31 Mayıs 2015

100 happy goat days #Day2





Kabataş, bolca turist, deniz,  manzara,  kitap, canım arkadaşım ilham kedisi, yavru kedileri görünce kendimizden geçişimiz, Beşiktaş, ara sokaklar, yeşile doymak. :) 
Günü 3 ay boyunca yaşayacağım çatı katı minnak evimde noktaladiğım çok mutlu bir gündü. Birkaç gün sonra yeni odamdan yazıyor olacağım size. 
İyi geceler. :) 

Day 2

29 Mayıs 2015

Soluksuz izleyebileceğiniz bir dizi: Wayward Pines

Son günlerde keşfettiğim harika bir diziden bahsetmek istiyorum size. Tam da sürükleyici bir dizi arayışlarıma hitap eden bir şey oldu. Zira uzun zamandır dizi izleyememe sendromu ile başa çıkıyordum. Tek üzücü yanı yeni bir dizi ve sadece 3 bölümü var yayınlanmış olan. Üçü de birbirinden heyecanlıydı.



100 Happy Goat Days #Day1


Geçenlerde tumblr'da gezinirken çok güzel bir sayfaya denk geldim. Bana da ilham verdi açıkçası. Bundan böyle 100 gün boyunca her gün beni mutlu eden bir şeyi (olay, anı, şarkı, fotoğraf vs.) burada paylaşacağım. Her şey olabilir bu ucu açık. Ben genelde fotoğraf çekmeyi sevdiğim için biraz da fotoğraflı bir günlük tadında olacak gibi geliyor ama bakalım. Güzel bir 'challenge' konusu aslında. Dileyen katılabilir. Çok zevkli olacağını düşünüyorum. :) Hem bu sayede blogda daha fazla yazı görmüş olacaksınız. 
Bugün evden pek dışarı çıkasım yok. Ben de abur cuburumu, kitabımı yanıma aldım, bir yandan pencereden dışarıyı izliyor bir yandan da fotoğrafta gördüğünüz şeylerle oyalanıyorum. 
Defteri Nezih'ten geçen gün aldım. Bayıldım. Harika bir planlayıcı. Üzerinde "Happiness is found when you stop comparing yourself to other people." yazıyor. 
Kitabı geçenlerde satın almıştım, henüz başlarındayım. Duygusal bir kitaba benziyor. 
Ve şu güzel kartpostallar postcrossing aracılığı ile bana ulaşan ilk kartlar. Biri Amerika, diğeri Tayvan'dan. Çok mutlu oldum, eve gelip de karşılaşınca. :)
Cino'yu hatırladınız mı? Burada hala satılıyor! :)

Day 1


26 Mayıs 2015

Geç de olsa film meydan okumasına elveda diyorum!

