21 Eylül 2014

Zor Günler ve Book Challenge (6.- 7. Gün)

2 gündür daha doğrusu Cuma gününden beri epey stresli zamanlar geçiriyorum malesef. Çünkü canım kedişim Kivi hastalandı. Birkaç gündür durgun ve gergindi sonra Cuma gecesi ateşi olduğunu fark ettim, mama yememeye başladı. Ben de dün hemen veterinere götürdüm. Üst solunum yolu enfeksiyonu geçiriyormuş. Doktor iyi ki hemen getirdiniz dedi. 3 tane iğne yaptı ateş düşürücü, vitamin gibi.. Bugün yemek yemeye başlar normale döner dedi ama pek bir değişiklik olmadı. Çok az yumurta sarısı yedirebildim sadece. Sabahta bir şey yemeyince ve durgunluk hali geçmeyince tekrar veterinere gittik. Yine 3 tane iğne yaptılar. Ateşi biraz yüksekmiş hala. Ağzında ve dilinde de ufak yaralar var ve hafif topallayarak yürüyor. 2 günde dağıldı resmen kedicik. Mama olarak CN mama verdi. Yemezse şırıngayla verirsiniz dedi. Kedimle ilgili şimdiye kadar burada hiç yazı yazmadım aslında biraz hikayesinden ve hala çok da geçmeyen kedi korkumdan bahsetmem lazım ama o başka yazının konusu olsun. Bugün eve döndüğümde ağzını zorla açarak şırıngayla yedirmeye çalıştım. Sonrasında kendi tabağından yedi neyse ki. Akşam da yemesi gerekiyor vücut direncini sağlaması için. Yarın da aynı şekilde. Eğer yememeye devam ederse yarın tekrar götürmem gerekecek veterinere. Ama eve döndüğümüzde kendiliğinde yemiş olması beni umutlandırdı. Salı günü de şehir dışına çıkıyorum iyi olmazsa aklım burada kalacak. Bu kadar bahsetmişken birkaç fotoğrafını da ekliyim de kimmiş Kivi görünüz. :)





Bu nedenle 2-3 gündür bloğuma pek giremiyorum ve soruları aksattım. Şimdi bir şeyler yazabilirim hazır kısmen de olsa moralim yerine gelmişken. Eveeet efenim, öncelikle soruları hatırlayalım.

6. günün sorusu: Sizi mutsuz eden bir kitap?

Okurken kendimi çok çaresiz hissettiğim ve benim başıma bunlar gelseydi ne yapardım diye düşündüğüm bir kitap okumuştum geçtiğimiz yaz.

İsmi, Frida Kahlo, Aşk ve Acı. Rauda Jamis tarafından yazılmış bir biyografik roman. Biyografi okumayı seviyorsanız mutlaka okuyun derim. Ben biyografik kitapları pek sevmememe rağmen har sayfayı iştahla okumuştum. Ve kitabı okuduğum her dakika Frida Kahlo'ya bir kez daha hayran kaldım. Kendimi ne zaman güçsüz ya da pes etmiş hissetsem aklıma gelir ve beni cesaretlendirir hayat hikayesi. Hiç bilmeyenler için Frida Kahlo Meksikalı ünlü bir ressamdır. Daha çok sürrealist çalışmaları ve otoportreleri ile ünlenmiştir. Bunun yanında gerçekten çok çok dramatik bir hayat hikayesi var. Ufakken geçirdiği çocuk felci nedeniyle bir bacağı özürlü kalır, aksayarak yürümeye başlar. Hatta arkadaşları ona 'tahta bacak Frida' lakabını takar. Daha ufacık yaşta acılarla ve dışlanmayla karşılaşan Frida bununla mücadele etmeyi öğrenecektir elbet ancak 19 yaşında bindiği otobüsün bir tramvayla çarpışması ve kazada ağır yaralanması bütün hayatını alt üst eder. Gerçekten çok kötü bir kaza geçiriyor. Demir çubuklardan bir tanesi kalçasını delip geçiyor ve ömür boyu ameliyatlarla korselerle uğraşıyor, derin acılar yaşıyor. Yaşaması bile mucizeyken dünyaca ünlü bir ressam haline geliyor. Kazadan sonra babasının ona hediye ettiği ve yatağın tepesine yani tavana asılan ayna başlarda çokça moralini bozsa da sonraları madem yatalak bir hastayım o zaman kendimi çizerim diye düşünerek meşhur otoportrelerine başlıyor. Tüm bu fiziksel acıların yanında çok çalkantılı bir aşk hayatı da yaşıyor. Ancak bunlardan en önemlisi bir kez boşanıp tekrar barıştığı ve uğruna her şeyi göze aldığı ressam Diego Rivera. Delicesine aşık olduğu bu adam onu birçok kez aldatır.  Bu yüzden ayrılırlar ama Frida dayanamayarak tekrar barışır. Sayfalar dolusu mektupları var kitapta ve insan okurken iliklerine kadar hissediyor sevgisini. İşte Aşk ve Acı kitabıyla sanat ve siyasette aktif olarak gördüğümüz Frida Kahlo'nun özel yaşamını yaşadığı acıları, aşkları tüm çıplaklığı ile okuyoruz. Nasıl bu kadar güçlü ve tutku dolu olduğuna şaşırarak okuyorsunuz tüm satırları. Çok etkileyici. Mutlaka okuyun derim.

