31 Aralık 2014

Hoş Geldin 2015 Ho Ho Ho!

2014'ün son gününde 2015'e saatler kala ben de yeni yıl dileklerimi yazabileceğim sonunda. Kaç gündür bu yazı için fırsat yaratmaya çalışıyorum oysa ki. Eski yılın son gününde gerçekleşiyor bu istek. (Oley!)

kaynak
Az önce açıp 2014 beklentilerimi okudum. İyi ki yazmışım buraya. Gülümsetti beni. Kimi gerçekleşmiş, kimi hayallerde kalmış. Olsun. :) Esasında yeni yıl beklentilerimi yazdığım bir defterim var. Hatta 2015 için yaklaşık 38 maddelik bir liste oluşturdum. Merak etmeyin, hepsini buraya yazmayacağım tabi ki. :) Zaten defterimi de İzmir'de unuttum. Yeni yılı değişik bir şekilde kutlama planlarımız vardı ama Konya'nın soğuğu bizi baya hırpaladı. Evden dışarı adım atmaya korkuyoruz desem yeridir. Biz de erkek arkadaşım ve kardeşimle evde kalıp güzel yemekler yapmaya, Christmas temalı bir film izlemeye ve tombala oynamaya karar verdik. Ha bir de yılbaşı çekilişi var. Her sene sembolik bir hadise olarak piyango bileti alırım mutlaka. :) 
Sizin yeni yıla "Merhaba!" deyiş şekliniz nasıl olacak acaba yarın?
Ben genelde yılbaşı gecelerine çok bayılmam, çok kalabalık yerleri sevmiyorum çünkü. Gelin görün ki, Christmas'a hazırlık süreci çok güzel, çok ilham verici bir şey benim için. Bu süreçte sürekli yeni yılın hayallerini kurar, her şeyin daha güzel olacağına inancımı tazeler dururum. Çam ağaçları, hediye paketleri, sevdiklere gönderilen kartlar, ışıklarla bezeli caddeler, Noel temalı her şey içimi sevinçle doldurur. Ama yeni yıl akşamı nedense hep biraz "yapmacık" bir şey gibi gelmiştir bana. Sanki herkes o an çok eğlenmek zorundaymış gibi. Şimdiye kadar sadece 1 kez dışarıda arkadaşlarımla yılbaşı gecesini kutladık. Alsancak'ta yeni açılan bir bara gitmiştik. Herkes çok ergendi, her yer çok kalabalıktı, leş gibi kokuyordu, insanlar garip garip dans ediyordu, O günün tek karı mekandan bize hatıra kalan sarı bonus peruk oldu. Gerçi şu an o da çöpte. Neyse işte demem o ki saçma sapan bir akşamdı.
Artık konuya dönebilir miyiz dediğinizi duyar gibiyim. Ihhh, olmaaz! :) Madem ben bu yazıyı bu kadar erteledim biraz lafı uzatacağım izninizle. 2014'e gelirsek, 2014 hayatımda bir geçiş süreci gibiydi benim için.

23 Aralık 2014

Durum Güncellemesi

Merhabaa, her sabah birbirinden ilginç rüyalarla uyanıyorum bu aralar. Bu sabahta uyanmadan önce rüyamda deli gibi İngilizce konuşuyordum. Resmen kendime hayran kaldım. :) Bu arada şu sıralar içinde bulunduğum süreçle ilgili bir durum güncellemesi yapmak istedim. Aslında 'ben bu aralar neler yapıyorum' sorusunun fotografsız versiyonu olacak. Madde madde yazmak istiyorum bu sefer izninizle.

1. Kansizlikla alakalı ilaçların daha doğrusu iğnelerin sonuna geldim. Dün sonuncusunu yaptırdım. Kollarım bu süreçte epey hirpalandi. Damarlarım ince olduğundan mütevellit hemşireler de zorlandı. Bir de dün son igne-serumum yapılırken çok şirin insanlarla tanıştım. Abla kardeş pasta kurabiye yapıp satiyorlarmis. Bu arada kansizlik hepimizin sorunu sanırım.
2. Yarın tekrar kan tahlili yaptıracağım. Umarım bu sefer yükselmiştir malum değerler. (İyi dileklerinizi bekliyorum.)

18 Aralık 2014

Hayat Yollarında - Panait Istrati

Panait Istrati'nin okuduğum 2. kitabı Hayat Yollarında. Yazar ilk olarak hayatıma Mihail(Arkadaş) kitabıyla girdi. Çok da güzel bir kitaptı. Mihail'de dostluk, yaşama sevinci, insanlık üzerine güzel satırlar yer alıyordu bolca. Hayat Yollarında ise daha çok yazarın çocukluk ve gençlik yıllarındaki anılarından oluşuyor. Bir nevi biyografik bir kitap diyebiliriz. Ama olaylar sizi içine alacak güzel bir kurguda anlatılıyor. Biyografi sıkıcılığı yok. (Ben biraz sıkıcı bulurum bu türü, O yüzden öyle diyorum. Alınma, gücenme olmasın eheh.) Hikayede Panait Istrati'nin ilk kez annesinin yanından ayrılarak gerçek hayatın acımasızlıklarıyla yüzleşmesi anlatılıyor. Çocukluk ve gençlik döneminde, iş hayatında karşılaştığı zorluklar, haksızlıklar, bunlar karşısında bocalayışı, ayakta kalma çabaları yer alıyor kitapta. Bu zamanlarda tek destekçisi kitapları ve elindeki Romence dil bilgisi sözlüğü oluyor. Hayatımızın her döneminde karşılaştığımız zorluklarda bize güç verecek, cesaretimizi ve yaşama sevincimizi yitirmemizi engelleyecek bir şeye ya da bir kimseye ihtiyacımız olur ya, burada da sözlük o görevi görüyor işte.

17 Aralık 2014

Christmas'ın en güzel yanlarından biri: Kartpostallar

Hazırlık safhası
Yeni yazı, yeni yazı.. Oley! Bazı blog yazarlarının yazılarını aynen böyle bekliyorum. Benim yazılarım için durum nasıl acaba diye merak etmiyor değilim. Bu arada bu yazıyı yazarken bir yandan şunu dinliyorum ve dışarıdan şıpır şıpır yağmur sesleri geliyor. Baya huzurlu yani. Bu ufak girizgahtan sonra asıl konuya geleyim.

Malum 2015'e sayılı günler kaldı ve ben de boş durmayıp evde güzel kartlar hazırladım sevdiklerim için. Kartlardan bir kısmı daha önce şu yazıda değindiğim postcrossing ile alakalı kişiler için. Biri Çin'e, diğeri Almanya'ya, bir diğeri Amerika'ya filan gidecek. Mor renkli hediye paketi ise 2balık'ın geçenlerde düzenlediği yılbaşı çekilişi sonucu eşleştiğim sevgili Harikalar Atölyesi için. Umarım beğenir. :)

11 Aralık 2014

Hangi Filmleri İzledim? (2014)

10/10 puan verdiğim tek film listedeki. O yüzden buraya konulmayı hak etti.

İşle alakalı koşuşturmacalardan aklımdaki yazıların çoğunu erteleyip duruyorum. Ama bu yazıyı daha fazla ertelemeyeceğim. Malum Aralık ayının ortalarına geldik neredeyse. Şöyle dönüp 2014'e bir bakıyım dedim. Bu listeyi yapmadan yeni yıla girmek olmaz. İyi ki imdb var, mubi var, ayrıca not defterleri... Yoksa aklımda tutma ihtimalim inanılmaz düşük olurdu. Neyse efenim uzun lafın kısası geriye dönüp baktım ve 2014 yılında hangi filmleri izlemişim diye düşünüp bir liste çıkardım. Üstlerine tıkladığınızda imdb linklerine ulaşabilirsiniz. Bir de yanlarına da imdb'de verdiğim puanları ekleyeceğim. Belki listeden izlemedikleriniz vardır ve size de fikir verir diye düşünüyorum. İşte geliyor. :)



1- Kiki's Delivery Service - 10/8

2- My Neighbour Totoro - 10/9

3- About Time - 10/8

4- Her - 10/8

5- Dans La Maison - 10/8

6- Before Sunrise - 10/9

7- Before Sunset - 10/8

8- Before Midnight - 10/7

9- Up - 10/10

10- Hunger Games - 10/8

11- Hunger Games: Catching Fire - 10/7

12- You've Got Mail - 10/6

13- Transformers: Dark Of The Moon- 10/6

14- Bridget Jones: The Edge of Reason - 10/4

15- Moonrise Kingdom - 10/7

16- Life of Pi - 10/8

17- Oliver Twist - 10/6

18- Sliding Doors - 10/7

19- The Secret World of Arrietty - 10/8

20- Like Father Like Son - 10/8

10 Aralık 2014

Yeni blog tasarımı



Merhabaa, kısa bir yazıyla yine buralardayım. Dün bloğumun tasarımında birkaç değişiklik yaptım. Uzun zamandır aklımdaydı, erkek arkadaşım da yardımcı olunca azıcık eğlenceli şeyler yapalım dedik. Bloğa giren birileri ilk bakışta beni ve yazdıklarımın içeriğini daha kolay bir şekilde anlayabilecek diye düşünüyorum artık. Yine sade bir şeyler oldu. Beyaz sayfalardan vazgeçemiyorum. Siz ne düşünüyorsunuz, beğendiniz mi, gözünüze fazla ya da eksik gelen bir şeyler var mı merak ediyorum. Fikirlerinizi yazarsanız pek sevinirim. :)


6 Aralık 2014

Bu aralar ben (birtakım yenilikler)

Merhabaaa sonunda geldim canım bloğuma. Yazı yazmayı inanılmaz özlemişim. Bir daha bu kadar uzun bir ara vermeyeceğim söz. Yazacağım konu başlıkları o kadar birikti ki böyle olunca üşenip nereden başlayacağını bilemiyor insan. Neyse ilk yazım bu kadar aradan sonra bu aralar ben neler yapıyorum yazısı olsun. Nerede kalmıştııık? Hatırlamaya çalışıyorum ama hafızam çok kötüdür. Gittiğim yerlerde o yüzden bir not defteri taşımak ya da fotoğraf çekmek çok işime geliyor. Neyse efenim ben şöyle aklıma esen bir yerden başlıyım artık anlatmaya. Burada olmadığım süreç içerisinde neler oldu neler. :)

