  • Uyku Evi, Jonathan Joe

Aralarında okuduklarınız var mı bakalımm?




11 Haziran 2015

100 Happy Goat Days #day12



Day 12: Bugün yemekhanede farkettiğim bu detay beni çok mutlu etti. Umarım yazdığı gibi uygulanıyordur da. Ayrıca bugün H. ile bolca kızsal sohbetler yaptık. Saç, kuaför, kıyafet vs. Etrafım bir sürü kızla çevrili olunca ben de onlara ayak uyduruyorum galiba. Bu arada bugün peşimize iki tane çok tatlı minik sarman kedi takıldı. Caddeye çıkacaklar diye ödüm patladı. Bir de gözleri çok fenaydı. Damla yapılmazsa kapanacak kesin. Çok üzüldüm ufacık annesiz 2 velet. Üf. :( Kedileri çok seviyorum ya. Hele yavruysa asla dayanamıyorum. Neyse biz icerideyken başkaları ilgilenmiş sanırım duyunca mutlu oldum. Bugünün bir diğer olayı ise akşam üzeri en sevdiğim arkadaşlarımdan biri geldi evime beraber yemek yaptık bolca sohbet ettik. Çok keyifliydi. Sizi gerçekten taniyan, bilen, seven insanların çevrenizde olması ne güzel bir duygu.
İlk fotoğraf da akşamüstü güneşi batırırken çekildi. :)

8 Haziran 2015

100 Happy Goat Days #Day10


Day 10: Sabah erkenden uyanmalar, büyük ve çok önemli bir gün için hazırlanmak, hiç bilmediğin bir okulda kullandığın oy ve origami kursuna gitmiş beni bile zorlayan devasa oy pusulaları..
Sonrasında Çimen'e uğra haşhaşlı açma al, eve gel kahvaltı hazırlarken bir yandan bloga bak, yeni yazılar oku, film izlemeye karar ver, korku filmi izleyemezken havanın aydınlık olmasını bilip indir, korka korka kahvaltı eşliğinde izle, uzuuun kahvaltıdan sonra seçim programlarını takip et ve akşam mutlu bir şekilde noktalansın. Yarın yeni yepyeni bir gün. :)



7 Haziran 2015

100 Happy Goat Days #Day9




Mutfakta birikmiş bulaşıkların ortadan kalkması, temiz mutfak en sevdiğim. Büyük iç rahatlığı. (Yazar burada hemen omzunun arkasındaki bir yığın bulaşığı görmezden geliyor.) Yeni evimde bulaşık makinesi yok maalesef. Neyse ki bulaşık yıkamayı seviyorum. (üşenmediğim zamanlarda.)
Bugün de tertemiz mutfağımda kahvaltımı yapıp hemmen bulaşıkları hallettim, ortalığı topladım filan. Sonra akşam da acıkınca ne yesem diye düşünmeye başladım. Benim fix menüm ton balıklı sandviçtir. Ama artık bıktım!! Beni tanıyanlar bunu duyunca şaşıracak, vallahi bıktım dostlar! :) Ben de üşenmedim -evet yine şaşıracaksınız- bu menüyü hazırladım kendime. Çok lezzetliydi. Ama yine 'ev yemeği'  o-la-ma-dı. Annem de evde yemek yapıyorum dediğimde bir pilav, taze fasulye efenime söyleyeyim sarma filan bekliyor. Henüz o aşamaya gelemedim. Pardon bir keresinde taze fasulye yapmıştım. Yemeğin olması 1 buçuk saati bulmasa daha güzel olacaktı ama yine de güzel oldu. Dışarıdan yemek sipariş etmemek bile mutluluk verici bir gelişme benim için. Yemek yapmayı seven kadınlar bu özel bir gen mi, bende neden yok diye soruyorum şu an size??? :)

İyi geceler..
Day 9

6 Haziran 2015

100 Happy Goat Days #Day8


Bu sabah pencereme vuran yağmur damlalarının sesiyle uyandım. Ah ne güzel diye yatakta miskin bir kedi gibi kıvrılırken aklıma terastaki çamaşırlar geldi. Jet hızıyla yataktan fırlayıp alelacele topladım hepsini. O esnada dirseğimi kapıya vurdum ama yine de yılmadım! Çamaşırlar olmasa o yataktan en azından 1 saat daha çıkmazdım. :) Baya mutlu uyanmıştım aslında. Yağmur sesine bayılırım çünkü. Gel gelelim tatlı tatlı yağan yağmur bir anda sağanak haline dönüştü. Şimşekler, yıldırımlar gırla. Gök gürültüsünden çok korkarım ben. Bir de böyle gökyüzüne daha yakın bir evde olunca sanki dibimde patlıyor gibiydi her şimşek. Baya korktum ne yalan söyleyeyim. 
Akşam için güzel planlarımız vardı. Bir arkadaşımızın doğum günü kutlamasına gidecektik. Herhalde gidemeyeceğiz bu gidişle diye düşünüyordum ki hava az da olsa düzeldi. En azından yağmur durdu. Biz de hazırlanıp çıktık. Koşuyolu'nda Kirpi isimli bir kafeye gittik. Nezih, hoş bir yerdi. Yeni insanlar tanımak çok keyifli bir şey. Bu akşam bir sürü yeni insan tanıdım. Herkesin ayrı bir hikayesi var. Ve bu bilinmezlik hoşuma gidiyor çoğu zaman. Günün mutluluk sebebi de bu olsun. :)
*Alttaki fotoğraflar da bu akşamdan.




5 Haziran 

Day 8