Kitaptan alıntılar:

Bu bitmek bilmez can çekişmeden ibaret yaşamımla ilgili olarak şunu söyleyebilirim: Ben uçmak isteyip de uçamayan bir kuş gibiydim.

Umutsuz düşler insanı öldürür.

İnsanın ifade edemediği şeyin gücü patlayıcı, hasar verici, kendi kendini yıkıcı bir güçtür. İfade etmek kurtulmanın başlangıcıdır.

Kendimi hem kendim için yaşayabilecek denli güçlü ve iç zenginliğine ait hissediyorum, hem de değil bir davranışın en ufak bir düşüncenin paralayabileceği kadar yalnızım.

Başıma gelen en iyi şey, acı çekmeye alışmaya başlamam.

Yaşa,
ve senin yaşında,
yaşamına eşlik eden güneş,
günlerini saymasın
yalnızca aydınlatsın onları.

Kaza, resim yapmaktan tutun da sevme biçimine kadar öyle çok şeyimi belirledi ki! Böylesine büyük bir yaşama arzusu, yaşamdan çok şey talep etmeyi de beraberinde getiriyordu. Kaybetmeme ramak kalan şeyin her adımda bilincine vararak, yaşamdan çok şey bekledim. Yarım yamalak şeylere yer yoktu; yaşam ya hep ya hiçti.