Öncelikle Konya'dan döndükten sonra kardeşim de İzmir'e geldi hemen akabinde. O hafta sonu beraber istihdam fuarına gittik. Malum ben de çoğu yeni mezun gibi iş arayışları içerisindeyim ve bu fuarı da tabi ki es geçmem mümkün değildi. İlk başta çok heyecanlanıyorum böyle şeylerde, ne diyeceğimi bilemiyorum. Sadece bir cv bırakıp gitmek de çok cazip gelmiyor. Kardeşimin yanımda olması iyi oldu, beni cesaretlendirdi. Epey yere cv bıraktım, sohbet ettim. Çok fazla iş arayan insan var ve bu beni biraz umutsuzluğa düşürmedi değil. O aralar staj da mantıklı gelmeye başlamıştı bir de. Madem iş bulamıyorum ve deneyim olayı bu kadar önemli şirketler için en azından staj yapıp kendimi geliştirebilirim diye düşündüm bir süre. Sonra İşkur ile konuştum, iş başı eğitim programları hakkında bilgi aldım. Hafta içi gidip kayıt olacaktım ki beni şaşırtan bir gelişme oldu. Ta ta ta tammm! Öylesine başvurduğum kabin memurluğu pozisyonunda ilk aşamayı geçip mülakatlara katılmıştım ve 3 hafta sonra yani tam da hayatımla ilgili yeni kararlar aldığım bir anda kabul edildiğime dair olumlu mail geldi. İşte hayatın bu sürprizlerini seviyorum. Bir kez daha gelecekle ilgili planlar yapmanın ne kadar saçma olduğunu gördüm.
Neyse efenim ama ön bir şart olarak almam gereken bir sağlık raporu var. Geçenlerde İstanbul'a gidip işlemlere başladım, birkaç pürüz çıktı ve önümüzdeki Salı tekrar gidiyorum. Eğer bir sorun çıkmazsa yakın bir zamanda eğitimlere başlayacağım. Hala komik geliyor. :) Çok hayal kurmamaya çalışıyorum, olmama ihtimali var yine de. Eğitimlerde de elemeler devam ediyormuş çünkü. Yaşayıp görücez bakalım ama bir aksilik çıkmazsa yakın zamanda İstanbul'a yerleşiyorum. Çok heyecanlı ve hareketli bir sürecin içerisindeyim şu sıralar.
Yine çenem düştü. Neyse artık görsel kısmına geçeyim de biraz rahatlayalım. :)


17 Kasım 2014

Anket Sonuçlandı!

Merhabaaa yine yazacak şeyler fazlasıyla birikmiş ve ben bu yazıları yazmaya fırsat bulamaz haldeyim. Ama şu mini yazıyı buraya iliştirmem gerekiyor. Çünkü anketim bu gün itibariyle kapandı. Sadece 13 kişi oy kullanmış. Bu üzücü oldu. Okumaktan keyif aldığınız blog içerikleri hangisi diye sormuştum. Sonuçlar şöyle oldu:

Sinema/edebiyat: 5
Kişisel yazılar: 5
Gezi/seyahat: 3
Moda: 0

Bu sonuçlardan neye varıyoruz pekiii bloğumu olduğu haliyle seven az ve öz takipçim olduğuna. :) Çünkü zaten içerik olarak daha çok sinema, dizi, kişisel yazılar, kitaplar ve yolculuklarıma dair yazıyorum. Moda konusuna hiç girmedim. İyi de olmuş. :) Biriken çokça yazı var demiştim. İzlediğim dizilere ilişkin bir yazı yazacağım kesin ilerleyen günlerde. Bir de son zamanlarda izlediğim filmlere dair bir şeyler yazmak istiyorum. Sonra son günlerde neler yaptım? Çok güzel alışverişler yaptım bir kere. Yeni kitaplar aldım. Şirin kupalar ve en önemlisi sonunda minik de olsa bir kar küresi aldım. İkea'da kendimi kaybettim yine. Konya'dan döndüm.

10 Kasım 2014

Mini Anket ve Yeni Keşifler

Kısa bir aradan sonra yine buralardayım. Aslında hep buralardayım, sevdiğim blogları okumaya devam ediyorum ama yazı yazmak gelmiyordu pek içimden.
Bir de Konya'daki günler birbirinin aynı geçiyor. Evden pek çıkmıyoruz. Anlatacak bir şey de olmuyor o nedenle. Bu aralar neler yapıyorum peki? Açıkçası dizi izliyorum, internette takılıyorum, iş başvuruları yapıyorum, haber bekliyorum... 
Dizilere gelirsek esasında yakında uzunca bir dizi post'u yazmayı planlıyorum. Çünkü çok fazla dizi izleyen biriyim ve görüşlerimi paylaşmadan da olmaz tabii ki. 2 tane diziye başladım son günlerde. İkisi de bu sezon başlayan dizilerden ve her ikisi de bir çizgi roman uyarlaması.



5 Kasım 2014

La la la la la la la!



Geçen sene bir ara video editleme işlerine merak salmıştım. Ama bu konuda bir gelişme kaydedemeden merakım geçip gitti. Bu da ilk denemem. İstanbul - Bostancı civarlarında çekildi. Umarım isteğim geri gelir yine. :) Çünkü çok hoş şeyler ortaya çıkabiliyor ve izlemesi pek keyifli.

Müzik: Russian Red / They don't believe

3 Kasım 2014

Dekorasyon fikirleri - Yatak Odaları

Ev dekorasyonuna ilişkin fotoğraflara bayılıyorum. İlham veriyorlar genelde bana. Bilgisayarımda böyle bir dosya yapmaya karar verdim. Artık gördüğüm güzel fotoğrafları fikir vermesi için kaydedeceğim buraya. Tumblr'da bu şekilde bolca görsel var. Ben de görür görmez hoşuma giderse 'reblog' yapıyorum hemen. Aklıma burada da böyle bir seri yapmak geldi. (evet, bunlar hep işsizlik!) Ev dekorasyonları - çalışma masası - kitaplık düzenlemeleri vs. gibi konularda bulduğum ve sevdiğim fotoğrafları paylaşacağım. Umarım beğenirsiniz. Fikirlerinizi paylaşırsanız sevinirim. :)

İşte birkaç sevilesi yatak odası örnekleri:


31 Ekim 2014

Konya 1-2

Merhabaaa,

Mutlu keçi Konya'dan bildiriyor. Burada havalar serin ve yağmurlu. Karasal iklime sahip bir yer olduğundan yağmur görmek şaşırttı. İzmir yağmurlarının yanından geçemez tabi ki. Yolculuğumuz çok olaylı geçti bu arada. Kontur isimli bir otobüs firmasıyla gelmek zorunda kaldık. Otobüs de arızalıymış. Yolda 3 kere stop etti. Yağmur, fırtına hatta bir ara halüsinasyon görmediysem karlar içerisinden çıkıp geldik. Sonra tramvay yolu kapalı olduğundan mecburen taksi ile gelmek zorunda kaldık eve ve kazıklandık. Konya'da 2. kez taksiye bindim. Çok uyanıklar ya görmeniz lazım. Bomboş caddede yavaşça giden taksiyi uyardığımda burada radar var dedi ama radar olması çok mümkün görünmeyen bir caddeydi. Yabancı olduğunuzu anlayınca uyanıklık yapıyorlar baya. Zorunda kalmadıkça Konya'da taksiye binmeyin sakın! Neyse efenim kardeşimi görür görmez tüm sıkıntılarım geçti tabi ki. 2 gündür buradayız ve çok mutluyum. İstanbul'dan sonra kafam dinlendi resmen. Henüz dışarı çıkmadık ama hafta sonu bir yerlere gideriz mutlaka. Özellikle Havzan'da etli ekmek yemeden olmaz. Annem de çok merak ediyor hiç yemedi çünkü şimdiye kadar. Ben bayılıyorum etli ekmeğe. Dünden beri sürekli sohbet ediyoruz. Kardeşim bir süredir işi nedeniyle yurt dışındaydı ve pek konuşamadık. O yüzden konuşacak şeyler birikmişti baya. Kız kardeş gibisi yok cidden. Kardeşlerin değerini bilelim. :) Bu arada fotoğraf makinesinden fotoğraf atamıyorum şu an. O yüzden görselsiz bir paylaşım olacak malesef. Ama hafta sonundan sonra bol görselli bir yazı yazarım diye umuyorum. He bir de asıl yazıyı yazma nedenim bloğumun temasıyla oynadım azcık. Ufak tefek değişiklikler yaptım. Umarım beğenmişsinizdir. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.

Sevgiler! (:

29 Ekim 2014

İstanbul Günlüğü

Bu aralar ortalarda yokum, farkındayım. Ancak yoğun bir sürecin içerisindeydim ve yazmaya fırsat bulamadım haliyle. 2 haftanın özeti: Stres, panik, kariyer, kurslar, telefon trafiği, İstanbul, Florya, bitmeyen yollar, kalabalık, sınavlar, mülakat, İngilizce, sevgili, filmler, iş kıyafeti, özlemler filan.. neden bahsediyor bu kız diyebilirsiniz tabiki. Hemen şöyle açıklayayım, geçtiğimiz hafta arka arkaya 2 mail aldım biri garanti bankasından diğeri ise bir hava yolu şirketinden. İstanbul'a sınavlara davet edilmiştim. Hal böyle olunca tüm planlar değişti, biletler alındı ve yolculuk başladı. Önce kabin memurluğu pozisyonu için İngilizce sınavına girdim. Oldukça basitti. Sınavdan çıktığımızda erkek arkadaşımla Sirkeci'ye meşhur köfteci Namlı 'da yemek yemeye gittik ve tam o sırada mülakat maili geldi. Epey şaşırdım tabi bu kadar çabuk olacağını tahmin etmemiştim. Beni bir telaş sardı resmen güzelim köfteler boğazıma dizildi. :) 1.si mezun olduktan sonraki ilk iş mülakatım olacaktı, 2.si uygun tek bir kıyafetim yoktu ve hazırlanmak için sadece 1 tek günüm vardı.


14 Ekim 2014

Sürprizli bir gün ve Book Challenge (Final)

Merhabaaa, 3 gündür ertelediğim kitap meydan okuması etkinliğinin sorularına son gününde 3'ü bir arada güzel bir kapanış yapmak istiyorum. Öncelikle zihnin arka sokaklarına böyle bir etkinlik gerçekleştirdiği için teşekkür ediyorum. Bir sürü yeni kitap not ettim, yeni bloglarla tanıştım. Çok az okuduğumu ve daha çok okumam gerektiğini farkettim. Benim için hem eğlenceli hem faydalı bir süreç oldu kısacası. Keşke birileri bunun sinema versiyonunu da yapsa diyip kenarı çekiliyorum. :)
Ve işte book challenge'ın son soruları:

28. Gün: En sevdiğiniz kitap ismi?


Bu soruda acaba illaki okuduğumuz kitapları mı baz almalıyız bilemedim. Okumadığım kitaplar arasında da çok güzel isimler var çünkü. Ama ben cevap olarak şu an okuduğum Ercan Kesal'in Peri Gazozu kitabını söylemek istiyorum. Çok güzel bir ismi var ve yazarın hayatından kesitler sunan ufak ufak bölümlerden oluşuyor. Kitap bir o kadar dokunaklı bu arada yani şimdiye kadarki kısmı öyle en azından. Bu arada Ercan Kesal'in başarılı bir doktor, oyuncu, senarist ve yazar olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Bu kadar yeteneği bir arada barındırması hayranlık verici.

