13 Ekim 2014

İzledim: Le herisson (The hedgehog)



Film: Le Herisson
Yapım: Fransız, 2009
Yönetmen: Mona Achache
Imdb: 7,4

Son zamanlarda izlediğim en naif, en tatlı filmlerden biri. Filmde 3 ana karakter var. Paloma, Renee ve Kakuro Ozu. Paloma 11 yaşında ama büyümüşte küçülmüş bir burjuva kızı. Her şeyin farkında, hayatın sırrını çözmüş edalarında dolaşıyor. Filmde zaten onun şu monoloğu ile başlıyor.

"Benim adım Paloma. Yaşım 11. Paris’te Emmanuel sokak 2 numarada lüks bir dairede yaşıyorum. Annem babam zengin; ailem zengin; dolayısıyla ablam ve ben de zenginiz. Ama buna rağmen, bütün bu şans ve zenginliğe rağmen uzun zamandır farkındayım ki gittiğim yolun sonu bir akvaryum. Öyle bir dünya ki, bütün yetişkinler, araba camına çarpan sinekler gibi. Ama bir şeyden eminim. Bu akvaryum, bana göre değil. Kararımı verdim. Bu senemi de doldurduğumda, 12. yaş günümde, 16 Haziran'da, tam 165 gün sonra, kendimi öldüreceğim. Kendimi öldürmem, bunu çürüyen bir sebze gibi yapacağım anlamına gelmiyor. Öldüğünüzde, önemli olan ölümün kendisi değil. Önemli olan o anda ne yaptığınız."


İntihar kararını aldıktan sonra babasının ona verdiği eski bir kamerayla çevresinde yaşananları-absürtlükleri- kaydetmeye başlıyor. Tüm karakterler nev-i şahsına münhasır tipler. O yüzden izlerken çok keyifli dakikalar geçiriyorsunuz. Oyunculuklar da gayet başarılı.

Renee ise 5 katlı bu lüks dairenin kapıcısı rolünde. Görünürde hayattan bezmiş, silik, kimseyle konuşmayan, asık suratlı ve huysuz bir ihtiyar kıvamında. Kimse de onu pek önemsemiyor. Ta ki apartmana yeni taşınan komşuları Kakuro Ozu'ya kadar. İnsanları tanıyabilmek için onlara iyi bakmak ya da çok sevdiğim yazar Panait Istrati'nin de dediği gibi "sevmek" gerekir. Sevmediğiniz insanları tanımak için uğraşmazsınız çünkü. İşte Kakuro da Renee'nin sadece kendine sakladığı, kimsenin bilmediği güzel yönlerini açığa çıkarıyor. Paloma ise kamerasıyla hayatın ne kadar çekilmez olduğunu kaydettiği sıralarda Renee'yi daha yakından tanıma fırsatı buluyor.



Kakuro da 50'li yaşlarında hoş giyimli, kültürlü ve çevresindeki güzellikleri gören, onlara değer veren sevimli bir tip. Ayrıca kendileri Japon efenim. Bu karakteri çok sevdim, çok insancıl. Doğu kültürünün batı kültüründen farkına da bolca göndermeler yapılmış bu karakter sayesinde.

İşte film bu 3 karakterin etrafında hayat ve ölüm üzerine güzel diyaloglar barındıran bir seyirlik sunuyor. Epey sürpriz bir sonla da bitiyor. Ağlamadım desem yalan olur. Bu arada Türkçe'ye Yaşamaya Değer ismiyle çevrilmiş ancak Fransızca da herisson "kirpi" anlamına geliyormuş. Zaten filmde de epey geçiyor kirpi lafı. Ayrıca unutmadan söyleyeyim film bir kitap uyarlaması. Muriel Barbery'nin L'Elegance Du Herisson isimli kitabından uyarlanmış. Türkiye'de Kirpinin Zarafeti ismiyle basılmış. Henüz okumadım ama en kısa zamandan okumak istiyorum.

Buradan sonrası spoiler olabilir.

Filmden bazı replikler; 

"Eğer hiçbir şeyin bir anlamı yoksa bununla başa çıkmanın bir yolu olmalı."

"Akvaryumdaki balık olma."

"Kedi dışarı çıkması. Kapıcı içeri girmesin."

"-Lütfen yarın akşam yemeğine misafirim olun. Fazla abartılı bir şey olmayacak, sadece bir komşu ziyareti.
+Komşu mu? Ama ben kapıcıyım.
-Bir insanın birden fazla vasfı olabilir."

Trailer;


Not: Bu filmi imdb'de içinde kitap-edebiyat olan filmler gibi bir listede buldum. İnternette bu tarz başka listelerde var. Yakın zamanda içlerinden izlemeyi planladıklarımın bir listesini yapıp burada paylaşacağım. Takipte kalın ve bu güzel filmi mutlaka izleyin! (:









4 yorum:

  1. Film çok güzele benziyor izlemek lazım. Böyle izlerken içini ısıtan filmlere bayılıyorum. İzleme listeme aldım. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynen öyle sımsıcak bir film. (: İyi seyirler şimdiden.

      Sil
  2. Çok ilgimi çekti tam tarzım gibi duruyor, teşekkürler paylaştığın için.

    YanıtlaSil