Evet, evet biliyorum sevgili blog sakinleri yine ara verdim bir miktar. Blog sakinleri demek hoşuma gidiyor çünkü hepimiz bir apartmanda yaşayan kapı komşularıymışız gibi hissediyorum bazen. :) Yazmak istediğim çok şey var be blog.. Ama araya o kadar çok "yeni" gelişme giriyor ki bir önceki anlatmak istediğim şey daha kuytu köşelere saklanıveriyor.  Sonra onu oradan çıkarıp yazıya dökmek de epey güçleşiyor benim için. Bir de son zamanlarda içimden geçen şey bloğun içeriğinin biraz kısırlaşmış gibi olması. Daha çeşitli konularda yazmak istiyorum ama hem üşengeçlik hem de bazı dönemlerdeki vakitsizlik buna el vermiyor. Aklıma takılan başka bir konu ise acaba eskisi kadar çok okunmuyor muyum düşüncesi. İstatistiklerde bir düşüş var. Filmli yazılarımı mı sevmediniz yoksa? :) Ya da bu aralar herkes sosyalleşiyor ve pek de fazla blog yazılarını okumak için vakit ayırmıyor. (Çok iyimserim!) Aslında ne yalan söyleyeyim ben de eskisi kadar okuyamıyorum ve dolayısıyla yorum da bırakamıyorum okuduğum, sevdiğim bloglara. Ama bunun nedeni şu aralar hayatımda yine ve yeniden bir düzen kurma çabalarında olmam.
Bir de 2 haftadır İzmir'deydim, ailemin yanında. Bilgisayarımsız olunca telefondan ancak bir yazı yazabildim. Dokunmatik ekranda yazı yazmak çok zor hem ben tuşlardan çıkan sesleri seviyorum. Herhalde daktilom olsa durmadan yazardım. :)
İstanbul'a geleli 3 gün oldu ve İzmir'i şimdiden özledim. Annemi, kivitoşu..
Geldiğimden beri evde pek duramadım. Çünkü yine koşuşturmaca içerisindeyim ve gelecek hakkında yine bir sürüüü bilinmezlik var. Ne yapalım hayat bana sürpriz yapmayı seviyor. Şanslıyım ama ben, buna bu aralar daha fazla inanıyorum. :)
Yeni bir gelişme, o çook şirin, o kadar uğraş verdiğim aslında daha da güzelleştirme hayalleri kurduğum odamdan ayrılıyorum. Bir süreliğine yepyeni bir yerde olacağım. Sonrası belli değil. Gelişmeleri yazarım zaten mutlaka, merak etmeyin. Bu da bana ufak, güzel bir ders oldu. Hiçbir şeye, yere, kimseye çok bağlanmamak lazım. Sokağımı çok seviyordum mesela. Özellikle benim için toptancıya özel sipariş veren cino satan bakkalı pek özleyeceğim. Neysee..

Konumuz filmlerdi değil mi, ben yine aldım elime sazımı döktürüyorum. :))

15 Mayıs 2015

14 Mayıs 2015

Film meydan okuması (23, 24, 25, 26)

Kaldığımız yerden devam ediyorum...

23. Gün : En sevdiğiniz film kahramanı?

Bu soruyu çok düşündüm. Aklıma birden çok yanıt geldi ama cidden hangisini çok seviyorum karar veremedim. Birini digerinden daha cook sevdiğim söylenemez. Sevdiğim karakterlerden biri Amelie mesela. Bir diğeri Beetlejuice filmindeki Micheal Keaton ve Winona Ryder'ın canlandırdığı karakterler.  Sonra Harry Potter'dan Hermione Granger ve Sirius Black var. Ne bileyim daha çok var aslında. :)
Esasında bir gün filme çekilecekse şimdiden söyleyeyim Ejderha Mizragi serisinden Rastlin Majere ve Tasslehoff Burrfoot en en sevdiğim karakterler olacak. O zaman bu soru için çok düşünmemiş olurdum. :)

Beetlejuice - Lydia
Bu arada üniversitedeyken fotoğraf kulübümüzün bir partisinde 90'lar konsepti yapmıştık. Biz de erkek arkadaşımla şöyle bir şeyler giymistik. Ve çok da eğlenceli fotoğraflar çekilmiştik. :)

Üzerine tıklayınca net hali gözüküyor sanırım. 

11 Mayıs 2015

Film meydan okuması (14 - 22. Gün)

Miribaa yine yazamadım ben yahu.  Bir de anneme sürpriz yapıp İzmir'e geldim dün. (O kısma sonraki yazımda değineceğim.) Bilgisayarım da yanımda degil üstüne üstlük, telefondan yazıyorum bu yazıyı. Bu sebeple çok uzun uzadıya yazamayacağım, ayrıca görsel açıdan da bazı sorunlar çıkabilir yazıda şimdiden affola. 14. gün sorusuyla devam ediyoruz hadi bakalım. Parmaklara kuvvet..

14. gün: En sevdiğiniz film repliği hangisi?