29. Gün: Herkesin nefret ettiği ama sizin bayıldığınız bir kitap?

Aklıma hiçbir cevap gelmedi. Öyle bir kitap okumamışım demek ki. Ama lisede V.C. Andrews'in Çatı serisini sabahlara kadar okurken herkes bunu çok saçma bulurdu. Ben tabi ki önemsemezdim. :)

30. Gün: En sevdiğiniz kitap?

Bu soru için aklımda birçok yanıt var. Ama Sabahattin Ali'nin Kürk Mantolu Madonna kadar popüler olmamış, göz ardı edilmiş kitaplarından biri, İçimizdeki Şeytan benim en sevdiğim kitaplar arasında üst sıralarda yer alıyor. Buradaki karakterlerin gerçekçiliğini çok sevmiştim. İçerisinde benim de hem fikir olduğum bolca saptama vardı hayata dair. İşte onlardan bazıları:

13 Ekim 2014

İzledim: Le herisson (The hedgehog)



Film: Le Herisson
Yapım: Fransız, 2009
Yönetmen: Mona Achache
Imdb: 7,4

Son zamanlarda izlediğim en naif, en tatlı filmlerden biri. Filmde 3 ana karakter var. Paloma, Renee ve Kakuro Ozu. Paloma 11 yaşında ama büyümüşte küçülmüş bir burjuva kızı. Her şeyin farkında, hayatın sırrını çözmüş edalarında dolaşıyor. Filmde zaten onun şu monoloğu ile başlıyor.

"Benim adım Paloma. Yaşım 11. Paris’te Emmanuel sokak 2 numarada lüks bir dairede yaşıyorum. Annem babam zengin; ailem zengin; dolayısıyla ablam ve ben de zenginiz. Ama buna rağmen, bütün bu şans ve zenginliğe rağmen uzun zamandır farkındayım ki gittiğim yolun sonu bir akvaryum. Öyle bir dünya ki, bütün yetişkinler, araba camına çarpan sinekler gibi. Ama bir şeyden eminim. Bu akvaryum, bana göre değil. Kararımı verdim. Bu senemi de doldurduğumda, 12. yaş günümde, 16 Haziran'da, tam 165 gün sonra, kendimi öldüreceğim. Kendimi öldürmem, bunu çürüyen bir sebze gibi yapacağım anlamına gelmiyor. Öldüğünüzde, önemli olan ölümün kendisi değil. Önemli olan o anda ne yaptığınız."


İntihar kararını aldıktan sonra babasının ona verdiği eski bir kamerayla çevresinde yaşananları-absürtlükleri- kaydetmeye başlıyor. Tüm karakterler nev-i şahsına münhasır tipler. O yüzden izlerken çok keyifli dakikalar geçiriyorsunuz. Oyunculuklar da gayet başarılı.

Renee ise 5 katlı bu lüks dairenin kapıcısı rolünde. Görünürde hayattan bezmiş, silik, kimseyle konuşmayan, asık suratlı ve huysuz bir ihtiyar kıvamında. Kimse de onu pek önemsemiyor. Ta ki apartmana yeni taşınan komşuları Kakuro Ozu'ya kadar. İnsanları tanıyabilmek için onlara iyi bakmak ya da çok sevdiğim yazar Panait Istrati'nin de dediği gibi "sevmek" gerekir. Sevmediğiniz insanları tanımak için uğraşmazsınız çünkü. İşte Kakuro da Renee'nin sadece kendine sakladığı, kimsenin bilmediği güzel yönlerini açığa çıkarıyor. Paloma ise kamerasıyla hayatın ne kadar çekilmez olduğunu kaydettiği sıralarda Renee'yi daha yakından tanıma fırsatı buluyor.



Kakuro da 50'li yaşlarında hoş giyimli, kültürlü ve çevresindeki güzellikleri gören, onlara değer veren sevimli bir tip. Ayrıca kendileri Japon efenim. Bu karakteri çok sevdim, çok insancıl. Doğu kültürünün batı kültüründen farkına da bolca göndermeler yapılmış bu karakter sayesinde.

İşte film bu 3 karakterin etrafında hayat ve ölüm üzerine güzel diyaloglar barındıran bir seyirlik sunuyor. Epey sürpriz bir sonla da bitiyor. Ağlamadım desem yalan olur. Bu arada Türkçe'ye Yaşamaya Değer ismiyle çevrilmiş ancak Fransızca da herisson "kirpi" anlamına geliyormuş. Zaten filmde de epey geçiyor kirpi lafı. Ayrıca unutmadan söyleyeyim film bir kitap uyarlaması. Muriel Barbery'nin L'Elegance Du Herisson isimli kitabından uyarlanmış. Türkiye'de Kirpinin Zarafeti ismiyle basılmış. Henüz okumadım ama en kısa zamandan okumak istiyorum.

Buradan sonrası spoiler olabilir.

Filmden bazı replikler; 

"Eğer hiçbir şeyin bir anlamı yoksa bununla başa çıkmanın bir yolu olmalı."

"Akvaryumdaki balık olma."

"Kedi dışarı çıkması. Kapıcı içeri girmesin."

"-Lütfen yarın akşam yemeğine misafirim olun. Fazla abartılı bir şey olmayacak, sadece bir komşu ziyareti.
+Komşu mu? Ama ben kapıcıyım.
-Bir insanın birden fazla vasfı olabilir."

Trailer;


Not: Bu filmi imdb'de içinde kitap-edebiyat olan filmler gibi bir listede buldum. İnternette bu tarz başka listelerde var. Yakın zamanda içlerinden izlemeyi planladıklarımın bir listesini yapıp burada paylaşacağım. Takipte kalın ve bu güzel filmi mutlaka izleyin! (:









12 Ekim 2014

Pazar Günü Keşifleri

En sevdiğim şeylerden biri yepyeni, el değmemiş bir blog bulmak ve tüm yazıları okumaya çalışmak. :) Bu sayede yeni şeyler keşfediyorum tabi ki. Bu da beni çok mutlu ediyor. 

Geçen sene yaptığım bir kitap ayracı.
İlk denemem. :)
10marifet.org'u biliyorsunuzdur orası sayesinde şirin şirin el işi şeyler öğreniyorum. Yapmasam da hevesleniyorum yeni şeyler yapmak için. Bu konuda çok yetenekli olmasam da kesip biçmek, kağıtlar, renkli şeyler, kartonlar, keçeler, dekoratif şeyler beni inanılmaz mutlu ediyor. Bir tek örgü işine uzağım, birkaç denemeden sonra o kadar sabırlı bir insan olmadığıma karar verdim. :)

Neyse efenim, dün sitelerde dolaşırken yine postcrossing sitesine düştü yolum. "Ya ben neden bunu yapmıyorum ki?" dedim. Üye oldum, kendimi anlatan bir şeyler yazdım. Sevdiğim şeyleri filan. Sonra kartpostal göndermek için sitenin bana önerdiği kişiler oldu. Almanya'dan Amerika'ya, Çin'e kadar geniş bir coğrafyada seçenekler sundu. Sırayla göndereceğim hepsine. O aşamada siteyle ilgili daha detaylı bir yazıyı buraya yazacağım elbette. Özellikle bana gelen kartpostallarda havaya uçmam olası. Çok seviyorum ben böyle şeyleri. Mektup, kartpostal, tebrik kartları.. Bizim ülkemizde böyle bir şey yok maalesef. Ama yurt dışına çıktığınızda tüm marketlerde doğum günü, yılbaşı, tebrik kartları, kartpostallar görüyorsunuz. Özel günlerde herkes sevdiklerine kart atıyor. Ne güzel. Böyle incelikli şeylere biz de sahip olsak keşke. Ya da çiçekçiler. Neyse konu farklı yerlere gitmeden toparlayayım. İşte ben de bu siteye üye oldum ve yakın zamanda kartpostallarımı hazırlayıp göndermeye başlayacağım. Kartpostal seçimi konusunda düşünürken kendi fotoğraflarımı ya da sevdiğim fotoğrafları kartpostal haline getirip getiremeyeceğim konusunda ufak bir araştırma yaptım. Postick denilen bir şey keşfettim. Sitede detaylı olarak anlatılıyor. Şuradan bakabilirsiniz. Bu stickerları istediğiniz fotoğrafın arkasına yapıştırıyorsunuz ve ortaya özgün bir şey çıkıyor. 50 tanesi 17 dolar gibi bir şey. Ancak yurt dışından sipariş ediliyor sadece. Belki kendimiz de yapabiliriz böyle bir şeyi üzerine düşünüyorum hala. :) Çok yaratıcı bir fikir, sevdim epey. 
İlk keşfim bu oldu.

kaynak


Diğer bir keşfim isee, sonbahara ve yağmura en yakışan şeyin yani kahvenin yanında dinlenebilecek güzel müzikleri barındıran coffeeplaylist sitesi oldu. İçeriği basit, kullanımı kolay. Yeni şarkılar da keşfedebilirsiniz hem . Tavsiye ederim. :)

Bugünlük bu kadar.

Sevgiler! (:

11 Ekim 2014

Şaşırtıcı Bir Son - Katya'nın Yazı (27)



Book Challenge etkinliğinin 27. gününde sorumuz "En beklenmedik sona sahip kitap?"

Katya'nın Yazı bu anlamda benim için öne çıkan bir kitap. Olay örgüsü, kurgusu ve müthiş finaliyle sizi iyice affalatıyor. Hatta sonunda doğru mu anladım ki, nasıl yani diyerek aynı satırları tekrar tekrar okuyabilirsiniz. Son 10 sayfayı evirip çevirdiğimi hatırlıyorum okuduktan sonra bir süre. :) Hakkında daha detaylı bir yazıyı önceden yazmıştım. Dileyen bakabilir şuradan.
Bu arada söylemeden edemeyeceğim. Şu aralar elimdeki kitabı bitirip yeni bir kitaba başlamak için sabırsızlanıyorum ama bir kitap bu kadar ilerlemez yani. Salinger'in en zorlayan kitabı oldu Yükseltin Tavan Kirişini Ustalar-Seymour Bir Giriş. :(

10 Ekim 2014

Ah şu dişler! + KMO (26)


Bugün sonunda beklenen operasyon gerçekleşti. 2 adet dişime dolgu yapıldı. Bir süre yarı uyuşuk bir yüzle robot gibi konuşarak dolaştım. Çok korkunç bir his. Kulağıma kadar uyuşmuştu yüzümün sağ tarafı. Dolgulardan biri de 20'lik dişime yapıldı. Çekilmemesine sevindim. Haftaya yine dolgular var artı bir 20'lik diş çekimi. En çok ondan korkuyorum. :(
Bu arada kitap meydan okuması etkinliğinde sona yaklaşıyoruz artık.