7. Günün sorusu: Sizi güldüren bir kitap?

Bu kadar acının üstüne en çok ne zaman bir kitabı okurken eğlenmiştim diye düşündüm. Aklıma çok alternatif gelmedi. Dizi olsa hemmen bir Friends cevabı yapıştırırdım. :) Kitap olarak düşününce nedense aklıma direkt Ejderha Mızrağı serisi geldi. Harry Potter'ı bu kadar sevmesem geçtiğimiz günlerde en sevdiğiniz seri sorusuna bu cevabı verirdim. Serinin sadece 5 kitabını okudum ama uçsuz bucaksız bir dolu kitap var daha bu seriye dair. Nereden nasıl devam etmeli bir fikrim yok çünkü kitapçıda gördüğüm kadarıyla çok fazla kitap var. İşte bu seri benim lise hayatımın edebiyat ve fantastik dünyayı keşfedişime denk gelen en güzel yıllarını oluşturuyor. Hikayede elfler, kenderler, cüceler, şovalyeler, büyücüler havada uçuşuyor. İnanılmaz derecede sürükleyiciydi. Karakterler çok başarılı, yaratılan dünya sizi gerçek hayattan koparıp alıyor. Bir süre Krynn'de yaşadığınızı sanabilir Rastlin Majere ve Tanis Yarımelf'in sesini kulaklarınızda duyabilirsiniz. Neyse efenim bu seriyle ilgili ya da karakterlerle ilgili uzun uzadıya yazmak isterdim ancak zaten epeyce uzattım yazımı. Artık sorunun cevabına gelebilirim. İşte benim okurken en çok güldüğüm karakter bu kitaplarda yer almakta. İsmi Tasslehoff Burrfoot. Wikipedia'da kısaca şöyle özetlemişler kendisini. "Ejderha Mızrağı Destanı serisinin ana karakterlerindendir. Irkı kender olan Burrfoot, Kenderyurdu'nda doğmuştur. Doğası itibarı ile sürekli gezmeyi, yeni yerler keşfetmeyi istemektedir. Etrafına saçılmış keseleri ve yürüdükçe hareket eden tepe saçı ile dikkat çeker."
İşte bu meraklı ve aynı zamanda sevimli bir hırsız olan karakterimizin başına bir sürü şey geliyor kitaplarda. Onun ise başına açtığı işlerden kurtulma çabası, en yakın dostu yer cücesi Flint ile aralarında geçen diyaloglar beni çok güldürüyordu. Bu seride de en sevdiğim karakter olarak Rastlin Majere ile gönlümde 1.liği paylaşıyorlar. 

Temsili:






19 Eylül 2014

Book Challenge - 5. Gün

5. Günün sorusu: Sizi mutlu eden bir kitap?



Bu soruya ne desem diye çok düşündüm yani bu hissi hissettiğim birçok kitap oldu ama sanırım en çok hangisi derseniz Maeve Binchy kitapları derim. Bu kitapları da kütüphaneden alıp okumuştum zamanında. Aslında çok fazla edebi değeri olan kitaplar olmayabilir çoğu kitabı ama genel olarak sinemadaki "feel good movie" tabirini buraya uyarlayabiliriz diye düşünüyorum. O yüzden kötü ya da kalitesiz gibi niteleyemeyiz sırf çok satanlar listesinde yer alıyor vs. diye. Benim hatırımda kalan ve en sevdiğim kitabı ise Geri Döneceksin orjinal adıyla Tha Glass Lake olmuştu.


18 Eylül 2014

Book Challenge - 3. ve 4. Gün

Takip edenler bilir Pazartesi günü itibariyle bir etkinliğe başladık. Linkine şuradan ulaşabilirsiniz. İşte bu meydan okumanın bugün 4. günündeyiz ve ben dün malesef yazamadım. Neyse ki dünkü ve bugünkü sorular birbiriyle bağlantılı olduğundan yazması daha keyifli olacak benim için. Öncelikle sorular neydi bir hatırlayalım.

3. Gün: En sevdiğiniz kitap serisi?
4. Gün: Bu serinin en sevdiğiniz kitabı?


Yakın çevremdekiler bilir ki bu sorunun benim için tek bir cevabı var o da Harry Potter!!! :) Koyu bir Harry Potter hayranıyım. Kitaplarını çook çok çok severek okumuşumdır. Hatta 500 sayfalık bir kitabı 1 günde ya da 2 günde bitirmişliğim de olmuştur. Hatırlıyorum sabahları erkenden kitabı okuyacağım için sabırsızlıkla uyanırdım hem de mutlu bir şekilde -normalde pek güler yüzlü uyandığım söylenemez- Sonra mesela yemek yerken filan o an seriden hangi kitabı okuyorsam artık fark etmez, kitabı yanıma koyar bir yandan yemek yerken bir yandan okumaya çalışırdım. Abartmışım. :) Şimdi işin ilginç yanına geliyoruum 7 kitaplık bu serinin hiçbir kitabını satın alarak okumadım. Ya arkadaşlarımdan ya kuzenimden ödünç alarak okudum hepsini. O yüzden şu an elimde hiçbir kitabı yok. Keşke iyi kalpli birisi hediye etse. ^.^