Ben böyle şeyleri hiç aklımda tutamıyorum malesef. Hatta yeni aldığım kararlardan biri de buydu ama hiç uygulayamadım. Nasıl kitap okurken satırların altını çiziyor, tekrar tekrar okumak istediklerimizi defterlerimizin kenarına iliştiriyorsak filmler konusunda ben aynı şeyi yapamıyorum. Çünkü o filmi izlerken durdurup not almak saçma geliyor, film bittikten sonra eğer o filmi online izlemişsen geriye dönüp replikleri bulmak da zor. Çoğu filmin önemli diyaloglarını nette bulabiliyoruz neyse ki aratınca.
Siz bu konuda nasıl bir yöntem izliyorsunuz, lütfen beni de aydınlatın dostlar? :)

Neyse efenim ben bu soruyu aklıma ilk gelen şeyle yanıtlamak istiyorum. Le Herisson filminden etkilendiğim bazı replikler. Bu filmi çok çok severim.


"Madam Michel bana küçük bir kirpiyi anımsatıyor. Dışında dikenlerden bir zırhı var, gerçek bir kale yapmış. Ama bana öyle geliyor ki içten içe sahte bir uyuşukluğa sahip, hat safhada yalnız ve son derece şık olan o küçük yaratık kadar zarif ve hassas biri."

"Kalbim yün yumağına dolanmış bir kedi gibi.. "

"+Beni tanımadı..
 -Sizi hiç görmediler."

2 Mayıs 2015

Satır araları #1

 insanın geçmişi peşinden uysal bir köpek gibi gelse, tamam! ama biz insanların zamanla tedirgin bir kediye dönüşme olasılığı da var. sırtı kabarık, durmadan arkasına bakan bir kedi.. (syf. 61)

"güzel bir kitap okumak ve ömrümün geri kalanını o kitabı okuduğum yerde geçirmek istiyorum." demişti o. sonra da bana dönüp sormuştu: "insan güzel bir kitap okuduğu yerden nasıl ayrılabilir?" (syf. 68)

ağla gönül ağlanacak zamandır. (syf. 102)

barış bıçakçı, baharda yine geliriz, iletişim yayınları 


Güzel bir Cumartesi gününde konumuz tabi ki sinema olacaktı! (10. 11. 12. 13. gün)

Yine araya 4 gün girmiş. Günü gününe yazılamıyor bu yazılar malesef. Bu aralar güzel havaları fırsat bilip sürekli dışarıda olmamla ilgili olabilir belki de. :) Neyse nerede kalmıştıık, devam edelim.

10. gün: En sevdiğiniz yönetmen kim?

Çoook var ki. Nasıl 1'e indirgerim. Ihh olmaz. O yüzden bu soruya en sevdiğim yönetmenlerden sadece birinin adını şu şartla yazmaya karar verdim. Bilmeyenler olabilir belki kendisini. Bu sayede tanımış ve belki de merak etmiş olursunuz. Ben de henüz tüm filmlerini izlemedim ancak şimdiye kadar izlediğim filmleri bile onu çok sevmeme yetti. Gerçekten çok başarılı bir yönetmen. Filmleri hem sürükleyici hem de şahane diyaloglar içeren, duyguları, insan ilişkilerini çok başarılı bir şekilde irdeleyen nitelikte yapımlar. Kimden bahsediyorsun, artık söyler misin dediğinizi duyar gibiyim. :)
İspanyol sinemasının -bence- en başarılı yönetmenlerinden biri olan Pedro Almodovar'dan tabi kii.
Melankolik, dramatik, trajikomik ve de eğlenceli hikayeleriyle umarım daha çook filmler çeker. Bir de filmleri bana biraz Ferzan Özpetek filmlerini anımsatıyor nedense. İkisini de çok severim. :)
En sevdiğim Pedro Almodovar filmleri ise (izlediklerim arasında) kesinlikle,

Hable Con Ella