26. günün sorusu ise: Sizin bir konudaki düşüncelerinizi değiştiren bir kitap?
Şimdi buna ne desem bilemiyorum her kitap okuduktan sonra ben de farklı hisler uyandırıyor. Az ya da çok bir değişime yol açıyor. Ama farklı bir açıdan yaklaşarak şöyle bir cevap verebilirim. Normalde öykü türündeki kitapları okumayı çok sevmeyen biriyim. Ama Salinger'ın Dokuz Öykü isimli kitabı ve son okuduğum Baharda Yine Geliriz isimli Barış Bıçakçı kitabıyla birlikte sevebilirmişim gibi hissetmeye başladım. Ve en önemlisi öykünün o kendine has akışına alıştım. Okunacak onlarca başarılı öykü yazarı var biliyorum. Kitaplığımdaki Sait Faik ve Cemil Kavukçu kitaplarıyla bakışıyoruz mesela şu an. Denemelere devam! :)

9 Ekim 2014

Güzel Eylül'den Hatırda Kalanlar (kamp, filmler, kivi)

Kitap meydan okuması etkinliği dışında pek yazı yazmıyorum uzun süredir buraya. Her gün blog yazan biri olmadığımdan şu anki etkinlik bile benim için enteresan bir şey. Bu arada diğer yazıları ihmal ettim tabi. Mesela kamp yazısı ile ilgili görseller paylaşacaktım yalan oldu biraz ama şöyle bir yerdeydik diyip birkaç fotoğraf gösteriyim sizlere. :)

Şirintoş çadırımız, Gökova orman kampı

kalp, kalp :)

Azmak deresi, Akyaka
Kamp yapmak çok zevkli bir şeymiş. Hem ucuz, hem doğayla iç içe. Biraz sırt ağrısı olabilir ama o da işin cilvesi diyelim. :) Biliyorsunuz ki tüm yaz sınavlarla uğraştım. Sınavlar biter bitmez de böyle bir tatile gittik Ağustos sonu. Eylül nasıl geçti, neler oldu bilmiyorum. Çok çabuk geçti kesinlikle.
Hatırda kalanlar;

Odamda ufak tefek değişiklikler yaptım.

Cafe del mundo'da limonata eşliğinde arkadaşlarımla sohbet ettik, eğlendik.


Kivitoşun hastalıklarıyla uğraştık. Günlerce evle veteriner arasında mekik dokudum. Çok zor bir süreçti.

Eylül ayı içerisinde ne izledim, ne okudum?
Kitaplar açısından pek iç açıcı bir ay olmadı maalesef. Sadece tek bir kitap okumuşum o da Barış Bıçakçı'nın Baharda Yine Geliriz isimli kitabı. Detaylı bir yazıyı daha sonra yazacağım.

Neler izledim peki bu bir ay boyunca: 


- Loft (imdb: 7,5)


5 ana karakterin etrafında dönen bir hikaye. Evli ve başarılı 5 erkeğin eşlerini aldatmak için buldukları bir yöntem vardır. Mimar olan karakterimizin inşa ettiği gizli bir çatı katı. Burayı kimseye yakalanmadan ve çekinmeden özgürce kullanabileceklerdir. Bir gün bu çatı katında ölü bir kadın cesedi bulurlar. Ve hepsi birbirini suçlamaya başlar. Film boyunca asıl katilin kim olduğunu öğrenmeye çalışıyorsunuz. Oyunculuklar da gayet başarılı. Heyecanlı ve gizemli bir film arayışında olanlara tavsiye edilir.


- Incendies (imdb: 8,2)



Son zamanlarda izlediğim en etkileyici film kesinlikle. Konusu oldukça dramatik. Oyunculuklar harikulade. İzlerken tüyleriniz diken diken oluyor, bu kadarı da olamaz diye isyan ediyorsunuz. Hele sonunda öyle bir finali var ki yani hiç hiç beklemediğiniz bir şekilde bitiyor. Konusu ise kısaca şöyle Fransa'da yaşayan Lübnan'lı bir kadının ölümü üzerine çocuklarına vasiyeti okunur. Vasiyette abilerini ve babalarını bulup bıraktığı mektupları onlara vermelerini istemiştir anneleri. Daha önce abileri ya da babalarıyla ilgili hiçbir şey bilmeyen bu 2 genç bir bilinmezliğe doğru yol alırlar ve Lübnan'a giderler. Bu sırada annelerinin gençliğinden bu yana yaşadığı korkunç olayları izleriz. Yani film geçmişle şimdiki zaman arasında gidip geliyor. Dönemin siyasi koşulları, dini çatışmalar, savaş, bir kadının özgürlüğe uçuşu.. ve daha birçok noktaya temas eden sarsıcı bir film. Mutlaka izleyin.


-AngelA (imdb: 7,1)



Siyah beyaz 2005 yapımı bir Fransız filmi. Hem eğlenceli, hem dramatik ama izlemesi keyifli bir film. Çok da uzun olmadığı için nasıl bitiyor anlamıyorsunuz. Başroldeki karakterimizin başı çetelerle, borçlandığı adamlarla derttedir. İyice köşeye sıkışır, ne yapacağını bilemez ve intihar etmeye karar verir. Tam köprüden atlayacağı sırada genç ve oldukça güzel bir kız kendini sulara bırakır. O da kızı kurtarmak için suya atlar. Sonrasında hayatında bambaşka şeyler olmaya başlar. Birden bire karşısına çıkan ve intihar etmesini engelleyen bu güzel kız bir melek olabilir mi dersiniz? Modern ve güzel bir yorumlamayla farklı bir atmosfer yaratmış filmin yönetmeni. Tavsiye ederim efem.


- Julie&Julia (imdb: 7,0)



Julie ve Julia feel good movie kategorisinde izlenebilecek oldukça sevimli bir film. Epey de iştah açıcı. Aç karnına ve özellikle geceleyin izlememenizi tavsiye ederim. Julie işinden memnun olmayan, başarısız yazarlık denemeleri olmuş bir kadındır. Julia ise aşçılık alanında büyük ün yapmış Fransız yemeklerini Amerikan yemeklerine uyarlayarak çıkardığı kitaplarıyla büyük kitlelere ulaşmış biridir. Julie de büyük bir hayranıdır kendisinin. Her işi yarım bırakan ve bundan çok yakınan karakterimiz bir karar alır ve belirli bir süre boyunca her gün Julia'nın bir tarifini yaparak bloğuna yazmaya karar verir. Film de işte bu süreci anlatıyor. Bu film bana yemek yapmanın ne denli haz verici bir şey olduğunu gösterdi ve ne yapıyorsak yapalım yaptığımız şeyden zevk almamız gerektiğini. Ayrıca Julie blog yazarken ay blog yazmak çok güzel diye düşündüm. Ayrıca Meryl Streep sen ne kadar harika bir oyuncusun!!
Dip not: Film gerçek bir hikayeden uyarlama. Yani 2 karakter de tamamen gerçek. Julia Child'ın kitabı The Art of French Cooking. Merak edenler bulup tariflerini deneyebilir hemen. :)

Evet filmlerin yanı sıra Friends keyfi hala devam ediyor. 9 sezona geçmiş bulunmaktayım. İzlediğim en uzun soluklu dizi oldu. Çok seviyom! ^.^


Book Challenge - 25. Gün



Kendinizi bağdaştırdığınız bir kitap kahramanı?

Küçük Kara Balık! Neden bilmiyorum ama her zaman meraklı biri oldum. Hep daha ötesini merak ettim ve sonunu düşünmemeye çalıştım. Kabuğunu kırmak lazım her zaman hayatta. Hep ileriye bakmak lazım diye düşünüyorum. Hüzünlü biten masalları sevmiyorum ama küçük kara balık sevgi dolu minik kalbiyle hep içimde bir yerlerde olacak.

8 Ekim 2014

Book Challenge 22. 23. 24. Gün ve Bitmeyen diş ağrıları

Çocukluğumdan beri hiçbir şeyden çekmedim şu dişlerimden çektiğim kadar!!! Yani gerçekten neden bu kadar şanssızım, allahım neydi benim günahım demek istiyorum. Epey dolgum var, bunun yanı sıra 2 tane dişimi çektirdim saçma bir şekilde. Şimdi keşke kanal tedavisi yaptırsaydım diyorum. 20'lik dişlerim çıktı ve çürümeye başladı bile. Bir tanesinin çekilmesi gerekiyor ve sinire çok yakın bir yerde olduğu için zor bir operasyon olacak. Bunlar yetmiyormuş gibi bir süredir dolgu yapılmış dişlerim ağrıyor. Dün gecede eve gelir gelmez şiddetli bir ağrı başladı. Tüm gece ne yaptıysam geçmedi. En son buz koyarak azcık dindirmeye çalışırken acıyı, bünyem uykusuzluğa daha fazla dayanamadı ve sabaha karşı 7 gibi uyudum. Gün içinde de hafif şiddetli ağrılar devam etti. Gülümsemeyi çok seven biriyim, güldüğüm zaman da baya ağız dolusu gülerim hani şu "32 dişin görünmesi" şeklinde tabir edilen cinsten. Genelde de dişlerimi çok beğenir insanlar. Ama gelin görün ki hiç sağlıklı değiller. Bu kadar çabuk çürüdükleri için çok üzülüyorum. Dişlerimi ne kadar fırçalasam da iyi bakmıyorum aslında örneğin asitli içecekleri çok fazla tüketiyorum. Yarın diş doktoruyla randevum var. Şimdiden bana şans dileyin. Çünkü çok korkuyorum. Umarım az acılı bir tedavi süreci olur. :(

Kitap meydan okuması etkinliğinde sona yaklaşırken aksattığım günlerle beraber son 3 günün yanıtlarını şimdi yazmak istiyorum.

22. günün sorusu: Sizi ağlatan bir kitap?



Aklıma direkt tek bir yanıt geldi. O da Şeker Portakalı! Bazen bir kitabı okurken gözleriniz nemlenir, hüzünlenirsiniz, boğazınız düğümlenir filan ya ben bu kitabı okurken -ayıptır söylemesi- bildiğiniz salya sümük ağladım. İçinde çocuk karakterler barındıran, dünyayı çocukların gözünden anlatan kitapları da filmleri de çok seviyorum. Bu kitap da beni inanılmaz etkiledi. Ah Zeze, ah! Bu arada Şeker Portakalı'nın filme de uyarlandığını biliyor muydunuz? Ben henüz izlemedim ama izlenecekler listemde yerini aldı.







23. günün sorusu: Uzun zamandır okumak isteyip de alamadığınız bir kitap?