Kitabın yazarı J.K.Rowling işsizlik maaşıyla geçinen bir kadınken, rötar yapan bir tren yolculuğu için beklediği bir gün kitabın hikayesini kafasında netleştiriyor. Sonra da elektrik faturalarını dahi ödeyemediği için kitabı her gün bir kafeye giderek yazıyor. Serinin ilk kitabı 1997 yılında Harry Potter ve Felsefe Taşı ismiyle yayınlanıyor. Türkiye'de ise YKY tarafından ve Sevin Okyay ve Kutlukhan Kutlu çevirisiyle basılıyor. Sanırım Rowling bu kitabı yazmaya karar verdiğinde bu kadar çığır açacak bir işe imza atacağını, tüm dünyada milyonlarca baskısının satılacağını ya da büyük seyirci kitlelerine ulaşan filmlerinin çekileceğini hiç mi hiç tahmin etmiyordu. Nasıl düşünebilir ki insan? Orhan Pamuk'un 'Bir gün bir  kitap okudum ve bütün hayatım değişti.' sözüyle başlayan bir kitabı vardır. Evet katılıyorum. Hatta bunu Rowling'e uyarlayarak bir kitap yazdı ve tüm hayatı değişti demek istiyorum. Bu arada Harry Potter serisinin, dünyanın en çok satan çocuk romanı ve dünyanın en hızlı satan kitabı ödüllerinin de sahibi olduğunu belirteyim. Çocuk romanı kısmına gelirsek ben bu espirilere çok maruz kaldım. Lisede elimde Harry Potter kitabıyla dolaşırken dalga geçenler çok oldu. En sevdiğim kitaplar olduğunu söylediğimde ciddiye almayan çok oldu. Beni sadece Harry Potter okumuş olanlar anlar diyerek susuyorum. :)
Çekilen filmlerin ise hepsini izleyemedim malesef. Sanırım ilk 4-5 filmi izlemiş olabilirim. Kitaptan kopuk bazı sahneler olsa da genel olarak filmleri de çok sevmiştim. Özellikle başroller bizim minik kahramanlarımız Hermione Granger, Ron Weasley ve Harry Potter oyunculuk ve tip olarak beğenimi kazandılar. Gerçi şu an kitapları düşününce filmdeki karakterler geliyor gözümün önüne engelleyemiyorum. Kitabı okurken ise farklı çalışıyordu hayal gücüm ister istemez. En kısa zamanda tüm filmlerini izlemek istiyorum en baştan. İlk sorumun cevabı belli oldu sanırım. :)

Gelelim serinin en sevdiğim kitabına, bu konuda çok fazla düşünmedim şu an  aslında. Çünkü daha önceden düşünmüştüm eheh. Arkadaşlarımla tartışırken de bu konu üzerine konuşmuştuk. Tam bu anda serinin 7 kitaptan oluştuğunu ve yaklaşık 10 yıl gibi bir sürede yazılıp basıldığını ekleyeyim. Bu kitaplarla büyüyen bir nesiliz biz yani. :) Seriyi oluşturan kitaplar ise sırasıyla şöyle;

1.Harry Potter ve Felsefe Taşı
2.Harry Potter ve Sırlar Odası
3.Harry Potter ve Azkaban Tutsağı
4.Harry Potter ve Ateş Kadehi
5.Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı
6.Harry Potter ve Melez Prens
7.Harry Potter ve Ölüm Yadigarları

Az önceki yanıtta çok fazla bilindiği için kitabın konusuna değinmedim ama kısaca özetlemem gerekirse; Harry, teyzesi,eniştesi ve aptal kuzeniyle zorlu bir yaşam sürerken (çünkü ailesini daha bebekken trafik kazasında kaybetmiştir -öyle olduğunu sanmaktadır-) bir gün Hogwarts isimli bir cadılık ve büyücülük okulundan mektup alır. Muggle olmayan (sihirli güçleri olmayan normal yurdum insanı) yetenekli büyücülerin kabul edildiği bir okuldur burası. Harry ise bu davet ve sonrasında gelişen olaylarla gerçek hayat hikayesini öğrenir. Esasında anne ve babası Voldemort(kim olduğunu bilirsin sen) tarafından yıllar önce öldürülmüştür. Hogwarts'a kabul edildikten sonra ise geçen zaman boyunca birbirinden ilginç ve tehlikeli şeyler yaşarken çok yetenekli bir büyücü haline dönüşecek, bir yandan da iyi büyücülerle kötü büyücülerin savaşında büyük bir rol üstlenecektir.

