Sürprizli bir gün ve Book Challenge (Final)

Merhabaaa, 3 gündür ertelediğim kitap meydan okuması etkinliğinin sorularına son gününde 3'ü bir arada güzel bir kapanış yapmak istiyorum. Öncelikle zihnin arka sokaklarına böyle bir etkinlik gerçekleştirdiği için teşekkür ediyorum. Bir sürü yeni kitap not ettim, yeni bloglarla tanıştım. Çok az okuduğumu ve daha çok okumam gerektiğini farkettim. Benim için hem eğlenceli hem faydalı bir süreç oldu kısacası. Keşke birileri bunun sinema versiyonunu da yapsa diyip kenarı çekiliyorum. :)
Ve işte book challenge'ın son soruları:

28. Gün: En sevdiğiniz kitap ismi?


Bu soruda acaba illaki okuduğumuz kitapları mı baz almalıyız bilemedim. Okumadığım kitaplar arasında da çok güzel isimler var çünkü. Ama ben cevap olarak şu an okuduğum Ercan Kesal'in Peri Gazozu kitabını söylemek istiyorum. Çok güzel bir ismi var ve yazarın hayatından kesitler sunan ufak ufak bölümlerden oluşuyor. Kitap bir o kadar dokunaklı bu arada yani şimdiye kadarki kısmı öyle en azından. Bu arada Ercan Kesal'in başarılı bir doktor, oyuncu, senarist ve yazar olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Bu kadar yeteneği bir arada barındırması hayranlık verici.

29. Gün: Herkesin nefret ettiği ama sizin bayıldığınız bir kitap?

Aklıma hiçbir cevap gelmedi. Öyle bir kitap okumamışım demek ki. Ama lisede V.C. Andrews'in Çatı serisini sabahlara kadar okurken herkes bunu çok saçma bulurdu. Ben tabi ki önemsemezdim. :)

30. Gün: En sevdiğiniz kitap?

Bu soru için aklımda birçok yanıt var. Ama Sabahattin Ali'nin Kürk Mantolu Madonna kadar popüler olmamış, göz ardı edilmiş kitaplarından biri, İçimizdeki Şeytan benim en sevdiğim kitaplar arasında üst sıralarda yer alıyor. Buradaki karakterlerin gerçekçiliğini çok sevmiştim. İçerisinde benim de hem fikir olduğum bolca saptama vardı hayata dair. İşte onlardan bazıları:


"Kalabalık beni sahiden sıktı. Ben ikide birde böyle oluyorum, bazen bütün insanları boyunlarına sarılıp öpecek kadar seviyorum, bazen de hiçbirinin yüzünü görmek istemiyorum. Bu nefret filan değil… İnsanlardan nefret etmeyi düşünmedim bile… Sadece bir yalnızlık ihtiyacı. Öyle günlerim oluyor ki, etrafımdan küçük bir hareket, en hafif bir ses bile istemiyorum. Fakat sonra birdenbire etrafımda bana yakın birilerini arıyorum. Bütün bu beynimde geçenleri teker teker, uzun uzun anlatacak birini. O zaman nasıl hazin bir hal aldığımı tasvir edemezsiniz. Kış günü sokağa atılmış bir kedi gibi kendimi zavallı hissediyorum."

"İçimizde şeytan yok... İçimizde aciz var... Tembellik var... İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var..."


"Demek hayat böyle iki adım ileri bile görülmeyen sisli ve yalpalı bir denizdi. Tesadüflerin oyuncağı olacak olduktan sonra ne diye bir irademiz vardı? Kullanamadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı? Yaşayışımıza ve etrafımıza şekil vermek arzusuyla dünyaya gelmekten ise hayatın ve muhitin verdiği şekli kolayca alacak kadar boş ve yumuşak olmak daha rahat, daha makul değil miydi?"


"…Böyle acz içindeyken odamda her şey bana küçüklüğümü ve zavallılığımı haykırıyor. Sokağa fırlıyorum. Bir tek çehre görsem de yanında yürüsem, hiç ses çıkarmadan yürüsem diyorum. Halbuki ara sıra karşılaştığım ahbapları görmemezliğe geliyorum. Hiçbiri bana bu anda yardıma çağrılacak kadar yakın görünmüyor. Bilmem beni anlıyor musunuz?..."



Bu arada bu sabah gözümü annemin "Sana kargo geldi!" sesleriyle açtım. İşte en sevdiğim uyanma şekli. Eve gelen postalar, kargolar filan... Bayılıyorum! :) Bu sabah da uyandım ve hemen paketi açmaya koyuldum. 



Hediye paketinin içinden ise şöyle şirintoş şeyler çıktı. Öncelikle büyük bir Sailor Moon hayranıyımdır. Çok severim ufaklığımdan beri. Ve minik Mamoru Chiba oyuncağı beni çok mutlu etti! Bakıp bakıp gülümsüyorum şu an kendilerine. Bir diğer sürpriz ise ahşaptan ufak bir zürafa. Onu da boyayıp kitap ayracı yapacağım. En güzelini sona sakladım. Geçenlerde bir sitede görmüştüm. Lucy Knisley isimli Amerikalı bir sanatçı Harry Potter'ın 7 kitaplık serisini özetleyerek kendi çizimleri ile birlikte posterlere dönüştürmüş. Çok da güzel olmuş, çok yaratıcı bir fikir. Gerçi eski bir çalışma bu ama benim yeni haberim oldu. Şu sitede projeye dair ayrıntılı bir yazı bulabilirsiniz. Bu arada sanatçının sitesi için de buraya bakabilirsiniz. Çok cici bir sitesi var. Neyse efenim işte ben bu çizimleri görünce çok sevdim ve hemen çevreme duyurdum. Hiçbir şeyi saklamam. (: Erkek arkadaşım da böyle bir sürpriz yaptı. Çok sevindim tabi ki. Odamın duvarlarını süsleyecekler yakında ya da kıyamayıp asamayacağım bilemiyorum. Şimdilik benden bu kadar.

Sevgiler! :)

Yorumlar

  1. Çatı serisi sevilmez mii :) Ben de çok büyük heyecanlarla okumuştum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. aynı hisleri paylaşıyoruz. oley! (:

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Belgrad- Ohrid- Üsküp (Balkanlar 1. Kısım)

Belgrad- Novi Sad (Balkanlar 2. Kısım)

İlk Çekilişim!!!

Neler yapıyorum?

İtalya Gezi Rehberi / Gün 1 (Bologna - Floransa)