Ben uzun zamandır Tomris Uyar kitapları okumak istiyorum. Çok duyduğum ama hiç okumadığım bir yazar kendisi. Bir de şiir dünyasının 3 ası Cemal Süreya, Edip Cansever ve Turgut Uyar'ın aşık oldukları kadın olduğunu bildikçe iyice merak uyandırıyor benim için.







24. günün sorusu: Daha fazla insanın okumasını istediğiniz bir kitap?



Mihail(Arkadaş)- Panait Istrati demek istiyorum. Bu kitabı kardeşim tavsiye etmişti ve daha önce hiç duymadığım bir yazardı. İnce bir kitaptı. Elime alıp okumaya başladım ve o gün bitirdim, bolca da altını çizdim satırların. Bu kadar naif, bu kadar incelikli bir insanla tanışacağımı düşünmemiştim. Dünyanın o kaotik halinden o kadar ayrıydı ki kitap. Unuttuğum dostluk kavramı, gerçek sevgi, ve insanın özüne dönüşünü çok iyi yansıtıyordu. Bu yazarı keşfettiğimden beri hem herkese önermek istiyorum, hem de bencillik edip kendime saklamak. Bir kaç alıntı yapmadan duramayacağım kitaptan. Mutlaka okuyunuz derim bu arada. Ruhunuza iyi gelecek eminim ki.

"Yazık!" dedi Adrian, üzüntüyle başını öne eğerek. "Bense bir insanı sevebilmek için zamanın hiç önemli olmadığını sanırdım." 
"Evet ama birini sevebilmek için ilkin tanımak gerekir."
"Hayır, tam tersi. Birini tanıyabilmek için ilkin onu sevmeli. İlgimizi çeken insanlar, bize kendilerini sevdirir, böylece açılır, onları tanımamıza izin verirler. Bence, gönülleri birbirine yaklaştıran tek şey sevgidir."

"Yoksulluk -yaşamı olanaksız kılan gerçek yoksulluk- benim gibi kılıksız ve pasaklı olmak değildir, sevdiği yaşamı sürdürebilmek için bütün olanaklara sahipken insanca yaşayamayan adamın korkunç durumudur."

"..ve ancak şu anda, bu gölcüğe kendi vahşi güzelliğinden ötürü hayran kaldığım, bir kitabı kendi gerçek değerinden dolayı okuduğum, herhangi bir hareketi ya da bir lafı bir güzelin kara kaşı kara gözü ya da bir beyin ince beğenisi için yapıp söylemediğim şu anda duyuyorum, gerçek sevinci."


5 Ekim 2014

Book Challenge - 21. Gün

  Bugünün sorusu: Okuduğunuz ilk roman?


Şimdi düşününce ilk hangisini okumuştum acaba hatırlayamadım ama tahminen ilk okuduğum kitaplardan biri İpek Ongun'un Mektup Arkadaşları kitabı. Mektup Arkadaşları, biri Mersin'in bir köyünde diğeri İstanbul'da yaşayan yaşam tarzları, aile yapıları, alışkanlıkları birbirinden tamamen farklı Nilgün ve Şerife isimlerinde iki kızın mektuplarından oluşuyordu. Ben minik bir kasabada yaşayan kızımızın köy evlerinin o kendine has koca pencerelerinin içerisinde oturarak yazdığı-okuduğu mektup kısımlarına çok özeniyordum.O tip pencerelere ne denir bilemedim. Hani baya geniş olur iç kısmında oturulacak genişlikte bir yer olur. Görmüşsünüzdür kesin. Neyse o zamanlar keşke bizim de öyle bir penceremiz olsa diye hayal ediyordum. Kitaba gelince yer yer hüzünlü de olsa karakterlerin başına eğlenceli şeylerin geldiği okuması zevkli bir kitaptı. Tabi şu an aynı zevkle okur muyum bilemiyorum. :)

4 Ekim 2014

Bayram ve En sevdiğim romantik kitap (20)

Bu bayramlar çok mu çabuk geliyor ne? Oldum olası sevmemişimdir şu dönemi. Tamam sevdiklerinle bir araya gelmek hoş güzel şeyler ama her bayram tekrar tekrar sorulan sorular beni bunaltıyor artık. Şimdiye kadar herkes 'ee ne zaman mezun oluyorsun, senin okul bitmedi mi daha, mezun olunca ne yapacaksın?' derdi, artık yeni gündem 'iş buldun mu, hala mı işsizsin, bence şunu yap, bunu dene, iş mi beğenmiyorsun bakıyım sen, bak ruşen amcanın oğlu sedat ne kadar çalışkan(?) olacak ve ben içimden ya sabır çekerek sakinliğimi koruyama çalışacağım. Keşke biri akrabalarımıza hayatımızın bir tek bizi ilgilendirdiğini ve bu kadar çok burunlarını sokmaya gerek olmadığını anlatabilse. Serzenişlerle başladım ama hepinizin bayramını kutlarım sevgili blogspot ailesi. :) Burayı seviyorum. Bir grup kendi halinde insan özgürce istediği şeyi yazıp çiziyor, kimse kimseyi yargılamıyor, sevdiğimiz insanları takip ederek yazılarını okuyoruz filan iyi ki açmışım bloğumu diyorum o yüzden. Bu arada bir yandan dışarıdan, evimizin bahçe kısmından bıçak bileme sesleri geliyor çok korkunç, kurban bayramını malesef sevemiyorum. Vejeteryan değilim evet ama yine de hayvancıkların o halini gördükçe kalbim sıkışıyor, çok üzülüyorum. Ve ironik olan bugünün yani 4 Ekim'in aynı zamanda Hayvanları Koruma Günü olması. :(

Meydan okuma kısmına gelirsek efenim, aklımda başka bir yanıt vardı ancak ilerleyen sorulara baktığımda başka bir soruya daha bu cevabı vereceğimi gördüm ve o yüzden değiştiriyorum yanıtımı. Bu arada cidden nasıl aklınızda tutuyorsunuz kitapların hikayelerini, karakter isimlerini ya da diğer detayları bilmiyorum. Ben bu konuda çok kötüyüm kitabı bitirdikten kısa süre sonra hafızamda birbirinden kopuk şeyler oluyor sadece ve açıp bir yerlerden hakkında bir şeyler okuyorum anımsamak için. Acaba bu durumu iyileştirmenin bir yolu var mı ne dersiniz? Sinema konusunda bunu pek yaşamıyorum mesela ama kitaplar konusunda balık hafızalıyım. Acaba okuduktan sonra hakkında ufak bir yazı mı yazmalıyım özet gibi unutmamak için? Önerilere açığım.

20. günün sorusu: En sevdiğiniz romantik kitap?

Evet dediğim gibi aklıma ilk gelen cevap yerine başka bir kitap söyleyeceğim burada. Çok uzun zaman önce okuduğum etkileyici ve dramatik bir aşk hikayesinden bahsetmek istiyorum. Aslında bir değil iki. Andre Gide'in Pastoral Senfoni ve Dar kapı isimli romanlarından bahsediyorum.Benim okuduğum basımında ikisi aynı kitapta yer alıyordu. Pastoral Senfoni uzun bir öykü şeklinde idi. Zaten yazarın hepi topu 3 romanı varmış. Bir diğeri de Kalpazanlar ama onu henüz okumadım. Andre Gide'in romanlarının özelliği aşk ve din temalarını bir arada işleyişi ve  'erdem' olgusuna verdiği önem. Özellikle Pastoral Senfoni dini özelliklerini bir kenara atsak hikaye bazında düşünülünce tam bir pembe dizi kıvamında, Yeşilçam filmleri edasında. Konuyu çok net hatırlayamamakla birlikte özetle bir rahibin aşık olmaması gereken birine (kimsesiz kör bir genç kıza) aşık olması ve kendini sorgulayış süreci diyebiliriz. Aslında olayı pembe dizi kıvamına sokan şey aynı genç kıza rahibin oğlunun da aşık olmasıdır. Kızımız gözleri görmediği süreç içerisinde rahiple uzun sohbetler, yürüyüşler yapar hep, rahip ona okumayı, yazmayı, renkleri, sesleri, dünyayı öğretmeye çalışır. Ancak oğlu da kızımıza ilgi duymaktadır. Karısı ise rahiple kızın arasındaki yakınlaşmayı hissederek başlarda iyilik olsun diye kalkıştığı işten dolayı çok pişmanlık duyar ve mutsuz olur. Rahip efendi ise başlarda kabullenmese de ileride duygularının yoğunluğuna katlanamaz. Sonra kızımızın ameliyat olarak gözlerinin görme şansı olabileceğini öğrenirler ve o ameliyat gerçekleşir. Ta-ta-tam! Sonrasını söylemem. :) Ama size de biraz Türk filmlerini anımsattı değil mi? Ben bu hikayeyi sevmiştim. Özellikle rahibin kıza dünyayı öğretmeye çalıştığı sayfalar, betimlemeler, duyguları ile alakalı gel-gitleri, kızımızın saf ve kötülüklerden bir haber iç dünyası filan okuması keyifli satırlardı.

"Gözleri olanlar bakmasını bilmeyenlerdir."

Dar Kapı ise ufak yaşlarda ailesini kaybettiği için dayısı ile yaşamaya başlayan Jerome'nin hikayesini konu alıyor. Yine bir aşk üçgeni var. Jerome çocukluğundan itibaren dayısının en büyük kızı Alissa'ya ilgi duymaya başlar ve büyüdükçe büyük bir aşka dönüşür hisleri. Alissa ise Jerome'ye kardeşi Juliette ile daha uygun olacaklarını söyler. Çünkü Juliette'te bu sıralarda Jerome'yi sevmektedir. Alissa ise aşkı daha çok Tanrı'ya duyulan aşk şeklinde yaşamaktadır ve Jerome'yi uzaktan uzağa sevmemin en doğrusu olacağını düşünür. Kimseyle birlikte olmadan saf ve temiz bir şekilde Tanrı'ya ulaşmak istemektedir. Ama Jerome için bu kabul edilebilir bir şey değildir. Derin acılar içerisinde bulur kendini. Alissa'ya olan hislerinden vazgeçemez. Dramatik bir aşk hikayesi epey. Kitabın sonunda ise Alissa'nın günlüğüne yer veriliyor. Epey dokunaklı bir hikayeydi. Bir şekilde bir araya gelmelerini istiyorsunuz tüm kitap boyunca. Bu kadar erdemli, prensiplerine bağlı ve katı(!) olmalarını kabullenemiyorsunuz ama Andre Gide'in romanlarının özelliği bu sanırım. Aşkı hep farklı bir perspektifte ele alıyor. Ve her iki romanı da maalesef dramatik bir sonla bitiyor. Kimse mutlu olamıyor diyebiliriz.