Benim bu seri içerisinde en sevdiğim kitap ise 5. kitap Zümrüdüanka Yoldaşlığı. Ayrıca Türkçeye çevrilen kitaplar arasında da en kalın olanıdır. Aslında bir geçiş kitabı denilebilir. Yani 4. kitap büyücülük dünyası adına epey yankı uyandıran cinsten bir finalle son bulmuştur. Spoiler olmaması için detay veremiyorum. Bu kitapta ise bu gelişmeler nedeniyle yıllar önce kurulan ancak tekrar aktif hale getirilen Zümrüdüanka Yoldaşlığı'nın hikayesini okuyoruz. Kitap boyunca iyi ve kötü büyücüler sürekli bir savaş içerisindeyken bir yandan da Harry'nin ergenliklerine, dışlanma psikolojisine tanıklık ediyoruz. Bu kitapta beni en etkileyen şey ise en sevdiğim karakterlerden birinin ölümü oldu. Baya gözyaşı döktüm o sayfalarda. Filmde kitap kadar etkileyici işlenmemişti malesef bu sahne. Neden serinin bu kitabı derseniz tam nedenini söyleyemiyorum belki de olaydan çok karakterlerin iç dünyasına daha çok inen daha fazla diyaloglara yönelik olduğu için diyebilirim. Harry'nin olgunlaşmaya başladığı ve ayakları üzerinde durmayı öğrendiği, gerçek bir savaşın içinde olduğunu iyice anladığı bir süreç olduğu için seviyorum bir de.
Son olarak rivayetlere göre J.K. Rowling kitabın devamı niteliğinde ve 10 sene sonrasında geçen bir kitap yazmayı planlıyormuş. Merakla bekliyoruz efenim.


Not: Görseller filmlerden alınmıştır. Kitap kapakları yerine minnoş film karelerini koymak daha çok hoşuma gitti.

16 Eylül 2014

Book Challenge - 2. Gün

Bugünün sorusu: 3 defadan fazla okuduğunuz bir kitap?


Aslında bu soruya başka bir yanıt verecektim ama yarın için vereceğim cevapla çakıştığı için farklı bir kitaptan bahsetmek istedim. Şimdiye kadar hatırladığım kadarıyla 3 kez okuduğum bir kitap olmadı. 2,5 olabilir. :) Lisedeyken hazırlık sınıfında hocamız Little Women kitabını okumamızı istemişti. O kadar çok sevmiştim ki sonra gidip Türkçesini de alıp okudum. Sonra aradan yıllar geçti. Bir kanalda bu kitaptan uyarlanan bir dizinin başlayacağını gördüm. Tabiki kitapla alakası yoktu. Ancak bu vesileyle aklıma düştü ve tekrar okudum. Yani tamamını okudum mu hatırlamıyorum. O yüzden 2,5 dedim. Biraz atlaya atlaya okumuş olabilirim. Genelde okuduğum kitabı tekrar tekrar okumam. Araya yıllar girdiyse ve o kitabı gerçekten çok sevmişsem istisnalar olabiliyor tabi.

Bugünkü yazım epey geç oldu çünkü ancak eve gelebildim. Yarın daha özenli bir yazı sizleri bekliyor olacak. Bu meydan okumadaki en sevdiğim sorulardan birini yanıtlayacağım. Oley! :)


15 Eylül 2014

Book Challenge - 1. Gün



Sorumuz geçen sene okuduğunuz en iyi kitap idi.

Önce ufak bir alıntı yapmak istiyorum kitapla ilgili.

