11 Ağustos 2013

We Need To Talk About Kevin


Bugün uzun aradan sonra bir film yazısı yazacağım. Açıkçası izleyeli iki haftaya yakın oluyor ama ancak şimdi fırsat bulabildim. ( Ya da bu tamamen benim bahanem ) Bu filmi Mubi'de takip ettiğim kişilerin favori filmlerine bakarken gördüm. Zaten ismini ve hakkındaki eleştirileri önceden de sık sık duymuştum. Ama sonra aklımdan çıkmış izlemek. Bu arada izlenecekler listemi güncellememin ve adam akıllı bir liste yapmamın vakti gelmiş de geçiyor.

Neyse şimdi asıl konuya dönecek olursak 2011 yapımı We Need To Talk About Kevin psikolojik-gerilim türü severler için biçilmiş kaftan. Lionel Shriver'ın romanından uyarlanan filmin yönetmenliğini Lynne Ramsay yapıyor. Ben kitabını okumadığım için uyarlamanın iyiliği, kötülüğü hakkında yorum yapamayacağım. Ancak filmi başlı başına değerlendirirsek epey başarılı olduğunu söyleyebilirim. Konusu ise şöyle: Eva ( Tilda Swinton ), eğlenmeyi seven, bana hedonist biri gibi gözüktü nedense, kariyer hedefleri olan, henüz evliliğe de çocuk doğurmaya da hazır olmayan bir kadın. Kaderin bir cilvesi mi desek bilemiyorum ya da hedonist tavırlarının getirisi olarak ilerisini çok da tasarlamadan hamile kalıyor ve çocuğunu doğurmaya karar veriyor. Bu kararın doğru ya da yanlış olup olmadığını film boyunca sorguluyorsunuz. Yani hep bir klişe vardır ya hamile kaldığında o çocuğu doğurmalı mısın yoksa henüz zamanı değil mi? Kürtaj çok canice bir şey elbette ama filmi izledikten sonra bu konuyu tekrar sorgulayacağınıza eminim. Eva kariyerinden ve hayallerinden vazgeçerek evleniyor ve Kevin'i ( Eza Miller ) dünyaya getiriyor. Kevin'in ne kadar tuhaf bir çocuk olduğunu çeşitli sekanslarla film boyunca daha ilk andan itibaren izlemeye başlıyoruz. 15 yaşına geldiğinde ise beklenmedik bir olay oluyor ve Eva'nın kendini sorgulama süreci başlıyor.

Konu kısaca böyle ama benim kişisel görüşlerime gelirsek ben filmi psikolojik açıdan epey etkileyici buldum. Düşünün ki çocuğunu içten içe sevmeyen ama doğru olanın sevmek olduğunu bilen bir anne var. Tilda Swinton, en iyi performansını bu filmle sergilediği eleştirilerini fazlasıyla hak etmiş bence. Jest ve mimikleriyle aslında başka bir yerde olmak isteyen ama zoraki şirinlik ve sevgi-ilgi gösterileriyle oğlunun yanında olmak zorunluluğunu yaşayan bir annenin ikilemini fazlasıyla hissettirmiş. Baba figürüne karşı en başından daha ılımlı yaklaşan Kevin'in annesine olan bu tutumu acaba çocuklar her şeyi bu kadar iyi hissedebiliyor mu diye düşündürtüyor. Yine de Kevin'in hasta olduğu ve annesinin ona masal okuduğu, saçlarını okşadığı, Kevin'in de ilk kez normal bir çocuk gibi davrandığı sahne kafaları karıştırıyor. Ve çocukların aslında ne kadar masum olduğu gerçeğini ufak bir an'la bile olsa bizlere sunuyor Ramsay. Filmin müziklerini de Radiohead grubundan Johnny Greenwood yapmış. O yüzden olsa gerek gerilim dozu biraz daha artıyor. İlk andan itibaren geçmişle-bugünün birbirine karıştığı sahnelerle filme adapte olmaya çalışıyorsunuz. Bu başta biraz yorucu olsa da sonrasında alışıyorsunuz. Açıkçası sert bir film olmasına rağmen ben Dogtooth filmindeki gibi çok rahatsız edici -mide bulandırıcı derecede- sahne göremedim. Yönetmen bu konuda yani  bazı sahneleri gösterip göstermeme konusunda biraz ortada kalmış gibiydi.

Sonuç olarak, bu aralar ne izlesek diye düşünenlere Kevin Hakkında Konuşmalıyız filmini önerebilirim. İyi bir yönetmen, iyi bir senaryo (uyarlama) ve çok iyi oyunculuklar ile kaliteli bir yapım izleyebilirsiniz. İmdb puanı 7.5 ben de sanırım 8. verirdim.

Şimdiden iyi seyirler.

Trailer;

4 Ağustos 2013

Dokuz Öykü- J.D. Salinger (kitap arası notları)

"Onlara çok sıkı bağlıyım. Onlar annem, babam benim, yani bizler birbirimizin uyum içindeki parçalarıyız." dedi Teddy. "Hayattayken hoş vakit geçirsinler isterim, çünkü hoş vakit geçirmeyi pek seviyorlar.. Ama onlar beni de Booper'ı da -kız kardeşim- böyle sevmiyorlar. Yani, olduğumuz gibi sevemiyorlar. Bizi birazcık değiştirmezlerse sevemiyorlar. Bizi sevme nedenlerini nerdeyse bizi sevdikleri kadar, hatta çoğu zaman bizden fazla seviyorlar. Herkes diğerini sevdiği ölçüde, onu sevme nedenini seviyor, hatta çoğu zaman bu nedeni daha da çok seviyor. O zaman pek iyi olmuyor." (syf. 159/160)