"Hemen ölmek isterdim; çabuk, yalnız olduğumu tekrar anlamaya vakit bulamadan..."

Bu arada ufak bir not kitapları okurken ve sonrasında bir süre Andre Gide'in hep bir kadın yazar olduğunu düşünmüştüm. Erkek olduğunu öğrenince çok şaşırdım. :)

Book Challenge 17 - 18 - 19. Gün

Galiba ben böyle toplu yazı yazmaya alıştım ve biraz saldım kendimi. Ama aklım meydan okumadaydı cidden. :) Bayram öncesi yine alışverişler, arkadaşlar ve başka kişisel işlerle uğraşırken blog ihmal edildi tabi. Bir de doktor kontrollerim vardı geçtiğimiz gün. Neyse ki sonuçlar temiz çıktı. Bir de uzun zamandır elimde dolanan Barış Bıçakçı kitabı Baharda Yine Geliriz'i bitirdim. Hakkında yazacağım elbette ama o bu yazının konusu değil. Ha bir de Friends'in 9. sezonuna geçtim. Sona doğru yaklaşıyorum yavaş yavaş ama bitmesini hiç istemiyorum. Final bölümü sonunda kesin oturup ağlıcam. Bu arada izlemeyenlere şiddetle, ısrarla tavsiye ediyorum. İşsiz ve sıkkın geçen şu günlerde en büyük destekçim oluyorlar ve pozitif enerji gönderiyorlar devamlı bana. Mutlu olmak için birebirler. Neyse Challenge sorularımıza dönersek, nerede kalmıştıık...

17. günün sorusu: En sevdiğiniz kitabın en sevdiğiniz alıntısı?


Aslında çok fazla var ama aklıma ilk gelen canım Tezer Özlü'nün Yaşamın Ucuna Yolculuk kitabı oldu. Altını bol bol çizdiğim sayfalarla dolu bir kitaptı. Hayatı algılayış ve bunu dile getiriş şekline hayran kaldığım bir yazardır Özlü. Ve bu kitabı okuduktan sonra cidden aydınlandığımı hissetmiştim. Çoğu kişinin aksine bana karamsar bir yazar gibi gelmemiştir hiçbir zaman. Ama yaşadığı şeylerin çok çok zor olduğu gerçeğini ise asla yadsıyamam. Çocukluğun Soğuk Geceleri kitabında başından geçen intihar ve hastanede geçen günlerinden bahseder. Okuması oldukça zor sayfalar olmuştu benim için. Yaşamın Ucuna Yolculuk kitabından hangi alıntıyı yazsam karar veremedim ama şu ağır bastı sanırım biraz.

"Sordukları zaman, bana ne iş yaptığımı, evli olup olmadığımı, kocamın ne iş yaptığını, ana babamın ne olduklarını sordukları zaman, ne gibi koşullarda yaşadığımı, yanıtlarımı nasıl memnunlukla onayladıklarını yüzlerinde okuyorum. Ve hepsine haykırmak istiyorum. Onayladığınız yanıtlar yalnızca bir yüzey. Ne düzenli bir iş, ne iyi bir konut, ne sizin medeni durum dediğiniz durumsuzluk, ne de başarılı bir birey olmak ya da sayılmak benim gerçeğim değil. Bu kolay olgulara, siz bu düzeni böylesine saptadığınız için ben de eriştim. Hem de hiç bir çaba harcamadan. Belki de hiç istediğim gibi çalışmadan. istediğiniz düzeye erişmek o denli kolay ki… Ama insanın gerçek yeteneğini, tüm yaşamını, kanını, aklını, varoluşunu verdiği iç dünyasının olgularının sizler için hiç bir değeri yok ki. bırakıyorsun insan onları kendisiyle birlikte gömsün. Ama hayır, hiç değilse susarak hepsini yüzünüze haykırmak istiyorum. Sizin düzeninizle, akıl anlayışınızla, namus anlayışınızla, başarı anlayışınızla bağdaşan hiç yönüm yok. Aranızda dolaşmak için giyiniyorum, hem de iyi giyiniyorum. İyi giyinene iyi değer verdiğiniz için. İçgüdülerimi hiç bir işte uygulamama izin vermediğiniz için. Hiç bir çaba harcamadan bunları yapabiliyorum, bir şey yapıldı sanıyorsunuz. Yaşamım boyunca içimi kemirttiniz. Evlenizle. Okullarınızla. İş yerlerinizle. Özel ya da resmi kuruluşlarınızla içimi kemirttiniz. Ölmek istedim, dirilttiniz. Yazı yazmak istedim, aç kalırsın, dediniz. Aç kalmayı dendim, serum verdiniz. Delirdim, kafama elektrik verdiniz. Hiç aile olmayacak insanla bir araya geldim, gene aile olduk. Ben bütün bunların dışındayım. Şimdi tek konuğu olduğum bu otelden ayrılırken, hangi otobüs ya da tren istasyonuna, hangi havaalanı ya da hangi limana doğru gideceğimi bilmediğim bu sabahta, iyi, başarılı, düzenli bir insandan başka her şey olduğumu duyuyorum."

18. günün sorusu: Sizi hayal kırıklığına uğratan kitap?

Sonuna kadar okumayıp yarım bıraktığım bir kitabı örnek olarak gösterebilirim bu soruya. Ahmet Ümit'in Kukla isimli kitabı. Ahmet Ümit'in ismini sık sık duyuyorum. Tesadüfen elime bir kitabı geçmişti ve okumaya karar vermiştim ama çok boğucu gelmişti bana. O günden sonra da başka kitabını okumak istemedim hiç hatta biraz antipatik bulurum kendisini ne yalan söyleyeyim.

19. günün sorusu: Filme dönüştürülmüş en sevdiğiniz kitap? 

Okuduğum kitapların filmlerini pek izlemem aslında. Okuduklarım arasında da çok fazla filme çekilmiş bir kitap yok. O yüzden bu soruyu pas geçiyorum. Öyle direkt aklıma gelen harika bir uyarlama olmadı.

1 Ekim 2014

Book Challenge - 16. Gün ve Öncekiler

Kaç gündür Kivi ile halimiz bu! 


Merhabalar, çok çok özürlerimi ileterek book challenge etkinliğine kaldığım yerden devam etmek istiyorum. Kaç gündür işler güçler bir yandan kivi'nin rahatsızlığı derken bloğuma pek vakit ayıramadım açıkçası. Neredeyse 10 gün olmuş ve epey gerisinde kaldım meydan okumanın. O yüzden güncel sorulara kadarki kısmı hızlıca geçerek bu günün sorusuna gelmek istiyorum. En son 6. ve 7. günün sorularını cevaplamıştım. Merak edenler şuradan bakabilir. Şimdiii hemen başlayalım.

8. günün sorusu: En çok abartıldığını düşündüğünüz kitap?

Buna cevabım Kürk Mantolu Madonna olacak. Evet ben de çok sevdim filan ama o kadar çok her yerde paylaşılıyor ve herkesin dilindeki irite etmeye başladı beni maalesef.

9 günün sorusu: Sevmeyeceğinizi düşünüp de sonunda sevdiğiniz bir kitap?

Bu soruyu da düşündüm biraz ne olabilir diye. Aklıma Franny and Zooey geldi nedense. Okurken çok sevmesem de bitirdikten sonra iyi ki okumuşum dedim.

10. günün sorusu: Size evi anımsatan bir kitap? 

Bu soruya absürt bir cevap vericem ama bana evi anımsatan kitap Stephen King'in Kara Ev kitabı. :) Orta okuldayken battaniyenin altına girip korka korka okuduğum zamanları, çocukluğumu, odamı anımsatıyor düşününce.

11. günün sorusu: Nefret ettiğiniz bir kitap?

Böyle bir kitap yok benim için. Çünkü genelde bir kitabı sevmeyince yarım bırakıyorum. Yarım bıraktığım için de kesin bir şey diyemem açıkçası.

12. günün sorusu: Aynı zamanda hem sevdiğiniz hem de nefret ettiğiniz bir kitap?

Bu soru da bir enteresan yahu. :) Ne diyim şimdi. Bilemedim.

13. günün sorusu: En sevdiğiniz yazar?

Bu soru için düşündüm biraz ama haksızlık etmek istiyorum. İçimde bir yerlerde yeri hep ayrı olan bir yazar var. O da Tezer Özlü.

14. günün sorusu: Filme çevrilen ve tamamen bozulan bir kitap?

Tamamen bozulan değil ama Harry Potter serisiyle ilgili filmlerde yansıtılamayan şeyler olduğunu düşünüyorum. Kitabı önceden okuyup çok sevmiş biri film uyarlamasına her zaman önyargı ile yaklaşıyor galiba. Öyle bir sendrom.

15. günün sorusu: En sevdiğiniz erkek karakter?

Tabi ki Bay C. Yusuf Atılgan'ın Aylak Adam kitabını okumuş olanlar bilir. Okudukça kendimden bir şeyler bulduğum ve kendime çok yakın hissettiğim bir karakter Bay C. Çok severek okuduğum, bittiğinde kapatıp bir süre derin düşüncelere daldığım, hüzünlendiğim kitaptır ayrıca. Ufak bir alıntı yapmak istiyorum oradan.

"Tutamak sorunu dedim. dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. tramvaylardaki tutamaklar gibi. Uzanır tutunurlar. Kimi zenginliğine tutunur; kimi müdürlüğüne; kimi işine, sanatına. Çocuklarına tutunanlar vardır. Herkes kendi tutamağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır. Gülünçlüğünü fark etmez. Kağızman köylerinden birinde bir çift öküzüne tutunan bir adam tanıdım. Öküzleri besiliydi, pırıl pırıldı. Herkesin, "-veli ağanın öküzleri gibi öküz, yoktur," demesini isterdi. Daha gülünçleri de vardır. Ben, toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum: gerçek sevgiyi! Bir kadın. Birbirimize yeteceğimizi, benimle birlik düşünen, duyan, seven bir kadın!"

16. günün sorusu: En sevdiğiniz kadın karakter?