"Her neyse, hep büyük bir çavdar tarlasında oyun oynayan çocuklar getiriyorum gözümün önüne. Binlerce çocukbaşka kimse yok ortalıkta – yetişkin hiç kimse, yani- benden başka. Ve çılgın bir uçurumun kenarında durmuşum. Ne yapıyorum, uçuruma yaklaşan herkesi yakalıyorum; nereye gittiklerine hiç bakmadan koşarlarken, ben bir yerlerden çıkıyor, onları yakalıyorum. Bütün gün yalnızca bu işi yapıyorum. Ben, çavdar tarlasında çocukları yakalayan birisi olmak isterdim. Çılgın bir şey bu, biliyorum, ama ben yalnızca böyle biri olmak isterdim. Biliyorum, bu çılgın bir şey…"

Çavdar Tarlasında çocuklar, geçen sene okuduğum en güzel kitaptı. Öncelikle Salinger gibi bir yazarla tanıştım. En sevdiğim yazarlardan biri oldu bir anda. Bu kitabı okurken kah güldüm, kah gözlerim doldu. Ama çok sevdim. O yüzden bu challange boyunca birçok soruya aynı cevabı vermekten korkuyorum şimdiden. :) Zaten daha sonrasında tüm Salinger kitaplarını okumaya çalıştım. Şuan da basılı kitaplarından okumamış olduğum son kitabını okumaktayım. "Yükseltin Tavan Kirişini Ustalar-Seymour Bir Giriş" Ama hiçbiri bu kitap kadar etkilemedi beni. Kitabı ilk okumaya başladığımda üslubu yadırgadığımı acaba çeviride mi sorun var diye düşündüğümü hatırlıyorum. Yazım diline alışınca ise su gibi akıp gitti tüm sayfalar. İlk olarak Gönülçelen ismiyle basılmış ve çeviriler daha farklıymış, örneğin daha çok argo varmış. Ben o versiyonunu okumadım ama kitabın değişen ismini daha çok sevdiğimi söyleyebilirim. Merak edenler hiç tereddüt etmeden başlayabilir bu kitaba.

Not: Yazım neden irili ufaklı oldu anlamadım. Bir alıntı yaptım her şey dağıldı. Neyse şimdilik böyle idare edelim. Çünkü düzeltemedim. :)

14 Eylül 2014

Book Challenge (30 days)


Türkçe meali ile;

1.Gün -- Geçen sene okuduğunuz en iyi kitap
2. Gün -- 3 defadan fazla okuduğunuz bir kitap
3.Gün -- En sevdiğiniz kitap serisi
4.Gün -- En sevdiğiniz serinin en sevdiğiniz kitabı
5.Gün -- Sizi mutlu eden bir kitap
6.Gün -- Sizi mutsuz eden bir kitap
7.Gün -- Sizi güldüren bir kitap
8.Gün -- En çok abartıldığını düşündüğünüz kitap
9.Gün -- Sevmeyeceğinizi düşünüp de sonunda sevdiğiniz bir kitap
10.Gün -- Size evi anımsatan bir kitap
11.Gün -- Nefret ettiğiniz bir kitap
12.Gün -- Aynı zamanda hem sevdiğiniz hem de nefret ettiğiniz bir kitap
13.Gün -- En sevdiğiniz yazar
14.Gün -- Filme çevrilen ve tamamen bozulan bir kitap
15.Gün -- En sevdiğiniz erkek karakter
16.Gün -- En sevdiğiniz kadın karakter
17.Gün -- En sevdiğiniz kitabın en sevdiğiniz alıntısı
18.Gün -- Sizi hayalkırıklığına uğratan kitap
19.Gün -- Filme dönüştürülmüş en sevdiğiniz kitap
20.Gün -- En sevdiğiniz romantik kitap
21.Gün -- Okuduğunuz ilk roman (hatırladığınız kadarıyla)
22.Gün -- Sizi ağlatan bir kitap
23.Gün -- Uzun zamandır okumak isteyip de bir türlü al(a)madığınız bir kitap
24.Gün -- Daha fazla insanın okumasını istediğiniz bir kitap
25.Gün -- Kendinizi bağdaştırdığınız bir kitap kahramanı
26.Gün -- Sizin bir konudaki düşüncelerinizi değiştiren bir kitap
27.Gün -- En şaşırtıcı/beklenmedik sona sahip kitap
28.Gün -- En sevdiğiniz kitap ismi/başlığı
29.Gün -- Herkesin nefret ettiği ama sizin bayıldığınız bir kitap
30.Gün -- En sevdiğiniz kitap

Zihnin Arka Sokakları, eğlenceli bir meydan okuma başlatmış. Ben de katılmak istedim hemmen. Son günlerde kitaplardan epey uzaklaşmıştım. Benim için güzel bir teşvik olabilir bu challenge. İlk gün yarın! İsteyen herkes katılabiliyor anladığım kadarıyla. Ben kendi bloğumda yayınlayacağım cevapları her gün ama yeterli mi emin değilim. :) Öğrenince yazarım. Katılmak isteyenler yazının altına yorum bırakabilir. :)

6 Eylül 2014

Bu aralar ben;

Anna Walker

+Her şeyin listesini yapmaya karar verdim. İzlediğim filmler, diziler, okuduğum kitaplar, sevdiğim şarkılar-şarkıcılar.. hatırlayabildiğim kadarıyla tabi çok çok geçmişe inmem mümkün değil.
+Eylül ve sonbaharın gelişiyle üzerimdeki ölü toprağını atıp güzel havanın ve hayatın tadını çıkarmaya karar verdim. Öncelikle işe odamı güzelce temizleyerek başlayacağım, sonra da sonbahara uygun kıyafetlerimi ön plana çıkaran bir dolap düzenlemesi yapacağım.
+İş arayışlarıma hız kazandırıp pasifize bir arayıştan daha dinamik boyuta taşımaya karar verdim. Cv’mi gerekli yerlere gönderecek tüm fırsatları değerlendirmeye çalışacağım. Network işini ciddiye alacağım.
+Almanca kursuna başlıyorum.
+Bilgisayar programlarında kendimi geliştirmek için bir program hazırlamaya karar verdim. Bu konuda daha önce başvurduğum bir kurstaki hocadan yardım isteyebilirim.
+İngilizce konusunu artık halletmeye karar verdim. Çok çalışmam lazım. Ciddiyim.
+Kitap okumayı unuttum epeydir. Film ve diziler tüm hayatım oldu. Güzel kitaplara yüzümü dönmenin vakti geldi.
+İnternete bir süredir bağımlı hale gelmiş gibiyim. Günün büyük bölümü bilgisayar başında geçiyor. Artık daha az internete girmeye karar verdim. Bu konuda çok CİDDİYİM.
+Sağlıklı beslenme lafı dilime pelesenk olmuş durumda ama iş uygulamaya gelince her şey unutuluyor. Daha iradeli olmaya, asitli içecekleri ve abur cuburu, fast food’u mümkün olduğunca hayatımdan çıkartmaya karar verdim.
+Bu hafta içinde uzun süredir ertelediğim doktor randevularını aldım ve bu işlemlerden sonra kendime çok dikkat edeceğim Özellikle dişler.. Ah o dişler!
+11 ekim’de gireceğim sınav için çalışmaya karar verdim. Elimden geldiği kadar çalışacağım.
+Bloğumda yazma işini düzene sokmaya karar verdim. Artık her Pazar mutlaka bir yazı yazacağım. Arada canım isterse yazarım tabi ki ama her Pazar olayını hiç aksatmayacağım. 
+En önemlisi kimseyi ve hiçbir şeyi kafama takmamaya karar verdim. Şu garip ülkede her şey sinir bozucu zaten yeterince. Kafamın içinde mutlu olmak benim hakkım. Orası temiz ve sakin kalsın. Hayallerle ve güzel düşüncelerle..
© Mutlu Keçi
Maira Gall