Bu sorunun cevabı da bellidir benim için. Çünkü özel bir anlamı var. Üniversite 2. sınıftayken tiyatro seçmelerine hazırlanıyordum ve sergilemek için Anton Çehov'un çok sevdiğim oyunu Martı'dan Nina karakterini seçmiştim. Oradan bir tirad seçip hazırlanmıştım. Nina karakterini çok severim. İçinde oyuncu olmaya dair büyük bir coşkusu vardır ama kapana kısılmıştır olduğu yerde ve sonunda özgürlüğe uçmayı başarır. Bu arada hazırlandığım tirad ise şuydu. Duygulandım o günleri anımsadım şimdi. :)

"Bastığım toprağı mı öpüyordunuz? Vurmanız, öldürmeniz gerekirdi beni! (Masaya doğru eğilir.) O kadar yorgunum ki... Biraz dinlensem! Dinlenebilsem... (Başını kaldırır) Bir martıyım ben... Yo, değil... Aktrisim... Öyle değil mi? (Arkadina ile Trigorin'in dışarıda gülüşünü duyar. Silkinir, kulak kesilir. Sol kapıya koşarak anahtar deliğine gözünü yaklaştırır.) O da burada demek... İyi... Tiyatroya inanmıyordu; hayallerimle alay ederdi hep. Ona bakarak ben de inancımı yitirdim; maneviyatım kırıldı... Aşk üzüntüleri, kıskançlık da bir yandan... Yavrum için korkuyordum hep... Miskinleştim, küçüldüm, oyunum manasızlaştı... Sahnede düzgün yürüyemiyordum; ellerimi ne yapacağımı bilemiyor, sesimi idare edemiyordum. İnsan kötü oynadığını hissedince ne acı duyar, bilemezsiniz! Martıyım ben... Yo... Değil de... Şey, siz o sıralar bir martı vurmuştunuz, hatırlar mısınız? Yaa!... Böyle işte... Gelmiş bir adam, durup dururken, laf olsun diye, yok etmiş kuşcağızı... Tam küçük hikâye konusu... Gene de söylemek istediğim bu değildi. (Alnını ovuşturur.) Ne diyordum?... Evet, sahneden bahsediyordum. Şimdi öyle değilim artık: gerçek bir artist oldum. Şevkle, coşkunlukla oynuyorum. Kendimden geçiyorum sahnede... Oyunumu, her şeyimi gerçekten güzel, gerçekten değerli görüyorum artık. Buraya geldiğimden beri her yanı dolaşıyorum. Hem yürüyor, hem düşünüyorum; ruhumun günden güne nasıl kuvvetlendiğini duyuyorum. Size bir şey söyleyeyim mi Kostya, bizim işlerde, sahne olsun, yazı olsun, ün, yaldız, kurduğumuz hayaller değil, sabırlı olmak önemli; buna iyice inandım. Kaderine katlan, inancını yitirme... Şimdi acı duymuyorum artık, ödevimi düşündükçe hayattan korkmuyorum."

21 Eylül 2014

Zor Günler ve Book Challenge (6.- 7. Gün)

2 gündür daha doğrusu Cuma gününden beri epey stresli zamanlar geçiriyorum malesef. Çünkü canım kedişim Kivi hastalandı. Birkaç gündür durgun ve gergindi sonra Cuma gecesi ateşi olduğunu fark ettim, mama yememeye başladı. Ben de dün hemen veterinere götürdüm. Üst solunum yolu enfeksiyonu geçiriyormuş. Doktor iyi ki hemen getirdiniz dedi. 3 tane iğne yaptı ateş düşürücü, vitamin gibi.. Bugün yemek yemeye başlar normale döner dedi ama pek bir değişiklik olmadı. Çok az yumurta sarısı yedirebildim sadece. Sabahta bir şey yemeyince ve durgunluk hali geçmeyince tekrar veterinere gittik. Yine 3 tane iğne yaptılar. Ateşi biraz yüksekmiş hala. Ağzında ve dilinde de ufak yaralar var ve hafif topallayarak yürüyor. 2 günde dağıldı resmen kedicik. Mama olarak CN mama verdi. Yemezse şırıngayla verirsiniz dedi. Kedimle ilgili şimdiye kadar burada hiç yazı yazmadım aslında biraz hikayesinden ve hala çok da geçmeyen kedi korkumdan bahsetmem lazım ama o başka yazının konusu olsun. Bugün eve döndüğümde ağzını zorla açarak şırıngayla yedirmeye çalıştım. Sonrasında kendi tabağından yedi neyse ki. Akşam da yemesi gerekiyor vücut direncini sağlaması için. Yarın da aynı şekilde. Eğer yememeye devam ederse yarın tekrar götürmem gerekecek veterinere. Ama eve döndüğümüzde kendiliğinde yemiş olması beni umutlandırdı. Salı günü de şehir dışına çıkıyorum iyi olmazsa aklım burada kalacak. Bu kadar bahsetmişken birkaç fotoğrafını da ekliyim de kimmiş Kivi görünüz. :)





Bu nedenle 2-3 gündür bloğuma pek giremiyorum ve soruları aksattım. Şimdi bir şeyler yazabilirim hazır kısmen de olsa moralim yerine gelmişken. Eveeet efenim, öncelikle soruları hatırlayalım.

6. günün sorusu: Sizi mutsuz eden bir kitap?

Okurken kendimi çok çaresiz hissettiğim ve benim başıma bunlar gelseydi ne yapardım diye düşündüğüm bir kitap okumuştum geçtiğimiz yaz.

İsmi, Frida Kahlo, Aşk ve Acı. Rauda Jamis tarafından yazılmış bir biyografik roman. Biyografi okumayı seviyorsanız mutlaka okuyun derim. Ben biyografik kitapları pek sevmememe rağmen har sayfayı iştahla okumuştum. Ve kitabı okuduğum her dakika Frida Kahlo'ya bir kez daha hayran kaldım. Kendimi ne zaman güçsüz ya da pes etmiş hissetsem aklıma gelir ve beni cesaretlendirir hayat hikayesi. Hiç bilmeyenler için Frida Kahlo Meksikalı ünlü bir ressamdır. Daha çok sürrealist çalışmaları ve otoportreleri ile ünlenmiştir. Bunun yanında gerçekten çok çok dramatik bir hayat hikayesi var. Ufakken geçirdiği çocuk felci nedeniyle bir bacağı özürlü kalır, aksayarak yürümeye başlar. Hatta arkadaşları ona 'tahta bacak Frida' lakabını takar. Daha ufacık yaşta acılarla ve dışlanmayla karşılaşan Frida bununla mücadele etmeyi öğrenecektir elbet ancak 19 yaşında bindiği otobüsün bir tramvayla çarpışması ve kazada ağır yaralanması bütün hayatını alt üst eder. Gerçekten çok kötü bir kaza geçiriyor. Demir çubuklardan bir tanesi kalçasını delip geçiyor ve ömür boyu ameliyatlarla korselerle uğraşıyor, derin acılar yaşıyor. Yaşaması bile mucizeyken dünyaca ünlü bir ressam haline geliyor. Kazadan sonra babasının ona hediye ettiği ve yatağın tepesine yani tavana asılan ayna başlarda çokça moralini bozsa da sonraları madem yatalak bir hastayım o zaman kendimi çizerim diye düşünerek meşhur otoportrelerine başlıyor. Tüm bu fiziksel acıların yanında çok çalkantılı bir aşk hayatı da yaşıyor. Ancak bunlardan en önemlisi bir kez boşanıp tekrar barıştığı ve uğruna her şeyi göze aldığı ressam Diego Rivera. Delicesine aşık olduğu bu adam onu birçok kez aldatır.  Bu yüzden ayrılırlar ama Frida dayanamayarak tekrar barışır. Sayfalar dolusu mektupları var kitapta ve insan okurken iliklerine kadar hissediyor sevgisini. İşte Aşk ve Acı kitabıyla sanat ve siyasette aktif olarak gördüğümüz Frida Kahlo'nun özel yaşamını yaşadığı acıları, aşkları tüm çıplaklığı ile okuyoruz. Nasıl bu kadar güçlü ve tutku dolu olduğuna şaşırarak okuyorsunuz tüm satırları. Çok etkileyici. Mutlaka okuyun derim.

Kitaptan alıntılar:

Bu bitmek bilmez can çekişmeden ibaret yaşamımla ilgili olarak şunu söyleyebilirim: Ben uçmak isteyip de uçamayan bir kuş gibiydim.

Umutsuz düşler insanı öldürür.

İnsanın ifade edemediği şeyin gücü patlayıcı, hasar verici, kendi kendini yıkıcı bir güçtür. İfade etmek kurtulmanın başlangıcıdır.

Kendimi hem kendim için yaşayabilecek denli güçlü ve iç zenginliğine ait hissediyorum, hem de değil bir davranışın en ufak bir düşüncenin paralayabileceği kadar yalnızım.

Başıma gelen en iyi şey, acı çekmeye alışmaya başlamam.

Yaşa,
ve senin yaşında,
yaşamına eşlik eden güneş,
günlerini saymasın
yalnızca aydınlatsın onları.

Kaza, resim yapmaktan tutun da sevme biçimine kadar öyle çok şeyimi belirledi ki! Böylesine büyük bir yaşama arzusu, yaşamdan çok şey talep etmeyi de beraberinde getiriyordu. Kaybetmeme ramak kalan şeyin her adımda bilincine vararak, yaşamdan çok şey bekledim. Yarım yamalak şeylere yer yoktu; yaşam ya hep ya hiçti.

7. Günün sorusu: Sizi güldüren bir kitap?

Bu kadar acının üstüne en çok ne zaman bir kitabı okurken eğlenmiştim diye düşündüm. Aklıma çok alternatif gelmedi. Dizi olsa hemmen bir Friends cevabı yapıştırırdım. :) Kitap olarak düşününce nedense aklıma direkt Ejderha Mızrağı serisi geldi. Harry Potter'ı bu kadar sevmesem geçtiğimiz günlerde en sevdiğiniz seri sorusuna bu cevabı verirdim. Serinin sadece 5 kitabını okudum ama uçsuz bucaksız bir dolu kitap var daha bu seriye dair. Nereden nasıl devam etmeli bir fikrim yok çünkü kitapçıda gördüğüm kadarıyla çok fazla kitap var. İşte bu seri benim lise hayatımın edebiyat ve fantastik dünyayı keşfedişime denk gelen en güzel yıllarını oluşturuyor. Hikayede elfler, kenderler, cüceler, şovalyeler, büyücüler havada uçuşuyor. İnanılmaz derecede sürükleyiciydi. Karakterler çok başarılı, yaratılan dünya sizi gerçek hayattan koparıp alıyor. Bir süre Krynn'de yaşadığınızı sanabilir Rastlin Majere ve Tanis Yarımelf'in sesini kulaklarınızda duyabilirsiniz. Neyse efenim bu seriyle ilgili ya da karakterlerle ilgili uzun uzadıya yazmak isterdim ancak zaten epeyce uzattım yazımı. Artık sorunun cevabına gelebilirim. İşte benim okurken en çok güldüğüm karakter bu kitaplarda yer almakta. İsmi Tasslehoff Burrfoot. Wikipedia'da kısaca şöyle özetlemişler kendisini. "Ejderha Mızrağı Destanı serisinin ana karakterlerindendir. Irkı kender olan Burrfoot, Kenderyurdu'nda doğmuştur. Doğası itibarı ile sürekli gezmeyi, yeni yerler keşfetmeyi istemektedir. Etrafına saçılmış keseleri ve yürüdükçe hareket eden tepe saçı ile dikkat çeker."
İşte bu meraklı ve aynı zamanda sevimli bir hırsız olan karakterimizin başına bir sürü şey geliyor kitaplarda. Onun ise başına açtığı işlerden kurtulma çabası, en yakın dostu yer cücesi Flint ile aralarında geçen diyaloglar beni çok güldürüyordu. Bu seride de en sevdiğim karakter olarak Rastlin Majere ile gönlümde 1.liği paylaşıyorlar. 

Temsili:






19 Eylül 2014

Book Challenge - 5. Gün

5. Günün sorusu: Sizi mutlu eden bir kitap?



Bu soruya ne desem diye çok düşündüm yani bu hissi hissettiğim birçok kitap oldu ama sanırım en çok hangisi derseniz Maeve Binchy kitapları derim. Bu kitapları da kütüphaneden alıp okumuştum zamanında. Aslında çok fazla edebi değeri olan kitaplar olmayabilir çoğu kitabı ama genel olarak sinemadaki "feel good movie" tabirini buraya uyarlayabiliriz diye düşünüyorum. O yüzden kötü ya da kalitesiz gibi niteleyemeyiz sırf çok satanlar listesinde yer alıyor vs. diye. Benim hatırımda kalan ve en sevdiğim kitabı ise Geri Döneceksin orjinal adıyla Tha Glass Lake olmuştu.


18 Eylül 2014

Book Challenge - 3. ve 4. Gün

Takip edenler bilir Pazartesi günü itibariyle bir etkinliğe başladık. Linkine şuradan ulaşabilirsiniz. İşte bu meydan okumanın bugün 4. günündeyiz ve ben dün malesef yazamadım. Neyse ki dünkü ve bugünkü sorular birbiriyle bağlantılı olduğundan yazması daha keyifli olacak benim için. Öncelikle sorular neydi bir hatırlayalım.

3. Gün: En sevdiğiniz kitap serisi?
4. Gün: Bu serinin en sevdiğiniz kitabı?


Yakın çevremdekiler bilir ki bu sorunun benim için tek bir cevabı var o da Harry Potter!!! :) Koyu bir Harry Potter hayranıyım. Kitaplarını çook çok çok severek okumuşumdır. Hatta 500 sayfalık bir kitabı 1 günde ya da 2 günde bitirmişliğim de olmuştur. Hatırlıyorum sabahları erkenden kitabı okuyacağım için sabırsızlıkla uyanırdım hem de mutlu bir şekilde -normalde pek güler yüzlü uyandığım söylenemez- Sonra mesela yemek yerken filan o an seriden hangi kitabı okuyorsam artık fark etmez, kitabı yanıma koyar bir yandan yemek yerken bir yandan okumaya çalışırdım. Abartmışım. :) Şimdi işin ilginç yanına geliyoruum 7 kitaplık bu serinin hiçbir kitabını satın alarak okumadım. Ya arkadaşlarımdan ya kuzenimden ödünç alarak okudum hepsini. O yüzden şu an elimde hiçbir kitabı yok. Keşke iyi kalpli birisi hediye etse. ^.^


Kitabın yazarı J.K.Rowling işsizlik maaşıyla geçinen bir kadınken, rötar yapan bir tren yolculuğu için beklediği bir gün kitabın hikayesini kafasında netleştiriyor. Sonra da elektrik faturalarını dahi ödeyemediği için kitabı her gün bir kafeye giderek yazıyor. Serinin ilk kitabı 1997 yılında Harry Potter ve Felsefe Taşı ismiyle yayınlanıyor. Türkiye'de ise YKY tarafından ve Sevin Okyay ve Kutlukhan Kutlu çevirisiyle basılıyor. Sanırım Rowling bu kitabı yazmaya karar verdiğinde bu kadar çığır açacak bir işe imza atacağını, tüm dünyada milyonlarca baskısının satılacağını ya da büyük seyirci kitlelerine ulaşan filmlerinin çekileceğini hiç mi hiç tahmin etmiyordu. Nasıl düşünebilir ki insan? Orhan Pamuk'un 'Bir gün bir  kitap okudum ve bütün hayatım değişti.' sözüyle başlayan bir kitabı vardır. Evet katılıyorum. Hatta bunu Rowling'e uyarlayarak bir kitap yazdı ve tüm hayatı değişti demek istiyorum. Bu arada Harry Potter serisinin, dünyanın en çok satan çocuk romanı ve dünyanın en hızlı satan kitabı ödüllerinin de sahibi olduğunu belirteyim. Çocuk romanı kısmına gelirsek ben bu espirilere çok maruz kaldım. Lisede elimde Harry Potter kitabıyla dolaşırken dalga geçenler çok oldu. En sevdiğim kitaplar olduğunu söylediğimde ciddiye almayan çok oldu. Beni sadece Harry Potter okumuş olanlar anlar diyerek susuyorum. :)
Çekilen filmlerin ise hepsini izleyemedim malesef. Sanırım ilk 4-5 filmi izlemiş olabilirim. Kitaptan kopuk bazı sahneler olsa da genel olarak filmleri de çok sevmiştim. Özellikle başroller bizim minik kahramanlarımız Hermione Granger, Ron Weasley ve Harry Potter oyunculuk ve tip olarak beğenimi kazandılar. Gerçi şu an kitapları düşününce filmdeki karakterler geliyor gözümün önüne engelleyemiyorum. Kitabı okurken ise farklı çalışıyordu hayal gücüm ister istemez. En kısa zamanda tüm filmlerini izlemek istiyorum en baştan. İlk sorumun cevabı belli oldu sanırım. :)

Gelelim serinin en sevdiğim kitabına, bu konuda çok fazla düşünmedim şu an  aslında. Çünkü daha önceden düşünmüştüm eheh. Arkadaşlarımla tartışırken de bu konu üzerine konuşmuştuk. Tam bu anda serinin 7 kitaptan oluştuğunu ve yaklaşık 10 yıl gibi bir sürede yazılıp basıldığını ekleyeyim. Bu kitaplarla büyüyen bir nesiliz biz yani. :) Seriyi oluşturan kitaplar ise sırasıyla şöyle;

1.Harry Potter ve Felsefe Taşı
2.Harry Potter ve Sırlar Odası
3.Harry Potter ve Azkaban Tutsağı
4.Harry Potter ve Ateş Kadehi
5.Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı
6.Harry Potter ve Melez Prens
7.Harry Potter ve Ölüm Yadigarları

Az önceki yanıtta çok fazla bilindiği için kitabın konusuna değinmedim ama kısaca özetlemem gerekirse; Harry, teyzesi,eniştesi ve aptal kuzeniyle zorlu bir yaşam sürerken (çünkü ailesini daha bebekken trafik kazasında kaybetmiştir -öyle olduğunu sanmaktadır-) bir gün Hogwarts isimli bir cadılık ve büyücülük okulundan mektup alır. Muggle olmayan (sihirli güçleri olmayan normal yurdum insanı) yetenekli büyücülerin kabul edildiği bir okuldur burası. Harry ise bu davet ve sonrasında gelişen olaylarla gerçek hayat hikayesini öğrenir. Esasında anne ve babası Voldemort(kim olduğunu bilirsin sen) tarafından yıllar önce öldürülmüştür. Hogwarts'a kabul edildikten sonra ise geçen zaman boyunca birbirinden ilginç ve tehlikeli şeyler yaşarken çok yetenekli bir büyücü haline dönüşecek, bir yandan da iyi büyücülerle kötü büyücülerin savaşında büyük bir rol üstlenecektir.

Benim bu seri içerisinde en sevdiğim kitap ise 5. kitap Zümrüdüanka Yoldaşlığı. Ayrıca Türkçeye çevrilen kitaplar arasında da en kalın olanıdır. Aslında bir geçiş kitabı denilebilir. Yani 4. kitap büyücülük dünyası adına epey yankı uyandıran cinsten bir finalle son bulmuştur. Spoiler olmaması için detay veremiyorum. Bu kitapta ise bu gelişmeler nedeniyle yıllar önce kurulan ancak tekrar aktif hale getirilen Zümrüdüanka Yoldaşlığı'nın hikayesini okuyoruz. Kitap boyunca iyi ve kötü büyücüler sürekli bir savaş içerisindeyken bir yandan da Harry'nin ergenliklerine, dışlanma psikolojisine tanıklık ediyoruz. Bu kitapta beni en etkileyen şey ise en sevdiğim karakterlerden birinin ölümü oldu. Baya gözyaşı döktüm o sayfalarda. Filmde kitap kadar etkileyici işlenmemişti malesef bu sahne. Neden serinin bu kitabı derseniz tam nedenini söyleyemiyorum belki de olaydan çok karakterlerin iç dünyasına daha çok inen daha fazla diyaloglara yönelik olduğu için diyebilirim. Harry'nin olgunlaşmaya başladığı ve ayakları üzerinde durmayı öğrendiği, gerçek bir savaşın içinde olduğunu iyice anladığı bir süreç olduğu için seviyorum bir de.
Son olarak rivayetlere göre J.K. Rowling kitabın devamı niteliğinde ve 10 sene sonrasında geçen bir kitap yazmayı planlıyormuş. Merakla bekliyoruz efenim.


Not: Görseller filmlerden alınmıştır. Kitap kapakları yerine minnoş film karelerini koymak daha çok hoşuma gitti.

16 Eylül 2014

Book Challenge - 2. Gün

Bugünün sorusu: 3 defadan fazla okuduğunuz bir kitap?


Aslında bu soruya başka bir yanıt verecektim ama yarın için vereceğim cevapla çakıştığı için farklı bir kitaptan bahsetmek istedim. Şimdiye kadar hatırladığım kadarıyla 3 kez okuduğum bir kitap olmadı. 2,5 olabilir. :) Lisedeyken hazırlık sınıfında hocamız Little Women kitabını okumamızı istemişti. O kadar çok sevmiştim ki sonra gidip Türkçesini de alıp okudum. Sonra aradan yıllar geçti. Bir kanalda bu kitaptan uyarlanan bir dizinin başlayacağını gördüm. Tabiki kitapla alakası yoktu. Ancak bu vesileyle aklıma düştü ve tekrar okudum. Yani tamamını okudum mu hatırlamıyorum. O yüzden 2,5 dedim. Biraz atlaya atlaya okumuş olabilirim. Genelde okuduğum kitabı tekrar tekrar okumam. Araya yıllar girdiyse ve o kitabı gerçekten çok sevmişsem istisnalar olabiliyor tabi.

Bugünkü yazım epey geç oldu çünkü ancak eve gelebildim. Yarın daha özenli bir yazı sizleri bekliyor olacak. Bu meydan okumadaki en sevdiğim sorulardan birini yanıtlayacağım. Oley! :)


© Mutlu Keçi
Maira Gall